Her Gün Mesaiye Kalmak ve Çok Çalışmak Üzerine

Muhasebe firmasında çalışan bir kadın yönetici şöyle diyor:

“Kendimi robot gibi hissediyordum. Uzun bir dönem gecelere kadar mesai yaptık. Ancak arkadaşlarım ve ben bunun normal bir durum olduğunu kanıksamıştık. O kadar çok iş vardı ki dinlenme fikri bile zihnimizden silinip gitmişti.”

Tanıdık geldi değil mi?

Hemen her beyaz yakalının bu tür uzun mesai saatleri söz konusu olur zaman zaman. Uzun süre böylesine yoğun çalışmanın zihin sağlığına zararlı olduğunu, yapılan işin kalitesini düşürdüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz. Keşke bu sistem değişse diye düşünürüz ancak değişimin nasıl yapılacağını çoğu kez bilemeyiz. Sonuç olarak da bu kısır döngü sürüp gider.

Başka yöneticilik olmak üzere pek çok işte uzun çalışma saatleri yaygın bir problemdir. Eskiden bir ofis çalışanı kariyerinin başında harıl harıl çalışır, terfi alır ve zamanla üst pozisyonlara geçerdi. Danışmanlık şirketleri, hukuk şirketleri, finans şirketlerinde bu kişilere ortaklık teklif edilirdi. O zaman da rekabet çok sıkıydı ancak bir kişi kazanımlarını emekli olana dek korurdu. Partnerlerin otonom hareket etme imkanı vardı. Bu kişiler serbest zamanlarında büyük müşterileriyle iş konuşurdu.

Ama o günler geçmişte kaldı artık. Önemli bir muhasebe firmasının insan kaynakları direktörü şöyle diyor:

“Şirketin baş denetçisi sabah işe 5.30’da geliyor ve akşam 10’da çıkıyor. Hafta sonları da çalışıyor üstelik. E tabii bizim bağlı olduğumuz yönetici de böyle bir çalışma sistemine sahip. Biz de bundan bağımsız değiliz. Şirketin geri kalanı, patronların çalışma sistemini görüp buna uyum sağlamak zorunda kalıyor.”

Çok uzun çalışmak ve bir anlamda işkolik olmak farklı faktörlerden kaynaklanıyor. Şirket, meslek ve kişilik özellikleri bunda etkili. Fakat esas unsur güvencesizlik.

Büyük bir hukuk firmasında partner olarak çalışan bir avukat şöyle diyor:

“Ofise gelip olabildiğince yoğun bir şekilde çalışıyorum. İşimi iyi yaptığımı düşünüyorum ama bunun net bir ölçütü yok. Bu da işimizin doğasında var. Ya çok çalışırsınız ya da yok olursunuz. Ve sanıyorum ki duyduğumuz güvensizlik hissi de bunda etkili.”

Araştırmacı Laura Empson, iş hayatında liderlik konulu kitabı için 500 farklı kişiyle mülakat yapıyor ve şu sonuca ulaşıyor. Özellikle beyaz yakalı bir mesleğe sahip çalışanların güvencesizliğinde yaptıkları bilgi ağırlıklı işin görünmezliği pay sahibi.

  • Müşteriyi bir konu hakkında uzman olduğuna nasıl ikna edeceksin?
  • Bu iş için kestiğin faturanın karşılığını verebilecek misin?

Bu sorular çalışanların kendilerine sık sık orduğu sorular arasında.

Ayrıca büyük şirketlerdeki terfi sistemi de iş arkadaşlarını rakip haline getiriyor.

  • Patronu Ali Bey’in değil de benim terfi almam gerektiği konusunda nasıl ikna edeceğim?

İşte bu soru, insanları için için yiyip bitiren bir çıkmaza götürüyor.

Büyük ve kurumsal şirketlerin bilinçli olarak kendine güveni olmayan ancak süper yeteneklere sahip kişileri işe aldığını da biliyoruz. Zira bu kişiler çok yetenekli ve azimli olmalarına karşın kendilerini yetersiz bulmaktalar. Çocukluk deneyimleri, maddi ve manevi faktörler nedeniyle bu şekilde düşünen kişiler, aile sevgisinde başarının önemli rol aldığını da düşünüyorlar.

Laura Empson’ın kitabı için röportaj yaptığı insan kaynakları direktörleri ve patronlar, bu tür personellerin özellikle elit şirketler için çok cazip olduğunu ifade ediyor. Zira başarılı ancak güvencesizlik yaşayan kişiler son derece disiplinli çalışıyor ve kendilerini motive edebiliyorlar.

