Dünyanın En Kolay ve Stressiz Meslekleri

Çalışmanın zor olduğunu kimse inkar edemez. İster bir anaokulu öğretmeni olun ister bir itfaiyeci, geçimimizi sağlayabilmek için yaptığımız işlerin her birinin kendine has zorlukları ve problemleri mevcut. Patronlarımızın üzerimizdeki baskısı, yetişilmesi gereken teslim tarihleri, proje zamanında bitmediği için mesaiye kalmak… Her Pazartesi sabah işe gitmenin stresinden bahsetmiyoruz bile…  Peki ya, size bu durumun herkes için geçerli olmadığını söylesek? İnanamıyorsunuz değil mi? Geçmişten bugüne insanoğlunun garip istekleri ve ihtiyaçlarına cevap veren bu meslekleri yapmak için uzun bir özgeçmiş sunmanıza da gerek yok üstelik. Dünya üzerinde öyle garip mesleklere sahip insanlar var ki, bu işi yapabilmek için bir yeteneğe sahip olmanız gerekmediği gibi, ciddi meblağlarda para kazanmak da mümkün… Bugünkü yazımızda size dünyadaki en kolay (ve muhtemelen de en garip) mesleklerden bahsedeceğiz. Hazırsanız, tık tık!

 

Leydi Refakatçiliği (evet, hiç şaka yapmıyoruz)

Hayır hayır, hiç kimse bugünlerde leydilere refakat ederek para kazanmıyor. Bu Viktoryen dönemlerden kalma bir meslek. 1800 lü yıllardan, 1900’lü yılların başına kadar olan bir dönemden bahsediyoruz. Her şeyin değiştiği, iki günün birbirinin aynısı olmadığı, hızlı bir dinamiğe sahip olan bu dönemde kadınların toplum içerisindeki konumu hala tartışmalıydı. Eğer belirli bir sosyal çevreden gelen bir kadınsanız (ki bu da fakir değilseniz demenin viktoryen yoluydu elbette) bir yandan saygınlığınızı korurken bir yandan da para kazanabileceğiniz seçeneklerin sayısı oldukça azdı. Bu seçeneklerden birisi de leydilerin refakatçisi olmaktı. Bir leydinin refakatçisi olmak, genellikle orta sınfta yetişmiş ancak yine de görgü kurallarına hakim olan kadınlar için uygun görülüyordu.

Viktoryen dönem meslekleri arasında bu özellikle ilgi çekici bir pozisyondu aslında. Gururunuzu arkanızda bırakıp bir başkası için çalışmayı kabullenebildiğiniz takdirde, aslında gerçekten de bir “iş” yapmanız gerekmeden yüklü meblağlarda para kazanabiliyordunuz. Peki, bir leydi refakatçisi ne yapıyor diye soracak olursanız… Leydi refakatçileri, burjuva sınıfından olan, ama gerçek arkadaşları bulunmayan kadınlar tarafından, yalnızlıklarına ortak olunması ve kendileriyle zaman geçirilmesi amacıyla işe alınıyordu. Bir leydi refakatçisi olarak hanımınıza yemekler sırasında eşlik etmeniz, onunla oyunlar oynamanız, beraber kitap okumanız, parkta yürüyüşler yapmanız, çeşitli davetlere katılmanız gerekiyordu. Ana fikir, size maaşınızı ödeyen zengin ve yalnız hanımınız boş zamanlarını doldurmak için ne yapıyorsa tüm bu etkinliklerde ona eşlik etmekti. Eğer böyle bir pozisyonda çalışmak istiyorsanız yapmanız gereken şey oldukça basitti: gazeteye ilan veriyordunuz! İş görüşmeleriyse renkli anlara sahne oluyordu: rakipler bir dizi alanda yarışıyor, kimin daha güzel şarkı söylediği, dans ettiği, piyano çaldığı, dikiş diktiği gibi etmenler işe kimin alınacağında rol oynuyordu. Tabii bu pozisyona başvuran kadınların müstakbel leydilerinden talepleri de değişkenlik gösteriyordu. Kimisi ilgi çekici yetenekleri ve yaratıcı mizah anlayışı için oldukça yüklü meblağlarda bir maaş talep ederken, kimileriyse sadece kendisine yatacak bir oda verilmesini istiyordu.

