Bill Gates’in 2007’de Harvard Mezuniyet Töreninde Yaptığı Konuşma

Bill Gates’in kim olduğunu açıklamak bile hadsizlik olur.

Microsoft’un kurucusu olan Bill Gates uzun bir süre boyunca dünyanın en zengin insanları listesinin zirvesindeydi. Bugün de yine servetinden bir şey kaybetmemiş olan Bill Gates, mezunu olduğu Harvard Üniversitesi’nde 2007 Mezuniyet Töreni’nde ilham veren bir konuşma yaptı.

Girişimcilik, iş geliştirme, tutku, azim, kararlılık, inovasyon gibi konularda ders niteliği taşıyan bu konuşmayı paylaşıyoruz sizlerle.

Tam 30 yıl boyunca şu cümleyi kurmak istedim: “Baba, sana okula dönüp mezun olacağımı söylemiştim. İşte mezun oldum.”

Harvard Üniversitesi’ne teşekkür ediyorum. 2008 yılında Microsoft’taki görevimden ayrılacağım ve 2007 yılı itibarıyla resmen üniversite diplomam olduğu için çok mutluyum.

4 yılda mezun olan arkadaşları tebrik ediyorum.

Ayrıca Harvard’ı terk eden kişiler arasında en başarılı öğrenci olarak anılmaktan ötürü de çok memnunum.

Harvard benim için olağanüstü bir deneyimdi. Akademik hayat muhteşemdi.

Kaydolmadığım derslere gidip katılırdım. Yurt hayatı pek iç açıcı değildi.

Yurt odamda daima birileri olur, gece geç saatlere kadar sohbet ederdik. Herkes benim sabah erken kalkma gibi bir derdim olmadığını bilirdi.

İşte bu şekilde anti-sosyal tayfanın lideri oldum. Sosyal hayatı yadsımak için birbirimize daha da yakınlaşırdık.

Harvard’la ilgili en büyük hatıralarımdan biri Ocak 1975’e ait. Yurttan Alberquerque kentindeki bir şirketi aramıştım. Dünyanın ilk kişisel bilgisayarını üreten bir şirkete yazılım satmayı teklif etmiştim.

Benim yurtta kalan tıfıl bir öğrenci olduğumu anlayacaklar diye çok korkmuştum. Ancak onlar henüz hazır olmadıklarını, birkaç ay içinde tekrar aramamı söylediler. Bu iyi oldu çünkü elimde onlara satacak bir yazılım henüz yoktu.

O andan itibaren okul hayatımın sonunu getiren yeni bir projeye giriştim. Microsoft’un tohumları da o günlerde atıldı.

Her şeyden öte Harvard’ı hem yüksek enerji ve zeka ile hatırlıyorum. Her zaman zorlayıcı olsa da heyecan verici ve kışkırtıcı bir atmosferi vardı.

Okuldan her ne kadar erken ayrılmak zorunda kalsa bile Harvard yıllarım benim şekillenmemde büyük pay sahibi oldu. Burada edindiğim arkadaşlar ve kazandığım fikirler hayatım boyunca yardımıma koştu.

Ancak geriye dönüp baktığımda tek bir pişmanlığım var.

Harvard’ı bıraktığımda dünyada ne kadar büyük bir eşitsizlik olduğunun, zengin ve fakir arasındaki uçurumun tam olarak farkında değilmişim.

Harvard’da ekonomi ve politika hakkında çok şey öğrendim, bilim dünyasındaki gelişmelere çıplak gözlerimle şahit oldum.

Ancak insanlığın en büyük ilerlemesi keşiflerle, icatlarla değil; bu keşiflerin eşitsizliği ortadan kaldırılmasıyla gerçekleşir.

Demokrasi, iyi eğitim, kaliteli sağlık ya da geniş ekonomik fırsat; adına ne derseniz deyin; eşitsizliği ortadan kaldırmak insanlığın ulaşabileceği en üst noktadır.

Okuldan ayrıldığımda milyonlarca insanın akıl almaz bir yoksulluk içinde yaşadığını bilmiyordum. Bu gerçeği fark etmem yıllarımı aldı.

Sizler Harvard’a farklı bir zamanda geldiniz. Dünyadaki eşitsizliği daha iyi biliyorsunuz.

Umarım bu yaşınızda gelişen teknolojilerin bu eşitsizliği nasıl ortadan kaldıracağı konusunda düşünme fırsatınız olmuştur.

Şöyle düşünün: Haftalık birkaç saat ve aylık bir miktar para sahibiniz ve bu kaynakları bir amaç uğruna sarf etmek istiyorsunuz. Bu para ve zamanı insanların hayatını kurtarmak-geliştirmek için harcamak istiyorsunuz.

