İnovasyon Nasıl Yapılır?

9 Aralık 1968’de ABD Savunma Bakanlığı tarafından finanse edilen bir araştırma projesi devrim niteliğinde bir sonuç yarattı. Bu araştırma insan zekasını geliştirmeye yönelikti ve projenin başında bir asker değil, mühendis Douglas Engelbart vardı.

Bu projeye katılan isimlerden Bob Taylor ve Alan Kay daha sonra bu projede elde ettikleri deneyim ve bilgilerle ilk kişisel bilgisayar olan Alto’yu geliştirdiler. Steve Jobs ise Macinstosh’u geliştirirken Alto’dan oldukça ilham aldı.

Peki bu kimin eseri? Projenin başında Engelbart vardı. Taylor ve Kay bu projeden öğrendiklerini bilgisayar geliştirmede kullandı. Steve Jobs ise bu bilgisayarı daha da geliştirip pazarlanabilir bir ürün haline getirdi.

Yani bu inovasyonun sahibi kim? Her 3 tarafın da kendince haklı yönleri olabilir ancak biz burada kim haklı diye tartışmayacağız.

Size inovasyon yapma yöntemlerini aktaracağız.

 

1. İnovasyon Tek Bir Olaydan İbaret Değildir.

Alexander Fleming 1928 yılında penisilini keşfetti. Ancak bu mucizevi ilaç 1943 yılına kadar popülerlik kazanmadı.

Alan Turing, 1936’da evrensel bilgisayar fikrini buldu ancak bu bilgisayarı 1946 yılında başka biri geliştirdi.

Şunu demek istiyoruz: Genelde inovasyon dendiğinde bir kişinin anlık bir aydınlanma yaşayarak bir fikir ve ürün geliştirmesini anlıyoruz. Ancak inovasyon süreğen bir süreçtir. Bir fikrin bulunması, sonra bu fikrin çeşitli mühendislik süreçlerinden geçmesi ve sonunda bir sektörde standart haline gelmesinden bahseden bir olgudur inovasyon.

Yani inovasyon tek bir kişi ya da tek bir şirket tarafından değil, uzun yıllar boyunca farklı aktörlerin müdahalesiyle oluşur.

 

2. İnovasyon Bilimler Arası Bir Olgudur

Alexander Fleming’in penisilin aşısını piyasaya sunamayışında onun pazarlama alanında bilgisiz olması önemli bir paya sahip. Neticede o bir biyologdu, pazarlamacı değil.

Penisilinin keşfinden 10 yıl sonra iki kimyager, Howard Florey ve Ernst Boris Chain penisilini sentezlemeyi başardı. O zaman bile bugün kullanılan penisiline ulaşmak için pek çok insanın ve şirketin geliştirme ve üretim süreçlerinde payı oldu.

Yani inovasyon sürecinin böyle işlemesi istisna değil, normdur. İşin doğası böyledir.

Başka bir örnek: Darwin’in doğal seçilim teorisi esasında ekonomist Thomas Malthus ve jeolog Charles Lyell’in fikirlerine dayanır.

Watson ve Crick’in DNA’yı keşfi, tek bir laboratuarda değil; çeşitli insanların yıllar içinde kimya, biyoloji ve nükleer bilim alanında yaptıkları araştırmalardan ilhamla gerçekleşmiştir.

Büyük bir inovasyon asla tek bir disiplin içinde gerçekleşmez. Mutlaka farklı bilim dallarının az ya da çok katkısı vardır.

 

3. Doğru Sorular Sormak Çok Önemlidir

Sıklıkla inovasyona sabit bir kütle gibi muamele ederiz. Ancak inovasyon kimsenin tekelinde değildir. Üniversitede, laboratuvarda, fabrikalarda ve hatta evimizde bile bir şeyin nasıl daha iyi ve kolay yapılabileceğinin yollarını ararız.