Bu işi yapmanın en zor yanıysa, aslında sadece bir uşak olduğunuzun farkındalığıyla yaşamaktı. Evet, şık elbiseler giyiyordunuz, balolara, çaylara katılıyordunuz ama sonuçta sürekli gülümsemesi ve eğlenceli olması gereken bir uşaktan başka bir şey değildiniz. Mutsuz olmaya, sıkılmaya, kötü bir gün yaşamaya hakkınız yoktu. Bu, ne kadar gururlu olduklarıyla bilinen Viktoryen dönemi kadınlar için kabullenmesi oldukça zor bir şeydi. Ama diğer opsiyonunuz fabrikada cıvata sıkmak olduğunda, elbiselerle beş çayına katılmak daha çekici geliyordu elbette.

 

Ayı Lideri (????!!!!!)

Ayı Lideri dendiğined akla ilk gelen şey, sirklerde, karnavallarda ayıları eğiten ve onların bakımını üstlenen kişiler oluyor haliyle. Ama aslında konun gerçek ayılarla hiçbir alakası yok 🙂 Ayı Liderliği, saray için çalışmak demek aslında. Kraliyet ailesi için çalışan ekibin bir parçası olmak ise hiç de kolay bir şey değil. Eğer, gerçelten şanslıysanız, ayı lideri olmak gibi bir mevkiinin sahibi olabilirsiniz. Bu sayede hem kolera ve veba mikrobu bulaşmamış temiz havlulara ve suya erişiminiz olur, hem de gerçek bir sorumluluk sahibi olmadan, baş ağrılarından kaçınarak kısmen rahat bir hayat sürebilirsiniz. Saygıdeğer genç adamlar için harika bir fırsat olan bu pozisyon, kraliyet ailesiyle beraber Büyük Tur’a katılmanızı gerektiriyor. Büyük Tur aslında harika bir tatil planı – ülkenin dışına çıkarak tüm kıtayı geziyorsunuz, hem de bunu kraliyet ailesinin parasıyla yaparken yeni ticaret anlaşmalarının bir parçası olup, yabancı kültürleri deneyimleme şansı buluyorsunuz. Ve hayır, önceden de belirttiğimiz üzere, gerçekten ayılarla çalışmıyorsunuz. Ayı Liderliği, genç kraliyet üyeleri bu yeni ülkeleri ziyaret ederken onlara göz kulak olan kişiye verilen ad. Prenslerin ve düklerin tur rehberliğini yapmak, onları bu yabancı ülkelerin kerhanelerinden uzak tutmak, çok içtiklerinde tanımadıkları bir ülkede, arka sokakta, üstlerine başlarında kusmukla uyanmalarına engel olmak gibi çeşitli görevleri olan Ayı liderleri, 3 yıllık bu turda genç soyluların vasileri haline geliyor diyebiliriz.

 

Kurbağa Doktorları

Böyle deyince orta çağdan bahsediyormuşuz gibi duyuluyor olabilir. Ama hayır, sadece 18. Yüzyıldan bahsediyoruz aslında. Kurbağaların şifa veren güçleri olduğu inancı, antik romaya dayandığını biliyor muydunuz? Geçen yıllar boyunca birçok kurbağa üzerinde yapılan pek de sevimli olmayan bu deneylerde kurbağalara çeşitli yollarla işkence yapıldıktan sonra onlardan geriye kalanlar belirli yöntemlerle yeniliyor ya da içiliyordu – IYK! 18. Ve 19. Yüzyılda devam eden bu gelenekte birçok profesyonel kendilerini kurbağa doktorları olarak adlandırmıştı ve medikal sorunların çözümünde sadece kurbağa bazlı yöntemler kullanıyorlardı.