Eşim Melinda ve ben de bu konuda kafa yorduk. Sahip olduğumuz kaynaklarla ne kadar çok insanın hayatına olumlu katkı yapabiliriz diye düşündük.

Yoksul ülkelerde her yıl milyonlarca çocuğun, tedavi edilebilir hastalıklar nedeniyle öldüğünü fark ettik.

Kızamık, sıtma, verem, hepatit B, sarı humma…

Adını daha önce hiç duymadığım, rotavirüs adında bir hastalığın her yıl yarım milyon çocuğun ölümüne neden olduğunu gördük ve şok olduk.

Madem bu hastalıkların tedavisi var, o halde bu çocukların kurtulması için insanlığın gereken yardımı yapması gerekir diye düşündük, ancak böyle bir şeyin gerçekleşmediğini fark ettik.

1 dolarlık bir aşının, çocukları ölümden kurtardığını ancak 1 dolarlık aşının bile bu çocuklara ulaştırılmadığını gördük.

Her hayatın eşit değerde olduğuna inanan biriyseniz, bazı çocukların yaşamının diğerlerinden daha az önemli olduğu gerçeği sizi tiksindirir.

Sonra kendimize sorduk: İnsanlık, çocukların ölmesine nasıl izin verebiliyor?

Cevap son derece acı: Piyasa bu çocukları kurtarmak için bir şey yapmıyor ve devletler de sübvanse etmiyor. Yani çocuklar, anne ve babalarının piyasanın tek hakimi olan paradan mahrum olması nedeniyle ölüyor.

Ancak bu para sizde ve bizde var. O halde piyasa unsurlarının yoksullar için daha verimli çalışmasını sağlayabilir, daha yaratıcı bir kapitalizm inşa edebiliriz.

Piyasanın ulaştığı yerleri esnetebilirsek, bu insanlar da geçimlerini sağlayabilir ve ölümcül yoksulluktan kurtulmuş olurlar.

Ayrıca devletleri, topladıkları vergileri bu vergileri veren kişilerin değerleri doğrultusunda harcamaya yöneltebiliriz.

Eğer yoksulların ihtiyaçlarını karşılayabilecek ve şirketlere kazanç sağlayabilecek yeni modeller bulabilirsek, dünyadaki eşitsizliği azaltmak için sürdürülebilir bir metod elde edebiliriz.

Bu projenin ucu açık. Asla sona ermeyecek bir girişimden bahsediyoruz. Bu soruna geliştirilebilecek bir çözüm dünyayı değiştirebilir. Bunu başarabileceğimiz kanısındayım.

Bu konuda umutsuz kişilerle konuştuğum zaman insanlığın başlangıcından beri eşitsizlik olduğunu ifade ediyorlar. Kısaca bu durumu umursamıyorlar.

Ben bu görüşe katılmıyorum.

Sandığımızdan daha fazlasını yapabileceğimize inanıyorum. Bu törende bulunan herkesin kalbini inciten bir insanlık trajedisi vardır.

Ancak hiçbir şey yapmadık. Umursamadığımızdan değil, ne yapacağımızı bilmemekten bir şey yapamadık.

Değişimin önündeki tek engel süreçlerin fazla karmaşık olmasıdır.

Bu hassasiyeti eyleme geçirebilmek için önce sorunu tespit etmeli, çözüm geliştirmeli ve harekete geçmeliyiz. Ancak süreci karmaşıklığı bu 3 adımı engellemekte.

Bir uçak düştüğü zaman görevliler hemen bir basın toplantısı düzenliyor. Durumu araştıracaklarını ifade ediyorlar, gelecekte benzer kazaların önüne geçmek için ellerinden geleni yapacaklarını söylüyorlar.

Bu görevliler dürüst olsalar, “Bu kaza önlenebilir bir hata nedeniyle oldu.” derler.

Burada sorun uçağın düşmesi değil, uçağın düşmesini engellemek için yapılabilecek bir şeylerin olmasıdır.

Bu ölümler hakkında medya yeterince haber yapmıyor. Medya olup biteni aktarıyor ve milyonlarca insanın ölmesi de yeni olan bir şey değil.

İnsanlara gerektiği gibi yardım etmemizi sağlayacak çözüm yolları bulmak için öncelikle “Nasıl yardım edebilirim?” mantığını bireysel ve kurumsal düzeyde oturtmamız gerekiyor.

