Çalışanları Daha Çok Ne Motive Eder? Ödül mü, Ceza mı?

18. yüzyılda yaşamış olan Jeremy Bentham’a göre “Acı ve haz yaptığımız, söylediğimiz ve düşündüğümüz her şeyi yönetiyor.” Günümüz nörobilimi ise Bentham’ın düşüncesini destekler nitelikte. Duygularımız ve motivasyon seviyemiz için kritik öneme sahip olan beynin limbik sistemi öğrenme yetkinliğimizden verdiğimiz kararlara kadar hayatımızın birçok alanına etki ediyor.

Bu kapsamda, herhangi birini motive etmek istediğimizde, ilk etapta bu kişiyi ödüllendirmek adına vaatlerde (olumlu bir geri bildirimde bulunmak, terfi şansı sunmak, prim teklif etmek vb) bulunuyor ya da cezalandırmaya (olumsuz bir geri bildirim, toplumsal saygınlığını zedeleme vb) yönelik gözdağı veriyor oluşumuz çok da şaşırtıcı değil. Fakat her zaman belirgin olmayan bir şey var ki, o da böylesi bir durumda önce hangisini göstermeli, ödülü mü yoksa cezayı mı ve ne zaman?

New York’ta bir hastanede yürütülen bir çalışma konuyla ilgili bazı cevapları bize sunar nitelikte. Söz konusu çalışma, hastalıkların yayılmasını önlemek için hastane hijyenin kiritik düzeyde öneme sahip olması sebebi ile çalışanların ellerini yıkama sıklığını arttırmak hedefiyle başlatılmış. Hastane personeline tekrarlı şekilde bu konu hatırlatılmış ve el jellerinin olduğu kutuların üzerine el hijyeninin sağlanamadığı durumda ortaya çıkabilecek olası problemlere değinen uyarı işaretleri konulmuş. Jel kutularının yakınına yerleştirilen kamera kayıtlarına bakıldığında, kamera ile izlendiklerini bilmelerine rağmen hastane personelinin sadece %10’unun hasta odalarının girişinde ve çıkışında ellerini temizledikleri ortaya çıkmış.

Daha sonra ek bir aksiyon alınmış. Oda çıkışlarına bir elektronik tahta yerleştirilmiş ve bu tahta ile çalışanlara anlık geri bildirimlerde bulunulmaya başlanmış. Herhangi bir çalışan, elini temizlediği an, tahtada olumlu bir geri bildirim (örneğin, “İyi iş çıkardın.”) verilmiş. Bu uygulamadan sonra el hijyeninde olumlu yönde büyük bir sıçrama yaşanmış ve yüzde 10 olan oran yüzde 90’a yükselmiş. Elbette hemen ardından bu çalışma hastanenin geneline yaygınlaştırılmış.

Böylesi bir müdahale nasıl bu kadar güçlü sonuçlar vermiş olabilir? Şüphesiz bu sorunun cevabı, bizim için bu çalışmadan çıkarabileceğimiz önemli bir ders niteliğinde.

Söz konusu elektronik tahtanın avantajı, çalışanlarda hastalıkların yayılacağına ilişkin tehdit edilme duygusunu uyandırmak yerine pozitif bir stratejiyi devreye sokmasından kaynaklanıyor. Bir hastane çalışanı ne zaman ellerini temizlese, o anda davranışı ile ilgili olumlu bir geri bildirim alıyor. Böylesi bir geri bildirim beyinde ödüllendirme sinyalini tetikliyor, bu sinyali yaratan davranış biçimini destekliyor ve gelecekte de bu davranışın tekrarlanmasını sağlıyor.

Peki ama, somut bir sonuç imlemeyen böylesi bir pozitif geri bildirim, hastalıkların yaygınlaşması olasılığı gibi güçlü somut bir veriyi içerisinde barındıran bildirime göre nasıl daha motive edici olabilir? Bu durum biraz garip gelebilir ama insan beynine ilişkin bildiklerimizi düşününce hiç de şaşırtıcı olmadığını söyleyebiliriz.

Nörobilim dalı, konu bir aksiyonun motive edilmesine (çalışan

ların uzun saatler çalışmasını sağlamak gibi) geldiğinde, ödüllendirmenin cezalandırmaya göre çok daha efektif bir yaklaşım olduğunu söylüyor. Tam tersi, cezalandırma ise insanların bir aksiyonu yapmamasını (çalışanların şirket için gizli bilgileri şirket dışında paylaşması gibi) sağlamak söz konusu olduğunda anlamlı sonuçlar vermektedir. Bunun sebebi, içerisinde yaşadığımız dünyanın sahip olduğu özelliklerle yakından ilişkilidir.