Eğer scrofula’nız varsa (bu verem ve cilt hastalıklarının kombinasyonu için kullanılan bir terimdi) bu kurbağa doktorlarına giderdiniz. Bu o kadar popüler bir çözümdü ki, çevrenizde boynunda küçük bir kese taşıyan birçok insan olurdu, bu keselerin içinde kurbağa doktorlarının size özel olarak kopardıkları kurbağa bacakları bulunurdu, insanlar bu bacakları boyunlarına asılı bir kesede taşıyarak hastalıklardan korunacağına inanıyordu. Evet, bildiğimiz kurbağa. O yeşil, minik, zıplayan, vıraklayan hayvanların kendilerini bakterilerden ve virüslerden koruduklarına eminlerdi.

Peki neden bunu insanlar kendileri yapmıyorlardı da, kurbağa doktorlarına sadece kurbağa bacaklarını koparıp bir keseye koymaları için para veriyorlardı? O dönemlerde, işin asıl püf noktasının kurbağayı bu “medikal sürece” hazırlamak olduğuna inanılıyordu. Dolayısıyla önemli olan kısım önceki hazırlıktı. Üstelik, bu kurbağa doktorlarının yaptığı tek şey de değildi elbette. Kurbağaları kullanarak birçok farklı hastalığı tedavi eden bu doktorlar, romatizmaya, kuduza, epilepsiye, idrar yolları enfeksiyonuna ve daha birçok hastalığa çare bulduklarını savunuyorlardı. Peki ne mi yapıyordunuz? Kimi zaman çözüm boynunuzda asılı deri bir kesede kurbağa külleri taşımaktı, kimi zaman bir doz kurbağa zehri enjekte edilmesiydi, kimi zamansa günde bir kaşık kurbağa pudrasını bir bardak suya karıştırıp içmekti.

 

Frenolojist

Sosyal ve fen bilimlerinin bazıları içinde yaşadığımız dünyayı anlayıp anlamlandırmamıza yardımcı olup hayatımızı kolaylaştırırken kimisi de en iyi ihtimalle bilimsel görüşün sınırlarını fazlasıyla zorlayarak bilim adı altında insanları kandıran görüşlerden oluşuyor. Frenoloji de tam olarak bunlardan birisi. En bayağı bilim dallarından birisi olan frenolojiye göre bir insanın kafatasındaki çıkıntılar, girintiler ve bunun gibi ayırt edici özellikler kişinin güçlü ve zayıf yönlerini ve karakterlerini gösteriyordu. Frenolojistler bir kişinin kafatasının şekline bakarak onlara kendileri hakkında bilmeleri gereken her şeyi söyleyerek para kazanıyor, kafatasının her bir bölümünün farklı bir karakter özelliğiyle ilişkili olduğunu savunarak buna göre insanların karakterlerini tahlil edebildiklerini iddia ediyorlardı. Bir kişinin ne kadar umut dolu, ne kadar cesur, ne kadar rekabetçi olduğunu kafatasını inceleyerek belirleyen frenolojistler 21 farklı duygusal özelliğin ve 14 farklı bilişsel özelliğin kafanızdaki çıkıntılardan okunabildiği konusunda ısrarcıydı. Onlara göre karakteriniz kafatasınızda yazılıydı, tüm kaderiniz, geleceğinizin sırları orada mevcuttu. Ama okuyabilene….

Bu her ne kadar şu an bize çılgınca gelse de bu fikir hem amerika’da hem de Avrupa’da uzunca bir süre boyunca oldukça popülerdi. Birbirine uyumlu olup olmadıklarını merak eden çiftler, geleceklerinde başarı var mı öğrenmek isteyen girişimciler, potansiyel adaylar arasından en çalışkanını işe almak isteyen patronlar sıklıkla frenolojistlerin yolunu tutuyordu. Frenolojistler arasında gerçek doktorlar bile vardı, hatta hatta 19. yüzyılın ortalarına doğru Lydia Fowler isimli bir kadın frenolojist tıp fakültesinden mezun olarak tıp dünyasının ilk kadın profesörü haline gelmişti. O zamanlarda frenolojinin aslında uydurma bir bilim olduğunu kimse bilmiyordu, frenolojistler o kadar saygındı ki, başarılı olanları kitaplar yazıyor, konferanslarda konuşuyor, ders veriyordu.