Bu mantığı oturtmanın karmaşık olması herkesin yardım etmesini sağlayacak bir eylem planını hazırlamayı yavaşlatıyor. Yardımlaşma mantığını geliştirmek için; hedef belirlemek, en çok fayda sağlayan yaklaşımı bulmak, bu yaklaşıma en uygun teknolojiyi kullanmak gerek.

Bu sofistike bir ilaç da olabilir, basit bir aşı da olabilir. İdeal bir teknoloji tek bir dozda bir hastalığa karşı bağışıklık kazandırabilir mesela.

Yani devletler, ilaç firmaları ve vakıflar aşı geliştirme konusunda ortak faaliyet göstermelidir ancak bu işbirliğinin etkilerini en az on yıl sonra görebiliriz.

Bu esnada en ideal tedbirleri almalı, insanları bilinçlendirmeliyiz.

Önemli olan bıkmadan usanmadan düşünmeye ve çalışmaya devam etmektir. Kızamık ve tüberküloz konusunda 20. yüzyılda yaptığımız hataları yapmamamız gerekiyor. Yani pes etmemek şart.

Sorunu tespit edip çözüm geliştirdikten sonra ise bu girişimin etkisini ölçmek, başarı ya da başarısızlıktan ders çıkarmak gerekiyor.

Yani istatistikten yararlanmak, kaç kişinin aşı olduğunu, hastalıklardan ölen çocuk sayısındaki değişimi somut bir biçimde görmek gerekiyor. Bu hem yardım faaliyetlerini geliştirmek hem de şirket ve devletlerden fon almak için son derece önemli.

Şayet çabanıza başka insanların da katkı sağlamasını istiyorsanız onlara istatistiksel verileri gösterebilmelisiniz. Yaptığınız işin etkisini anlatabilmelisiniz. Böylece insanlar bir hayat kurtarmanın bir aile için ne anlama geldiğini daha iyi anlayabilir.

Dünya Ekonomik Forumu’na yıllar önce katıldığımda küresel sağlıkla ilgili bir panelde milyonlarca insanın hayatını kurtarmanın yolları tartışılıyordu.

Tek bir kişinin hayatını kurtarmayı düşünün ve sonra bunu on milyonla çarpın.

Bu panel katıldığım en sıkıcı panellerden biriydi.

Panelden önce ise mevcut bir yazılımın 13. versiyonunun lansman etkinliği vardı. Hepimiz çok heyecanlıydık o etkinlikte.

İnsanların yazılım hakkında heyecan duymasını seviyorum fakat neden insan hayatını kurtarma konusunda da aynı heyecanı duyamıyoruz?

İnsanlara yardım edip onların hayatındaki gelişmeyi göremediğiniz zaman heyecan duyamazsınız.

Bu da oldukça çetrefilli bir mesele ancak ben yine iyimser ve umutluyum.

Evet, eşitsizlik hep vardı ama bugün sahip olduğumuz araçlar bu eşitsizliği ortadan kaldırmaya yeter. İşte bu nedenle gelecek geçmişten daha farklı olacak.

Çağımızın en önemli inovasyonlarından biri olan biyoteknoloji, kişisel bilgisayarlar ve internet daha önce sahip olmadığımız imkanları sunuyor. Bu imkanları aşırı yoksulluğu ve önlenebilir hastalıkları ortadan kaldırmak için kullanabiliriz.

60 yıl önce benim bugün yaptığım konuşmanın bir benzerini George Marshall yaptı ve İkinci Dünya Savaşı sonrası savaştan zarar gören ülkelere destek verileceğini ifade etti.

O konuşmada şöyle dedi:

“Bana kalırsa radyo ve basında anlatılan gerçekler sokaktaki sıradan insanın anlayamayacağı kadar ağır bir dille anlatılıyor. Bu noktada insanların durumun önemini kavraması oldukça zor gözüküyor.”

Marshall’ın bu sözlerinden 30 yıl sonra, benim Harvard’a başladığım sınıftaki arkadaşlarım bensiz mezun oldu. Dünya daha küçük, daha yakın, daha açık ve şeffaf bir yer haline geldi.

Uygun fiyatlı bilgisayarların gelişmesi güçlü ağların kurulmasını, öğrenme ve iletişim imkanlarnın gelişmesini sağladı.

Bu ağın en güzel yanı, mesafeleri ortadan kaldırmasının yanı sıra herkesi birbirine komşu yapmasıdır. Aynı problem üzerinde çalışabilecek parlak insanların sayısını dramatik bir şekilde artırabilir; inovasyon potansiyelin sonuna dek kullanmayı sağlayabilir.