İster bir dilim kek ister hayalini kurduğumuz iş yerindeki terfi olsun, hayattaki ödülleri toplayabilmek için her zaman bir aksiyon almamız gerekmektedir. Bu nedenle beynimiz bir ödülü elde edebilmenin en iyi yolunun aksiyon almak olduğu bir ortam kurgulamak üzerine evrimleşmiştir. Ne zaman iyi bir şeylerin beklentisi içerisine girsek beynimiz hemen “yap” sinyalini oluşturmaya başlar. Bu sinyal, orta beynin derinliklerinde yer alan motor kortekse kadar uzanan dopaminerjik nöronlar tarafından yaratılır, böylece davranışlarımız kontrol edilir.

Tam tersi olarak, kötü şeylerden (zehir, derin sular, güvenilir olmayan kişiler) kaçınmak için ise her zaman geride durmak, kaçınmak yönelimini duyarız. Bu nedenle beynimiz, zarar görmemek için her zaman olmasa da çoğu zaman en iyi yolun aksiyon almaktan kaçınmak olduğu bir ortam kurgulamak üzere evrimleşmiştir. Dolayısıyla, bir şeylerin ters gittiğini hissettiğimizde, beynimiz hemen “yapma” sinyalini oluşturmaktadır. Bu sinyaller de benzer olarak orta beyinde yaratılarak motor kortekse kadar ilerlemekte, fakat “yap” sinyalinin aksine hareketsiz kalmayı sağlamaya çalışmaktadır.

Bu asimetrik durum, kısmen de olsa, elektronik pozitif geri bildirimin, hastane personelini motive etmek adına hastalık tehditine kıyasla neden daha başarılı sonuçlar verdiğini açıklamaktadır. Tabii bu noktada, sosyal teşvikler gibi başka parametrelerin de söz konusu olduğunu unutmamak gerekiyor.

Bir diğer çalışma ise biyolojik olarak, ödüllendirilmeye ilişkin önsezinin aksiyonlarımızı ne şekilde etkilediğini göstermektedir. Nörobilimciler tarafından yapılan bir deneyde, araştırmacılar, araştırmaya katılanlara belli bir miktar para önerdiklerinde (ödüllendirileceğine ilişkin önsezi), bu kişilerin aynı miktarda parayı kaybedeceklerine ilişkin bilgilendirildiklerindekine (cezalandırılacağına ilişkin önsezi) oranla, bir butona daha hızlı bastıkları (aksiyon alma) ölçümlenmiştir.

Her ne kadar bu tür görece basit araştırmaları gerçek hayata uyarlarken ihtiyatlı olmak gerekli olsa da, tüm bu araştırmalar bize gösteriyor ki, çevremizdeki insanlar üzerinde pozitif önsezi yaratmak, bir tehdit hissi oluşturmaya göre motive etme noktasında çok daha etkili sonuçlar doğuruyor. Çünkü çoğu zaman korku ve gerginlik hissi geri çekilmemize, aksiyon almak ve gelişim göstermektense vazgeçmemize neden oluyor. Bununla uyumlu olarak, çalışmalar gösteriyor ki egzersiz yapmaları ya da sağlıklı yiyecekler ile beslenmeleri için insanlara paraya dayalı ödüller vermek, onları obezite ve onunla ilintili hastalıklar ile tehdit etmekten çok daha etkili sonuçlar veriyor.

Uyarıların daha kısıtlı etkilerinin olmasını başka bir nedeni daha var. Araştırmalara göre, insan beyni olumlu bilgiyi olumsuz bilgiye göre daha iyi şekilde işliyor. Aslında, insanlar çoğu zaman pozitif bir bilgi ile karşılaştıklarında onunla kendilerini ilişkilendirme eğilimini negatif bilgiye göre çok daha fazla gösteriyor ki bu da optimistik bir bakış açısı yaratıyor.

Diğer insanların yetersiz kararlar verdiğini fark ettiğimizde, hemen bu kişilerin başarısızlıklarını gözümüzde canlandırıyoruz. Bu durum bizi otomatik olarak tasavvur ettiğimiz olası kötü durum ile ilgili bu kişileri uyarmaya sevk ediyor. Fakat, araştırmalar bu noktada bize, insanlarda bu şekilde korku hissi yaratmak yerine, hedeflerine ulaştıkları noktada elde edecekleri kazanımlara vurgu yapmanın daha güzel sonuçlar vereceğini söylüyor.

 

İlginizi çekebilir

Çalışanları Motive Etmenin 10 Bilimsel Yolu
Her Girişimcinin Bilmesi Gereken 8 Şahane Deney
100.000 TL Paranız Olsa Nasıl Yatırım Yapardınız? Hemen Deneyin!

Sadece 695 TL'ye Website Sahibi Olun!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.