Elbette bu durum çok uzun sürmedi. 20. Yüzyılın başlarında popülaritesini kaybetmeye başlayan frenolojiye öldürücü darbeyi Amerikan Frenoloji günlüğü dergisinin 1911 yılında son kez yayınlanması vurdu. Günlük hayatta kullandığımız birçok deyime yerleşen frenoloji, bugün var olsaydı hayatlarımız nasıl olurdu merak etmemek imkansız.

 

Şehir Çığırtkanları

Yüksek, güzel bir sesiniz mi var? Detone olmadan sesinizi yükseltebiliyor, sizi dinleyenleri delirtmeden yüksek sesle konuşabiliyorsanız, belki de atalarınızdan birisi bir şehir çığırtkanı olabilir. 11. Yüzyılda popüler olmaya başlayan bu mesleğin uzmanları, olan biteni; şehirdeki haberleri; kraliyet duyurularını şehre duyurmakla yükümlüydü. Şehir merkezine giden çığırtkanlar “HEY!” diye bağırdıktan sonra çevrelerine toplanan kalabalığa yeni haberleri okur, duyuruları yapardı. Bu duyurular daha sonra gazetelerde de yayınlansa da, gazete okumayan halk için çığırtkanlar bir haber kaynağı rolü taşırdı. Bu çığırtkanların duyuru yaparken resmedildiği birçok tablo bulunurken, bunların en eskisini 1066 yılında işlenen bir dokumada görebilmekteyiz.

Çığırtkanların tek görevi gezip tozup duyuru yapmak da değildi elbette. Festivallerden sonra yanan ateş kalmadığından emin olmakla da sorumlu olan çığırtkanlar, aynı zamanda problem yaratan birisiyle karşılaştıklarında onu tutuklama yetkisine de sahipti. Oldukça komplike bir iş tanımı, değil mi? Komşularının bir kötülük peşinde olduğuna inanan yerliler çığırtkanı çağırırlar, o da elindeki çanı sallayarak şüpheliyi tutuklamak için yola koyulurdu. Bu açıdan bakıldığında eski zamanların polislerine benzediğini de düşünebiliriz aslında, sadece sesi güzel olan, gerektiğinde duyurular da yapan polisler.

Ödemelerini yaptıkları duyuru sayısı üzerinden alan çığırtkanlar, kötü haberler verdiklerinde linç edilmesinler diye devlet koruması altına alınmıştı. Bir çığırtkana zarar vermek devlete ihanet suçundan göz altına alınmak anlamına geliyordu. Eğer bu geleneğin bu günlerde nasıl yaşatıldığını görmek isterseniz, İngilte’nin Chester bölgesinde her yaz yapılan Çığırtkan şovlarına katılabilirsiniz. Ve evet, 21. Yüzyılda olmamıza rağmen çığırtkanlar hala tayt giyiyorlar.

 

Vur-Uyandır servisleri

Her ne kadar ismi oldukça komik olsa da, bu gerçek bir meslekti. Gülmeyin, ciddiyiz! İngiltere’de sanayi devriminin başlamasının ardından gitgide endüstriyel bir hal alan dünyada zamanında uyanıp işe gidebilmek bir problem olmaya başlamıştı. Önceden hayvanlarının çıkardıkları seslerle ve güneşin yüzlerine vurmasıyla uyanan insanlar bir anda belirli bir anda kalkıp tam olarak saatinde fabrikada olmaları gerekliliğiyle karşı karşıya kalmıştı. Henüz çalar saatlerin pahalı ve lüks olarak algılandığı bir dünyada yaşıyorsanız, sizi uyanmanız gereken saatte kaldıracak bir cep telefonunuz yoksa, işe geç kalmayacağınızdan nasıl emin olabilirsiniz ki?

Bir vur-uyandır çalışanı olmanın da kendi zorlukları vardı tabii. Her şeyden önce, sadece uyandırmanız gereken kişiyi uyandırdığınızdan emin olmalıydınız. Yanlışlıkla size ödeme yapan ailenin değil, komşu evin kapısını çaldığınızda hem işine geç kalmış ve sinirli bir babayla, hem de gereksiz yere sabahın altısında uyandırılmış sinirli başka bir babayla karşılaşıyordunuz. Çok hoş bir yüzleşme olmasa gerek.