Peki ama inovasyon sürecini nasıl başlatmak gerekir? İnovasyonu bilim insanlarına mı bırakmalıyız? Alanında uzman kişiler mi inovasyon yapma hakkına sahiptir? Kolektif bir anlayışla inovasyon yapılabilir mi?

Doğru bir çerçeve ve bağlam içinde hareket etmek için yine doğru soruları sormamız gerekir.

Harvard Business Review dergisinde çıkan bir yazıda doğru soruları sormak için şu yöntem öneriliyor:

  1. Problem ne kadar iyi tanımlanmış durumda?
  2. Hareket edilecek zemin ne kadar iyi tanımlanmış durumda?

Bu sorulara verilen cevaplar neticesinde hareket edilecek çerçeve belirlenir ve probleme yönelik daha akılcı ve makul sorular yöneltilerek inovasyon süreci resmen başlatılır.

İnovasyon yaparken tek bir metod yeterli gelmez tabii. Apple, Tesla, Google gibi markalara bakın. Bu şirketlerin çeşitli stratejileri olduğunu görürsünüz. Bu nedenle zor bir problemi çözmek için öncelikle yaklaşımınızı belirlemeniz gerekir.

 

4. İnovasyon İçin Belli Bir Ölçü Yoktur

İnovasyon dendiğinde insanların aklına startup’lar, Uber, Airbnb, Space X gibi piyasayı dönüştüren firmalar gelir. IBM, Unilever, Procter and Gamble gibi firmalar da yıllardır sektörlerinde zirvede kalmayı başarmış firmalardır. Bu şirketler teknoloji ve piyasaların hızlı değiştiği zamanlarda bile hantal ve devasa yapıda olmalarına rağmen rekabette geriye düşmemişlerdir.

Küçük firmaların daha hızlı karar aldığı ve daha seri hareket ettiği doğrudur fakat büyük firmaların da yavaş hareket etme lüksü vardır. Bu firmaların sadık müşteri kitleleri ve geniş kaynakları vardır. Mevcut trendleri görüp uzun vadeli yatırımlar yapabilirler. Yani önemli bir inovasyona kısa sürede lider olmak da vardır, yavaş ve tutarlı hareket ederek lider olmak da vardır.

 

5. Açık İnovasyona Önem Verilmeli

Microsoft, Xbox için 2010 yılında Kinect sensörünü piyasaya sunduğunda 2 ay içinde tam 8 milyon Xbox satıldı. Bu daha önce hiçbir yerde görülmemiş bir başarıydı. Fakat kısa bir süre sonra hacker’lar Xbox’a Microsoft’un aklında olmayan özellikler eklemeyi başardılar. Microsoft bu hacker’lara savaş açmak yerine hacker’ların yaptığı bu girişimi adeta destekledi. Yazılımı daha da geliştirmeleri için hacker’ların işini kolaylaştıracak resmi bir güncelleme bile yapıldı.

Microsoft gibi pek çok firma bugün açık inovasyona önem veriyor ve mevcut ürünlerin kapasitelerinin artmasını sağlıyor.

Bu da aslında şu anlama geliyor: Bir noktada çeşitli partnerler ve platformlardan yararlanarak mevcut ürün ve hizmetlerinizin üçüncü parti kişi/kurumlar tarafından geliştirilmesine izin vermelisiniz.

 

6. Devrim Niteliğindeki İnovasyonlar İçin Yeni İş Modelleri Şart

Chester Carlson, 1938 yılında icadını kusursuz hale getirdi ve 20’den fazla şirkete bu icadı satmaya çalıştı ancak kimse bu ürünü satın almadı. İnsanların alım gücüne kıyasla çok pahalı bulundu bu ürün.

1946 yılında Haloid şirketinin sahibi Joe Wilson bu ürünü satmak yerine kiralama modelini ileri sürdü. Kiralama modeliyle büyük bir başarı yakalandı ve şirketin adı Xerox olarak değiştirildi. Hani şu bildiğimiz Xerox

Devrim niteliğinde gelişmelere neden olan inovasyonlar genelde mevcut piyasa koşullarına ilk seferde tam uyum sağlamaz. Bu inovasyonun sağladığı değer de ilk bakışta anlaşılmaz.

