Daha Fazla Kitap Okumanın 8 Yolu

Ne kadar okuyorsunuz?

Şahsım adına konuşayım, yetişkinliğe eriştiğimden beri yılda en fazla beş kitap okumuşumdur, o da şanslıysam tabii. Genellikle tatilde birkaç kitap okurum. Bir türlü bitmek bilmeyen birkaç kitap da komodinimin üzerinde aylarca bekler.

Derken geçen sene tam 50 kitap okuyarak kendimi şaşırttım, bu yıl da 100’e doğru adım adım ilerliyorum. Daha önce hiçbir zaman hayatın her alanında bu kadar yaratıcı olduğumu ve kendimi bu denli dinç hissettiğimi hatırlamıyorum. Sanki artık daha ilginç biri, daha iyi bir babayım, ayrıca eskiye nazaran çok daha fazla yazıp çiziyorum. Yani daha fazla okumaya başlamam domino etkisi yaratarak hayatımın diğer alanlarına tesir etti.

Şimdi “Keşke daha önce başlasaydım” diyorum.

Peki neden 20 yıl bekledim ki?

Açıkçası günümüzde dünya, insanı bir şeye tam anlamıyla yoğunlaşmaktan ziyade yüzeysel bir şekilde göz atıp geçmeye yöneltiyor. İşte bu yüzden de okuma miktarımı arttırmamı sağlayan değişiklikleri saptamam biraz zaman aldı. Bu değişikliklerin hiçbirinin okuma hızımla alakası yoktu, hatta aslına bakarsanız oldukça yavaş okuyan biriyim.

Değiştirdiğim davranışlarımdan yola çıkarak okumaya hayatınız için şu tavsiyelerde bulunabilirim:

 

Okumayı hayatınızın merkezine yerleştirin.

1998’de psikolog Roy Baumeister ve meslektaşları meşhur “çikolata parçacıklı kurabiye ve turp” deneyini gerçekleştirdiler. Denekleri üç gruba ayırıp onlara deneye kadar üç saat boyunca hiçbir şey yememelerini söylediler. Birinci gruba çikolata parçacıklı kurabiye ile turp verildi ve sadece turpları yiyebilecekleri söylendi. İkinci gruba da aynısı verildi ve istediklerini yiyebilecekleri bildirildi. Üçüncü gruba ise hiçbir şey verilmedi. Sonra araştırmacılar gruplardan çözülmesi imkansız bir problemle uğraşmalarını istediler. Burada amaç deneklerin ne kadar dayanabileceğini gözlemlemekti. Sonuç oldukça şaşırtcıydı; tüm iradelerini kurabiyeleri yememek için kullanan birinci gruptaki denekler pes eden ilk kişilerdi.

Peki bunun okumakla ne alakası var? Bence ana yaşam alanınızda bir televizyon olması buradaki çikolata parçacıklı kurabiyelerin yarattığı etkiyle eş değer. O kadar çok sayıda ilgi çekici televizyon programı var ki bizde kitapları okuyacak irade kalmıyor. Roald Dahl “Televizyon” adlı şiirinde ne de güzel söylemiş: “Lütfen, lütfen, yalvarıyoruz size / atın şu televizyonları dışarı / yerine de gidip güzel bir kitaplık alın ve duvara takın.”

Geçen sene eşimle evdeki tek televizyonumuzu alıp daha inşaatı bile bitmemiş olan karanlık bodrum katımıza taşıdık, ön kapımızın hemen yanındaki duvara da bir kitaplık taktırdık. Şimdi kitaplığı görüyoruz, yanından geçiyoruz. Her gün defalarca onunla temas ediyoruz.

Televizyonun ise yüzüne bile bakmıyoruz neredeyse; sadece tuttuğumuz takımın maçları ve sevdiğimiz bir yabancı dizinin yeni bölümleri yayınladığında açıp televizyon izliyoruz.

 

Herkesin içinde kitap okuyacağınıza dair kendinize söz verin.

Robert Cialdini, İknanın Psikolojisi adlı ufuk açan kitabında bir psikolojik çalışmadan bahsediyor. Buna göre insanlar at yarışı kuponlarını yatırdıktan sonra oynadıkları atların kazanma ihtimallerinin çok daha yüksek olduğunu düşünüyorlar. Cialdini kendini bir şeye adamanın sosyal etkinin en büyük altı silahından biri olduğunu söylüyor. Öyleyse neden kendimizi yarış atı olarak göremiyoruz? Okuma konusunda bahis oynayın: Bir e-posta listesi oluşturup okuduğunuz kitaplar hakkında yazacağınız kısa incelemeleri arkadaşlarınıza gönderebilirsiniz. İşte “Aylık Kitap Kulübü E-postası” ile ben her ay bunu yapıyorum. Açıkçası bu fikri kitapları en çok satanlar listesinde olan yazar Ryan Holiday’den çaldım. Holiday’in muhteşem bir okuma listesi olduğunu da ekleyeyim.