Tabii her vur-uyandır çalışanının kendi tercihleri vardı. Kimisi en kolay yolu seçip tek tek kapı kapı dolaşırken kimisi de keskin nişancılık yeteneklerine güvenerek sapanla pencerelere ard arda 5 bezelye atmak gibi yaratıcı yöntemlere başvuruyordu. En yaygın yöntemlerden bir diğeriyse uzunca bir sopa edinip, bununla pencere açılana kadar cam pervazına vurmaktı. Böyle düşündüğünüzde ne kadar da kolay geliyor değil mi?

Görece uzun bir süre boyunca en popüler mesleklerden birisi olarak kalmayı başaran Vur uyandır servisleri, 2. Dünya savaşından sonra yavaş yavaş yok olmaya başladı. 1970’lerde hala birkaç kasabada varlığını sürdürse de, artık hem çalar saatler daha ucuzdu, hem de kalabalıklaşan toplumla bu işi titizlikle gerçekleştirmek zorlaşır olmuştu. Bu mesleğin yavaş yavaş yeryüzünden silinmesi, sabahları kimin evinden kimin çıktığına dair dedikoduları da belirgin bir ölçüde azaltmıştı üstelik.

 

Tıp araştırması gönüllüsü

Tıp dünyasında yeni bir tedavi şekli veya ilaç piyasaya sürülecek olduğunda ilk aşama her zaman gerekli testlerin yapılarak ilacın yüzde yüz güvenli olduğundan emin olmaktır. İşte tam olarak bu nokta da siz işin içine giriyorsunuz. Her ne kadar ilk aşama testleri farelerle yürütülüyor olsa da, ilaçların asıl hedef kitlesi insanlar olduğu için insanlar üzerinde nasıl etkileri olduğunun da bilinmesine ihtiyacımız var.

Aklınızdan “kim neden bunu yapar ki? Çok tehlikeli değil mi?” gibi sorular geçiyor olabilir. Eğer lisede gördüğünüz biyoloji derslerini hatırlarsanız, yapılan her deneyde bir kontrol grubu olması gerektiği aklınıza gelecektir. Medikal bir test için gönüllü olduğunuzda, yüzde elli ihtimalde aslında sadece şekerli su verilen grupta olacak, yüzde elli ihtimalle de gerçekten ilacı deniyor olacaksınız. Ama her şartta, size yüklü bir miktar ödeme yapılacak.  Bir kontrol grubu oluşturulmasının sebebi, ilacın olası yan etkilerinin hangilerinin psikolojik (yani aslında sadece yeni bir ilaç deniyor olmanın getirdiği paranoya sebebiyle oluşan) etkiler, hangilerininse gerçekten ilacın yarattığı etkiler olduğunu görmek.

Bu başlık altında incelenmesi gereken bir diğer konu da, henüz tedavisi olmayan ender hastalıklar. Kimi ender hastalıklar için deneysel tedavi yöntemleri yürütülüyor olsa da, birçoğu için hiçbir şey kesinleşmiş değil. Eğer siz de bu ender hastalıklardan birinden muzdaripseniz, ve elinizde size sunulan bu yeni tekniği denemek dışında bir opsiyon yoksa, şansınızı denemeyi düşünebilirsiniz. Bu perspektiften bakıldığında, evet, gerçekten sağlıklı bir insan için bir medikal testte gönüllü olmak oldukça riskli gözükse de, zaten birkaç ay ömrü kalmış birisi için ekstradan biraz daha fazla para kazanmaktan başka bir şey değil aslında. Hatta tam tersine, onlar için sağlıklarına geri kavuşma umudu veren de bu deneyler.

Ödemenin miktarını merak edecek olursanız, en basit tabirle, araştırmanın riskiyle çekteki sıfırların sayısı arasında bir doğru orantı var diyebiliriz. Eğer katıldığınız araştırmada denenen ilaç yüksek derecede riskliyse ve şansınıza Placebo grubunda olmayı başarırsanız, hiç yoktan on binlerce dolar kazanabilirsiniz. Diğer ihtimalden bahsetmek istemiyoruz.