“Biz bu sektörün bir numarasıyız ve senin bizde çalışmanı istiyoruz. Bu da seni bir numara haline getirir.”

Bu şekilde bir motivasyonla işe giren bu kişiler, çalıştıkları şirkette “yetersiz” olarak görülme korkusuyla boğuşuyorlar ve yine de kısa vadede üstün bir performans sergiliyorlar.

Bir danışmanlık şirketinin genel müdürü şöyle diyor:

“Şirketimizde müşteri ilişkileri bağlamında en başarılı kişilerin güvencesizlik yaşayan personeller olduğunu düşünüyorum. Gece gündüz çalışan bu kişilerin özverisi, müşteri kazanmada çok etkili oluyor.”

Sıkı çalışma eğilimi sosyal kontrol kültürü olan elit firmalarda daha sık görülüyor. Buna karşın bu durumun rahatlatıcı olduğunu düşünen kişiler de var.

“Buraya ilk geldiğimde tarikat gibi bir yere düştüğümü sandım. Ancak zaman içinde harika bir yer olduğunu gördüm. Ailem olarak görüyorum arkadaşlarımı.”

Tuhaf bir şekilde, bu kişiler kararlarında hür olduklarını ve kendi istekleriyle mesaiye kaldıklarını ifade ediyor. Hiçbiri şirketi bu nedenle suçlamıyor fakat hepsinin ruhsal ve bedensel anlamda destek programlarına katıldığını görüyoruz. Bu tür bir iş ortamı nedeniyle şirketi değil, bilakis yetersiz oldukları düşüncesiyle kendilerini suçluyor bu kişiler. İş arkadaşlarına da bu düşünceden bahsetmekten kaçınıyorlar. Sonuç olarak tecrübe edilen mental sıkıntının kendilerinden kaynaklandığını düşünüyorlar. Şirket ve yönetim kadrosu bu durum nedeniyle suçlanmadığı için temel olarak hiçbir şey değişmiyor. Aynı devran sürüp gidiyor.

Sonuç olarak güvencesizlik hissine sahip başarılı kişiler, yönetici pozisyonuna terfi edince bir zamanlar muzdarip oldukları sorunları çözmüyorlar ve “Ben yaşadım, yeniler de yaşasın.” tarzında bir açmaz meydana geliyor.

Eğer “Neden hiç çalışmadığım kadar çok çalışıyorum?” diye kendini sorgulayan bir liderseniz, kendinize, yetiştiğiniz şirketlere ve uyguladığınız iş pratiklerine bir bakın.

Çok çalışmak, sıkı çalışmak, “kasmak” heyecan verici ve mükafatı iyi bir şeydir. Ancak sizin yaşamınız bunlardan daha önemli değildir. Kendinizi ve çalışanlarınızı haddinden fazla darladığınız zaman durmanız gerektiğini anlayın.

Güvencesizliklerinizin bugünkü pozisyonunuza gelmenizde faydası olmuş olabilir, ancak bugün hala buna gerek var mı?

Hayatta önemli şeyler başardığınızı ve biraz da bunun tadını çıkarmak gerektiğini düşünmüyor musunuz hiç?

Gerektiğinde ve istediğinizde sıkı çalışmanın keyfini çıkarın ancak bunu bilinçli bir şekilde belli bir zaman dilimi içinde yapın. Aksi halde iş dışında başka hiçbir şeyle ilgilenemez olursunuz ve sosyal yaşamınız bu durumdan feci halde yara alır.

Ve sizden daha az çalışan kişileri yargılamadan önce bu kişilerin çalışma yöntemlerine bir bakın. Belki bu insanlar daha verimli ve daha etkili çalışmanın bir yolunu bulmuştur.

Sonuç olarak eğer yönetici, lider, patron konumunda iseniz, hem şirkete hem de çalışanlarınıza karşı sorumluluk sahibisinizdir. İş arkadaşlarınıza potansiyellerini tamamen kullanmaları konusunda yardım edin ancak onların güvencesizliklerini suistimal etmeyin.

 

İlginizi çekebilir

Çok Çalışmak Sizi Başarılı Yapmaz, Ancak Bu Yapabilir!
İşe Ara Verip Tatile Çıkmanız Gerektiğinin 12 Belirtisi
Başarının Gizli Anahtarı: Dinlenmek ve Rahatlamak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.