 

Güvenilir ve özenle seçilmiş kitaplardan oluşan birkaç liste bulun.

Yayınevleri yılda 50.000’den fazla kitap yayınlıyor. İyi, güzel de haftada 1000’den fazla kitap okuma şansınız var mı? Bu mümkün değil, bu yüzden de kitap incelemelerinin mevcut olduğu bazı kaynaklardan yararlanıyoruz. Eğer siz de benim gibiyseniz, kitapçılardaki “seçtiğimiz kitaplar” kısmını seviyorsanız o zaman başka birinin beğendiği kitapları alıp okumanız gayet mantıklı. Güvenilir ve özenle seçilmiş kitaplardan oluşan birkaç liste bulmak yukarıda bahsettiğim e-posta listelerini oluşturmak kadar kolay olabilir. Hatta bu işe biraz zaman ayırırsanız tamamen zevklerinize uyan bir liste bulmanız muhtemel. Bill Gates’in, Derek Sivers’in ve Tim Ferriss’in okuma listeleri en sevdiğim listeler arasında. Üstelik Ferriss, podcastlerine katılan konuklarının tavsiyelerini de kendi kitap listesine eklemiş.

 

Pes edip kitabı bırakma konusunda zihniyetinizi değiştirin.

Kitabı yarıda bırakıp buna üzülmek var, bir de bunu yapıp “Ne iyi ettim” demek var. Tek yapmanız gereken zihniyetinizi değiştirmek. “Oh be! Nihayet kurtuldum şu kağnı arabası gibi ilerleyen kitaptan. Artık başka kitaplara zaman ayırabilirim” deyin kendinize. Jim Urban’ın “Yolun Sonu (The Tail End)” adlı makalesi böyle düşünmenizi sağlayabilir. Urban bu makalesinde hayatınız boyunca kaç kitabı okumayı bıraktığımızı son derece çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Söz konusu rakamı öğrenip idrak ettiğinizde elinizdeki çöpleri atarak gerçekten kaliteli eserleri okumak isteyeceksiniz.

Şahsım adına konuşayım; sonuna kadar okuduğum her bir kitaba karşılık üç veya dört kitabı bitirmeden bırakıyorum. Herhangi bir kitabı satın almadan önce ilk beş sayfasını okuyup tonuna, anlatım hızına ve dil kullanımına bakıyorum. Sonrasında kitabı yarısında bırakmam gerekiyorsa da kendimi daha fazla zorlamıyor ve bırakıyorum.

 

“Haber orucu” tutun ve okumaya harcayacağınız parayı mantıklı kullanın.

Yıllar boyunca beş farklı dergiye aboneydim. Aboneliğimi sürekli güncelliyor, posta kutuma bırakılan taptaze gazete ve dergilerden büyük haz alıyordum. Derken uzun bir tatile çıktım ve kendimi adeta kitaplara verdim. O zaman anladım ki gazete ve dergilerdeki kısa kısa yazıları okumak beni derinlere inmekten alıkoyuyormuş, bu yüzden tüm aboneliklerimi iptal ettim.

Peki haber okumayı bırakmak kafanızı dinlendirmek haricinde ne işe yarar? Hemen söyleyeyim, aboneliklerimi iptal ederek yılda 500 TL fazla tasarruf sağladım ki bu parayla yılda yaklaşık 30 kitap satın alabilirsiniz. Düşünün, 10 ya da 20 yıl sonra elinizde bir dizi eski gazete mi olsun istersiniz? Yoksa okuyup hazmettiğiniz ödüllü kitaplardan oluşan bir koleksiyon mu?

 

Kütüphanenizdeki kitapları değiştirme hızınınızı üç katına çıkarın.