 

Dondurma Tadımcısı

Bu meslek hiç de ciddi duyulmuyor farkındayız. Hatta ciddi duyulmaktan fersah fersah uzak, bir ikinci sınıf öğrencisinin ödevine yazdığı “büyüyünce …. Olmak istiyorum.” Cümlelerinde geçecek cinsten bir meslek bu. Donmuş tatlı sektöründe kendinizi geliştirmezseniz sektör liderleriyle yarışmanız neredeyse imkansızdır. John Harrison da bunu bildiği için bu alanda kendini uzmanlaştırmaya karar vermiş. Alandaki bilgi birikimini ve tecrübesini satarak binlerce dolar kazanmayı başarmış.

Peki John Harrison’ın bir günü nasıl geçiyor? Ofisinde sabahtan akşama kadar çeşitli dondurmalar deneyen Harrison, yediği her bir dondurmanın tat ve kalite açısından kusursuz olduğundan emin olmakla sorumlu, zira onun onayından geçen dondurmalar nakliyeye yüklenerek satış noktalarına dağıtılıyor. Bu açıdan bakıldığında aslında bu işin çok da zor bir yanı yok, tek yapmanız gereken denediğiniz her bir ürünün ardından notlar alarak yüksek kalite bir ürün satıldığından emin olmak. Harrison’ın hassas olduğu bir diğer nokta da dondurmaların görünüşü. Ona göre, lezzet sadece tatta değil ama aynı zamanda görüntüde de olan bir şey. Bu yüzden bir dondurmanın kötü gözüktüğünü düşünüyorsa onu yemediğini, asla da onay vermediğini söyleyen Harrison’a göre, ilk adım iştah verici bir görüntü, ardından da güzel bir tat.

Tadıma başlamadan önce dondurmaların birkaç dakika yumuşamasını bekleyen tadımcılar, ideal kıvama ancak bu şekilde ulaşabildiklerini söylüyorlar. İlk kaşığı ağzına götürdükten sonra birkaç saniye bekleyen Harrison, bu süreçte dondurmanın eridiğini ve ağzına yayıldığını söylüyor, bu sayede daha kapsamlı bir fikir edinebiliyor. Sonrasındaysa, dondurmayı ağzından tükürüyor. Evet, yanlış duymadınız, tükürüyor. Yutmak yerine tükürmeyi tercih etmesinin bir sebebi var elbette, ağızda sonradan kalan tadın da en az dondurmanın kendi tadı kadar güzel olmasını istiyor Harrison.

 

Otel Denetçisi

Evet, evet, hayallerinizin mesleğini buldunuz! Otel denetçileri dünyanın etrafındaki değişik noktalara seyahat ederek otelleri test eden ve müşteri memnuniyeti için elzem görülen çeşitli etmenlere göre kaldıkları otelleri denetliyorlar. Battal boy bir yatakta, ipek çarşaflarla sarmalanmışken ne kadar rahat uyuduğunuzu rapor ettiğiniz bu meslekte, aslında resmi olarak oteller zinciri olan bir şirketin çalışanısınız. Bu yüzden kafanıza göre otellere gidip onları test etmek yerine, şirketinizin sizi yolladığı otellere giderek kalite kontrol yapıyorsunuz. Her şekilde, sabah 9 akşam 5 işe gitmekten çok daha iyi bir kariyer planı gibi gözüktüğü kesin. Para kazanmak için tatil yapmak güzel bir yaşam şekli olsa gerek!

İşin ayrıntılarıne gelecek olursak, tabii bu denetlemenin objektif şartlarda yapılabilmesi için, denetçilerin ismi gizleniyor ve her bir denetçi, otele sanki gerçek bir turistmiş gibi kılık değiştirerek gidiyor. Yapacağınız eleştirilerin saygınlığı açısından kimliğinizi korumanın çok önemli olduğu bu pozisyonda, sadece kaldığınız otelde ne kadar rahat uyuduğunuzu değil, fiyatlandırmanın ne kadar adil olduğunu, konumu, wifi hızını, sıcaklığı, havuzların temizliğini, restaurantlardaki çeşitliliği ve genel olarak otelin hijyen durumu gibi birçok farklı faktörü de göze almak durumundasınız. Bu pozisyon elbette yüksek bir maaş ödemiyor, ama zaten, ödemesine gerek de var mı tartışılır, zira işiniz tatil yapmak.