Kodak, fotoğraf makineleri için film satarak para kazanıyordu mesela. Dijital fotoğraf makinelerinin yükselişe geçtiği dönemde bu geçişe ayak uyduramadı ve yıllarca fotoğrafçılık dünyasının bir numarası bugün çoğu kişi tarafından bilinmiyor.

Ya da Yahoo. Yahoo tüm dikkatini ziyaretçileri sitede tutmak üzerine yoğunlaştırdığı için zamanında Google’ı satın alma fırsatını kaçırdı.

Yani üretilen ürün ve hizmetler kadar, iş modelleri de inovasyona tabidir.

 

7. 70/20/10 Kuralı

Birçok insan, inovasyonu yeniye yer açmak için eskinin tasfiyesi olarak düşünür. Ancak Bain & Co CEO’su Chris Zook akıllı şirketlerin kazançlarının büyük bir bölümünü mevcut işlerinden kazandığını işaret ediyor.

Google mesela.

Google radikal pek çok inovasyon üzerinde çalışıyor. Sürücüsüz araç mesela bunlardan biri. Ancak Google bu esnada “arama motoru” işlevinden ödün vermiyor. Yani mevcut faaliyetlerini de sürekli olarak geliştiriyor. Bu bağlamda Google’ın 70-20-10 kuralını benimsediğini söylemek mümkün.

Oldukça basit bir kural bu.

  • Mevcut teknolojilerine ve faaliyetlerine %70’lik bir enerji harca. (Arama motoru)
  • 20’lik enerjini yan ürünlerine harca. (Gmail, Google Drive)
  • %10’luk enerjini de inovasyona harca. (Sürücüsüz araç vs.)

Mutlaka okuyun: Sürücüsüz Araçların Geleceği

 

8. İnovasyon İçin Yeni İşbirlikleri Gerekir

Engelbart’ın bilgisayarın icadına öncülük eden araştırmasına katılan kişiler onu birebir tanıma fırsatı buldu. O günlerde bir proje üzerinde çalışan kişilerin aynı ortamda bulunması şarttı. Yani bugünkü gibi bir yazılımı dünyanın farklı yerlerinden yüzlerce insan geliştiremiyordu. Bugün ise teknoloji, yetenek ve bilgi alşverişi için farklı ekosistemlere erişim sağlayabiliyoruz.

Apple’ın App Store’unu ele alalım mesela. Apple kullanıcıları telefonlarını daha iyi kullanabilmek için buradaki uygulamaları indiriyorlar. Buna ek olarak bu platform, şirketlere binlerce yazılımcıya ulaşma imkanı sağlıyor.

Dijital dünyada başarıya ulaşmanın en iyi yolu birtakım varlıklara sahip olmak değil; yeni bağlantılar kurmak, yeni insanlar tanımak ve ilişkiler geliştirmektir.

 

9. Yeni Rekabet Avantajı, Dayanışmadır

Geçmişte yapılan büyük inovasyonlara baktığımız zaman işlerin neden daha farklı seyretmediğini düşünmemek elde değil.

Yani Fleming’in bulduğu penisilin 10 yıl sonra değil de 10 hafta sonra piyasaya sürülecek hale getirilseydi kim bilir kaç insanın hayatı kurtulacaktı…

Bugün çözmeye çalıştığımız problemler bir önceki neslin uğraştığı problemlerden daha karmaşık. Mesela dünyanın en prestijli bilim dergilerinden Nature’un verilerine göre 1950’li yıllarda yayınlanan makalelerdeki yazar sayısı bugünkünden 4 kat daha az. Yani bugün bir makalede 8 bilim insanının adı geçerken 1950’deki bilimsel makalelerde 2 kişinin adı geçiyordu.