Fark ettim ki yıllarca kitaplığımı sabit, hiç değişmeyen bir sanatsal nesne olarak görmüşüm. Resmen vazoların yanında öylece durup beklemiş! Şimdi ise kitaplığım dinamik bir organizma gibi, yani sürekli hareket halinde ve daima değişim geçiriyor. Kitaplığıma bir haftada yaklaşık beş kitap ekliyor, üç veya dört kitabı da raftan alıyorum. Tüm bu kitaplar mahallemizde bulunan ve ödünç kitap veren kütüphaneden, muazzam bir kitapçıdan, bağımsız perakendecilerden, mağaza zincirlerinden ve tabii ki kitap satan internet sitelerinden geliyor. Zaman zaman elimizdeki bazı kitapları arkadaşlarımıza veriyoruz, sahaflara satıyoruz ya da bahsettiğim kütüphaneye bırakıyoruz, böylece okuduğumuz kitapları elden çıkarıyoruz. Bu kitap sirkülasyonu sayesine sürekli kitaplığa gidip kitap alıp koyuyorum, yani artık sadece bakıp geçmiyorum. Kısacası daha fazla kitap okuyorum.

 

Basılı kitapları tercih edin.

Film, dizi ve fotoğraflarımızın artık dijital hale geldiği bir devirde evlerimizde yavaş yavaş büyüyen bir kitap koleksiyonu bulundurmak bence hem güzel hem de anlamlı bir şey. Gerçekten de o sayfaları çevirirken geçirdiğiniz değişimi fiziksel olarak hissediyor ve zevk alıyorsunuz.  Ayrıca çoğumuz bütün günümüzü ekranlara bakarak geçirdiğimiz için elimize gerçek bir kitap almak hoş bir değişiklik olabilir.

 

10.000 adım kuralını kitap okumaya uyarlayın

İyi bir arkadaşım zamanında öyle bir hikaye anlatmıştı ki hala dün gibi hatırlıyorum. “Stephen King insanlara günde beş saat kadar kitap okumalarını tavsiye etmiş. Abi, böyle bir şey mümkün değil. Kim beş saatini okumaya ayırabilir ki?” demişti. Yıllar sonra bu arkadaşım bir gün ABD’nin Maine eyaletine tatile gitti. Bir sinema salonunun önünde kız arkadaşıyla sıra beklerken kimi görmüş bilin bakalım: Stephen King! Sırada beklerken kafasını okuduğu kitaptan kaldırmamış resmen. Sinema salonuna girdiklerinde King, ışıklar sönene kadar okumaya devam etmiş. Işıklar yanınca da hemen kitabını çıkarıp okumaya başlamış. Salondan çıkarken bile okumaya devam ediyormuş. Açıkçası Stephen King ile konuşup bu hikayenin doğru olup olmadığını teyit etmedim. Ancak hikayenin mesajı bence oldukça önemli. Yani isterseniz daha fazla okumanız mümkün. Her gün okumaya ayırabileceğimiz dakikalar var hayatımızda, hatta bu dakikalar hiç de az değil.

İşte bu da bir nevi 10.000 adım kuralı gibi. Bakkalın etrafında yürür, arabanızı otoparkın en dibine bırakır, çocuklarınızla evde koşuşturursanız bir bakmışsınız günde 10.000 adım atmışsınız.

Okumanın da bundan bir farkı yok.

Yılda beş kitap okuduğum dönemde o kitapları nerelerde ve ne zaman okuyordum, biliyor musunuz? Tatillerde veya uzun uçuşlarda. “Oooh! Dünya kadar boş vakit olacak. En iyisi kitap okuyayım bari” derdim o zamanlar.

Peki şimdi ne zaman okuyorum? Her zaman. Sürekli, gittiğim her yerde okuyorum. Çantamda daima bir kitap bulunduruyorum. Sabahları zihnim öğrenmeye açık olduğu için genellikle kurmaca olmayan kitaplar okuyorum, geceleri ise yorgun düştüğümden biraz dinlenmek adına kurgu kitapları tercih ediyorum.

İyi okumalar.

 

İlginizi çekebilir

Yılda 100 Kitap Okumanın Sırrı
Her Girişimcinin Mutlaka Okuması Gereken Kitaplar
Ayda 70.000 TL Kazanma Fırsatı
İş Kurmak İsteyenlere Özel İş Fikirleri
Yapılacak en karlı işler
Nasıl zengin olunur?
İnternetten para kazanma yolları
Hızlı Para Kazanma Yolları

Yazımızı beğendiniz mi?

Size daha güzel hizmet sunabilmemiz için lütfen bize destek olun. Yazımızı aşağıdaki sayfalarda paylaşabilirsiniz.

Kategoriler

yeni-is-kurmak2girişimcilik2bayilik2ilginc-is2

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

En Yukarı Işınlan ↑

DMCA.com

Gizlilik Politikası