 

Yumurta Donörü

Başlığı okuyunca aklınıza direkt olarak tavuklar geliyor biliyoruz ama hayır, onlardan bahsetmiyoruz. J Yumurta donörleri genç kadınlardan oluşuyor. Her kadının aylık bir düzende yumurtladığı ve sonrasında regl olarak döllenmemiş yumurtayı vücudundan attığını bilmeyen yoktur diye düşünüyoruz. İşte o döllenmemiş yumurtaların boşa gitmesini istemeyen kadınlar da var. Düzenli olarak doktor kontrollerine giden bu kadınlar, gerekli durumlarda kendilerine hormon enjeksiyonları yapıyor ve sürecin hatasızlığından emin olmak için sıklıkla klinikleri ziyaret ediyorlar.

22 ve 30 yaşları arasındaki sağlıklı kadınlar yumurtalarını düşündüğünüzden çok daha büyük meblağlara satabiliyorlar. Örneğin, eğer Growing Generations şirketiyle çalışırsanız, bağışladığınız ilk yumurta için 8000, ardından bağışlanan her yumurta için de 10000 dolar alıyorsunuz. Yıllar sonra dünya üzerinde aslında sizin çocuklarınız olan ama hiç tanımadığınız bebekler doğuyor, ama siz ne onların bezini değiştirmek zorunda kalıyorsunuz, ne doğum yapıyorsunuz, ne de gelecekleri hakkında endişeleniyorsunuz. Aslında, belli bir açıdan bakarsanız, sadece genetik sebeplerden dolayı sağlıklı yumurtalar oluşturamayan kadınlara yüklü bir miktar karşılığında yardımcı olmuş oluyorsunuz, hepsi bu…

 

Yaşam Koçu

Bunun ne olduğunu zaten bildiğinizi düşünüyoruz. Sosyal medyanın git gide popülerleşmesiyle, yaşam koçlarıyla günlerini geçiren, spor yapan, yemek yiyen bir kitle türedi. Hayatınızın problemli bir döneminde olduğunuzu düşünüyorsanız ve bu zorlu günlerden çıkmak için yardıma ihtiyacınız varsa, yaşam koçları o noktada devreye giriyorlar.

Peki yaşam koçu olmak için ne gibi şartları sağlamak gerekiyor? Eskiden, yaşam koçları ellili yaşları geçmiş, kendi sektöründe başarılı olmuş, belirli bir entelektüel birikime ve yaşam tecrübesine sahip olan insanlardan oluşuyordu. Ama uzun bir zamandır 6 ay süren bir online programı tamamlayarak aldığınız sertifikayla da yaşam koçu olabiliyorsunuz. Programı tamamladığınızda sizi bir sisteme tanıtıyorlar, ve bu noktadan itibaren kanlı canlı insanlar onların yerine kararlar vermeniz ve hayatlarını yoluna koymanız için size yüzlerce dolar para ödemeye başlıyor. Uluslararası yaşam koçluğu enstitüsüne göre ortalama geliri yılda 48.000 dolar olan bu meslekte adınızı duyurursanız yılda 300000 dolara varan meblağlarda para kazanabilirsiniz. Tabii bu iş tanımının beraberinde getirdiği zorluklar da yok değil, koçluğunu yaptığınız insanların size 7 gün 24 saat ulaşabilmesi gerektiği gibi aynı zamanda bir dertleri olduğunda size yakınacaklar, sizin omzunuzda ağlayacaklar, her şeylerini size anlatacaklar ve sizden destek bekleyecekler. Bu yüzden eğer gerçekten sabırlı ve destekleyici bir insan değilseniz belki de yaşam koçluğu sizin için en uygun meslek olmayabilir, zira başarılı bir yaşam koçu olmak demek 30’lu 40’lı yaşlarının ortasındaki koca bebeklerle uğraşmak demek olabiliyor kimi zaman.