Ayrıca bilgiye erişimin de daha kolay ve demokratik hale geldiğini söyleyebiliriz. Bugün akıllı telefonu olan bir çocuk, 1975 yılında yaşayan bir çocuğa göre sınırsız sayıda bilgiye erişim gücüne sahip.

İşte bu nedenle dayanışma, yeni bir rekabet avantajı haline geldi.

Mesela CERN’de neredeyse dünyanın her ülkesinden bilim insanı tek bir amaç uğruna çalışıyor. Yani çözmeye çalıştığımız problemler zorlaştıkça farklı kökenlerden, farklı altyapılardan gelen insanların ortak bir dayanışma içinde çalışması da o kadar önem kazanıyor.

 

20 Farklı İnovasyon Yöntemi

İnovasyonun tekil bir olay olmadığını, birbirini izleyen olaylar neticesinde süreğen bir olgu olduğunu belirtmiştik.

Şimdi 20 farklı inovasyon yöntemine kısaca göz atalım.

1. Başka birinin fikrini çalın! İnovasyon yapmanın en iyi yolu mevcut ve işe yarar bir yöntemi alıp kendi işinize uygulamanızdır. Henry Ford, üretim bandını bir et fabrikasında gördü ve otomotiv sektörüne uyguladı. Böylece üretim maliyetini minimalize ederek otomobilleri makul fiyata satın ürünler haline getirdi.

2. Müşterilerinize sorun: Müşterilerinize ürün ve hizmetlerinizin nasıl özelliklere sahip olması gerektiğini sorarsanız size pek çok fikir vereceklerdir. Bu fikirlerin hepsini uygulamak zorunda da değilsiniz. İşinizi daha hızlı, daha verimli, daha faydalı ve daha ucuz hale getirecek yöntemleri müşteri görüş ve önerileri doğrultusunda pratiğe dökebilirsiniz.

3. Müşterileri gözlemleyin: Müşterilere soru sormakla yetinmeyin. Onları gözlemleyin de. Ürünlerinizin nasıl kullanıldığını inceleyin. Sizin aklınızda olmayan şekillerde ürünlerinizin kullanılıp kullanılmadığına bakın. Levi’s marka kotlar mesela… Şirket insanların kotu yırtarak da giydiğini görünce fabrikada yırtık kot üretimine de başladı.

4. Şikayetleri iyi analiz edin: Müşteriler ürünlerinizi kullanmakta çeşitli zorluklar yaşıyorsa ya da belli bir konu üzerinde yoğunlaşan şikayetler varsa bu durumu değerlendirin. Ürünün kullanımını kolay hale getirin.

5. Kombin yapın: Mevcut ürününüze farklı bir ürünün özelliğini ekleyin. Mesela tekerlekli bavul bunu en güzel örneğidir.

6. Gereksiz unsurları çıkarın: Ürünün ana fonksiyonunu vurgulamak için gereksiz unsurları ortadan kaldırın. Mesela Sony Walkman, kulaklıkla dinlenen bir cihaz olduğu için hoparlörü yoktur.

7. Ekibinize sorun: Şirketinizde çalışan kişileri yeni fikir bulmalarını konusunda teşvik edin. Zira üretime ve müşteriye yakın olmaları nedeniyle inovasyon fikirlerine en yakın kişiler, çalışanlarınızdır.

8. Beyin fırtınası yapın: Şirketinizde çalışanlarınızla düzenli olarak beyin fırtınası seansları yapın ve yen ürün fikirleri geliştirmeye çalışın. Bu toplantılara farklı deneyim, eğitim ve yeteneklere sahip insanları davet ederek fikir çeşitliliğini artırmanız ise çok iyi olur.

9. Patentleri inceleyin: Kendi işinize uygulayabileceğiniz patentleri inceleyin. Lisansını alabileceğiniz patentleri analiz edin.