İnternet demişken internete erişimi olan 1 kişiye karşılık 5 kişinin internete erişimi yok. Bu da pek çok parlak zihnin konuşmaya dahil olamadığı anlamına geliyor. Deneyimli, birikimli ve zeki insanlar bu teknolojiye erişim sahibi olmadıkları için dünyaya fikirlerini sunamıyor. O nedenle internet erişimini olabildiğince çok kişiye ulaştırmalıyız.

Bunu gerçekleştirmek için devletler, üniversiteler, şirketler ve hatta bireyler sorunu görmeli, ideal yaklaşımı bulmalı ve çabalarının sonucunu görebilmeli. Ancak bu şekilde açlığı, yoksulluğu, hastalığı ve umutsuzluğu yenebiliriz.

Saygıdeğer Harvard Ailesi, bu törende dünyanın en büyük entelektüelleriyle bir aradayız.

Ancak hangi amaçla bir arada olduğumuz çok önemli.

Buradaki herkesin eşitsizliği önlemek için elinden geleni yaptığından şüphem yok. Ancak daha fazlasını yapmamız gerekiyor. Harvard bilgi ve deneyimini, adını duymadığı ülkelerde yaşayan insanların hayatını kurtarmak için seferber edebilir mi?

Burada Harvard yönetiminden bir ricada bulunmak istiyorum.

Okulla ilgili alınan her kararda kendinize lütfen “İnsanlığın en büyük sorunlarına çözüm geliştirebilir miyiz?” diye sorun.

Harvard dünyanın eşitsizliğini sonlandırmak için gerekeni yapmalı mı?

Harvard öğrencileri küresel yoksulluğu ve açlığı, temiz su kaynaklarından yoksunluğu, okula gidemeyen kız çocuklarını, tedavisi olan hastalıklardan ölen çocukları daha derinlemesine öğrenmeli mi?

Dünyanın en imtiyazlı topluluğu, dünyanın en imtiyazsız toplumları hakkında bilgi sahibi olmalı mı?

Bunlar retorik sorular değil.

Bu sorulara vereceğiniz yanıtlar, Harvard’ın eşitsizlik ve yoksulluk konusundaki tutumunu belirleyecektir.

Harvard’a kabul aldığım gün annem benimle gurur duymuştu. Annem insanlara yardım etmem konusunda daima bana öğüt vermiştir. Melinda ile evlenmeden birkaç gün önce Melinda’ya yazdığı mektubu okumuştu bize.

Annem o dönem kanserdi ve son günlerini geçiriyordu ancak bir şekilde mesajını bizlere ulaştırdı. Mektubun sonunda şöyle diyordu: “Çok şey verilenden çok şey beklenir.”

Burada, bu etkinlikle bir araya gelen bizler yetenek, imtiyaz ve fırsatlar bakımından avantajlı bir konumdayız. Ve dünya bizden çok şey bekliyor.

Yeni mezunlar olarak hepinizden bu eşitsizlik meselesine kafa yormanızı ve bu konuda uzmanlaşmanızı rica ediyorum.

Eğer bu konuyu kariyerinizin odağına koyarsanız olağanüstü bir şey yapmış olursunuz. Ancak etki bırakmak için illa böyle bir yol seçmek zorunda değilsiniz.

Haftada birkaç saat internette gezinerek konu hakkında bilgi edinebilir, sizle aynı hassasiyete sahip kişilerle buluşup eşitsizliği önlemek için fikir alışverişi yapabilirsiniz. Yani aktivist bir kişiliğe sahip olmanız gerek.

Sizler şahane bir dönemde mezun oluyorsunuz. Benim zamanımda olmayan bir teknoloji ortamında başlıyorsunuz kariyerinize.

Küresel eşitsizlik konusunda bizlerden daha bilgilisiniz artık.

Bu bilinç sayesinde ufak bir çabayla dahi kurtarabileceğiniz hayatların var olduğu düşüncesi bilinç altınızda size işkence edebilir.

Umarım 30 yıl sonra bu kürsüye çıkar ve yetenekleriniz, enerjiniz sayesinde başardıklarınızı anlatırsınız.

Umarım kendinizi sadece mesleki başarılarla değil, aynı zamanda insanlığın yaşadığı bu büyük eşitsizliği önlemek için yapacağınız çabalarla değerlendirirsiniz.

Bol şans.

 

İlginizi çekebilir

Bill Gates’ten Başarı Tavsiyeleri
Steve Jobs Hakkında Bilmeniz Gerekenler
100.000 TL Paranız Olsa Nasıl Yatırım Yapardınız? Hemen Deneyin!

Sadece 695 TL'ye Website Sahibi Olun!

Sitemizi Reklamsız Kullanmak İster misiniz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.