 

Tuvalet Arası Koordinatorlüğü

Birçok çalışan tuvaletleri geldiğinde kalkıp tuvalete gitme özgürlüğüne sahip. Ofiste tuvalete gitmek sadece doğa ana bizi çağırdığı için yaptığımız bir şey de değil tabii, kimi zaman biraz yalnız kalmak, kimi zaman gelen mesaja cevap atmak veya Youtube’da yeni yayınlanan o videoyu izlemek için de tuvalete gidiyoruz. Ama kimi mesleklerde ne yazık ki çalışanlar bu özgürlüğe sahip değil, bu yüzden de çalışanların tuvalet aralarını koordine etmek için bir kişiye ihtiyaç var.

Evet evet, yanlış duymadınız. Bazı şirketler yetişkin insanlara çalışanlarının ne zaman tuvalete gideceğini planlasınlar diye para veriyorlar. Ne kadar aptalca duyulduğunun biz de farkındayız, ama kimi sektörler istediğiniz zaman tuvaletinizi yapma özgürlüğünü sağlayacak esnekliğe sahip değil ne yazık ki. Bunun en basit örneğiyse otobüs şöförleri. Sabah kalktınız, saate  baktınız, işe geç kalmışsınız! Hemen kalkıp giyinip otobüse bindiniz. 10 dakika içerisinde ofiste olacağınızdan eminsiniz… ta ki otobüs bir anda durana kadar. O da ne, şöfor çok sıkışmış, tüm yolculara 10 dakikalık bir tuvalet molası verdiğini söylüyor… Şansınıza inanamıyorsunuz, değil mi? İşte tam olarak da böyle şeyler olmasın diye, şirketler tuvalet arası koordinatörlerine maaş ödüyorlar.

 

Netflix Etiketçileri

Eğer CV’nizde yetenekler başlığının altı boşsa ve tüm vaktinizi Netflix’teki gençlik fimlerini izleyerek geçiriyorsanız, bu pozisyon tam da size göre. Netflix etiketçileri, katalogdaki tüm dizileri ve filmleri izleyerek her bir içeriği belli başlık ve etiketlerle eşleştiriyorlar. “umutsuz romantikler için ağlamaklı romantik filmler”den tutun da “Latin-Amerikan imkansız aşk hikayeleri”ne kadar geniş bir aralıkta kategorizasyon yapan etiketçiler, ne izlemek isteyebileceğinizi tahmin eden Netflix’in işini kolaylaştırmak için içerikleri birbirlerine bağlıyorlar diyebiliriz. Her ne kadar imzaladıkları kontratlar sebebiyle ne kadar maaş aldıklaırnı açıklamaları yasaklanmış olsa da, asgari ücret için bile saatlerce Netflix izlemek hiç fena fikir değil bize göre.

 

Geyik İdrarı Çiftçiliği

İdrar sektörü düşündüğünüzden çok daha büyük bir sektör. Hatta hatta bazı çiftçiler ve avcılar geçimlerini tamamen idrar üzerinden sağlıyorlar. Geyik idrarıysa ticareti yapılan türler arasında en kazançlı olanı, geyikler sadece boşaltım yaparak size yılda 93 bin dolardan 300 bin dolara kadar kazanç sağlamanızda yardımcı olabilir. Bu güzel hayvanların  her yıl binlerce dolar eden  tuvalet ihtiyaçlarını ağaç diplerinde karşılıyor olmalarıysa en trajikomik detay bize göre.

Peki, geyik idrarı ticareti nereden yapılıyor. Eğer internet dediyseniz, doğru cevabı verdiniz! Gittikçe gelişen sektörde kazançlarını tüm yıla eşit olarak yayabilmek için yüksek sezonda dondurdukları idrarları düşük sezonda satıyorlar. Evet, depolarda idrar dondurarak para kazanan insanlar var. Atalarımız ne demiş: “Para, para, para!”

 

İlginizi çekebilir

Geleceğin Meslekleri Neler Olacak?
“Yok Artık!” Dedirten İlginç İş Fikirleri

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.