10. İşbirliği yapın: Sizin eksik kaldığınız bir alanda uzman olan bir şirketle işbirliği yapın. Sizle benzer bir felsefeye sahip bir firmayla partnerlik kurun. Mesela Mercedes, Smart otomobilleri üretirken Swatch ile işbirliği yaptı.

11. Minimize ya da maksimize edin:  Sektörde standart kabul edilen bir şeyi alın, onun en büyüğünü ya da en küçüğünü üretin.  Mesela Starbucks, müşteri deneyimini maksimum seviyede tutmaya özen gösteren bir şirket iken Ryanair, düşük fiyatlarıyla bilinen bir havayolu şirketidir.

12. Yarışma düzenleyin: Yeni ürün ve hizmet fikri konusunda halka açık yarışmalar düzenleyin ve insanlara bir hediye sunun. Bu halkla ilişkiler ve marka tanınırlığı açısından da iyi bir strateji olur.

13. Soru sorun: “Şöyle şöyle olsaydı nasıl olurdu?” gibi gündelik hayatta sormadığınız sorular sorun. Çeşitli varsayımlar üzerinden hareket etmeye çalışın. Mevcut koşulların boyunduruğundan kurtulunca şahane fikirler bulacağınıza emin olabilirsiniz.

14. Rekabeti izleyin: Mevcut rekabet ortamını iyi analiz edin. Genelde startup’lar inovasyon konusunda daha ileri bir noktadadır. Yeni çıkan, adını duyurmaya başlayan firmaların iş modellerini ve ürünlerini inceleyin.

15. Dışarıdan temin edin: Yeni ürün geliştirme konusunda farklı firmalardan destek alın. Üniversiteler, startup’larla bu konuda işbirliği yapabilirsiniz.

16. Açık inovasyona odaklanın: Büyük şirketler, mevcut ürünlerinin farklı yerlerde de kullanılmasını teşvik eder. Siz de toplumun farklı kesimlerinden ürün ve hizmetlerinize yeni kullanım alanları bulunmasını teşvik edebilirsinz.

17. Yeni kullanım alanları bulun: Mevcut bir ürüne yepyeni bir kullanım alanı bulun. Mesela De Beer endüstriyel elmas çıkaran bir şirket olmasına rağmen aynı zamanda bu elmaslardan pırlanta yüzük de üreterek aynı zamanda kuyumculuk işine de girmiştir.

18. Triz’i kullanın: Triz, sorun çözümü için sistematik bir yöntemdir. Mühendislik ve ürün tasarımı alanlarında daha çok kullanılan bu metod,  yaratıcı ve yenilikçi çözümler bulmak için kullanılan bir düşünme felsefesidir.

19. Geçmişe bakın: Yıllar önce piyasaya sunulan ürünlerin bugün neden kullanımdan kalktığına bakın. Kullanımın azalmasındaki faktörleri inceleyin ve bu ürüne ikinci bir hayat vermenin ne kadar feasible olduğuna odaklanın.

20. Sosyal medyadan yararlanın: Sosyal medyada trendleri takip edebilir, insanların ilgi ve ihtiyaçlarını gözlemleyebilirsiniz. İnsanlara hayatlarında ne tür kolaylıklar beklediklerini sorabilirsiniz. “X ürüne nasıl bir özellik gelse, daha çok kullanırsınız?” gibi bir soru bile size pek çok fikir verecektir.

 

Sonuç

İnovasyon kavramına birazcık geniş bir lensle baktığımız zaman inovasyonun sadece laboratuvarlarda, üniversitelerde ve Silikon Vadisi’nde gerçekleşmediğini görebiliriz.

Hepimizin söyleyecek bir sözü, anlatacak fikri vardır. Bu bağlamda hem birey hem de kurumsal düzeyde inovasyon yapmak, insanlığın bilgi dağarcığını genişletmek, hayatı daha kolay ve verimli hale getirmek mümkündür.

 

İlginizi çekebilir

Başarılı İnovasyonlar
Yakın Gelecekte Hayatımıza Girecek 10 İnovasyon

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.