Mike Tyson Kimdir? Hayatı ve Başarı Hikayesi

Mike Tyson dendiğinde hepimizin aklında oldukça kontrast yaratan bir görsel canlanıyor… Yüzü dövmeli, kocaman, çok tehlikeli gözüken, ama gözlerinin içi gülen, sevecen bir adam. Boks kariyeriyle tanınan ve defalarca şampiyonluk kazanmış Tyson’ın bir de görünmeyen yüzü var tabii. Hüküm giymiş bir suçlu olarak bir süre tutsak kalan Tyson’ı daha yakından tanımak isterseniz bu yazımız tam size göre.

New York’un Brooklyn semtinde, 30 Haziran 1966 yılında doğan Tyson daha sadece 20 yaşındayken dünyanın en genç ağır sıklet şampiyonu olmayı başarmıştı. 1986 yılında şampiyonluğu tadan Tyson, ne yazık ki bu ünvanı uzun süre taşıyamadı. 1990 yılında tecavüz suçlamalarıyla karşılaşan ve hüküm giyen Tyson, bu sebeple ünvanını da kaybederek hapse girdi. 3 senesini parmaklıklar ardında geçiren Tyson’un ismini duyuran asıl olaysa, 1997 yılında bir maç sırasında rakibi Evander Holyfield’ın kulağını ısırması olması. Kariyerinin devamı boyunca birçok filmde yer alan Tyson’ın hayatı hakkında bir Broadway şovu bile yapıldı üstelik.

Profesyonel kariyerinde totalde 58 maç yapan Tyson, bunlardan 50’sinden galip olarak ayrıldı, üstüne üstlük 44’ünde rakibini nakavt sayesinde ringe sermişti. Kazanamadığı maçlardansa aslında sadece 6’sını kaybetmişti, geriye kalan iki maçta bir galip ilan edilmemişti zira.

 

Genç bir boksör yetişiyor…

6 Mart 1985 yılında Tyson ilk defa ringe çıktı. Albany, New York’ta Hector Mercedes’e karşı maç yapan 18 yaşındaki Tyson, ilk raund bile bitmeden Mercedes’i nakavt etmeyi başarmıştı. Tyson’a ringde avantaj kazandıran birçok şey vardı, güçlüydü, hızlıydı, kendini nasıl savunması gerektiğini iyi biliyor, içgüdülerine güveniyordu. Ünlü boksörün rakipleri adeta ondan çekiniyor, ona yumruk atmaya korkuyorlardı. Bu korku Tyson’a diğer boksörlerde olmayan bir özgüven ve çeviklik veriyordu, bu sayede sadece bir raunt sonunda maçtan galip ayrılmayı başarıyordu. Ardı ardına kazandığı maçlar ona “Demir Mike” lakabını kazandırmıştı.

1985 yılı Tyson için hem çok iyi, hem de korkunç bir yıldı. Takvim yaprakları 4 Kasımı gösterdiğinde, Tyson’ın babası gibi gördüğü D’Amato zatürreden hayatını kaybetti. Tyson yıkılmıştı. Antrenör Kevin Rooney, D’Amato’nun bıraktığı mirası devralmayı kafasına koydu ve sadece 2 hafta içinde Tyson’ı ringlere dönmeye ikna etti. Houston, Texas’ta yaptığı maçı D’Amato’ya ithaf eden Tyson; elbette maçı bir nakavtla bitirerek ringden galip ayrılmıştı. Her ne kadar ilk antrenörünün kaybıyla oldukça iyi başa çıkıyor gibi görünse de, ünlü boksörün dostları Tyson’ın artık eskisi gibi olmadığını söylüyordu, D’Amanto’nun kaybının açtığı yara aslında tamamiyle iyileşmemişti.

1986 yılında 20 yaşına giren Tyson, yeni bir rekoru elinde tutuyordu. 22 maçtır namağluptu, üstelik bu maçların 21’ini nakavt ederek kazanmıştı.  22 Kasım 1986 yılında Tyson hedefine ulaştı, uluslararası ağır sıklet boks şampiyonu Trevor Berbick ile bir maç yapma şansı yakalamıştı. İkinci rauntta rakibini nakavt ederek ünvanı kazanan Tyson, bununla da sınırlı kalmadı; yılın ilerleyen aylarında Patterson’ın rekorunu da kırarak tarihteki en genç ağır sıklet şampiyon oldu.

Tyson ringe çıktığında devleşiyor, önüne gelen engelleri bir bir aşıyordu. 7 Mart 1987’de geçen sene kazandığı bu ünvanı korumak için James Smith’le maça çıkan Tyson, bu maçtan da şampiyon ayrılarak yeni bir şampiyonluğu listeye eklemişti. 1 Ağustos’ta ise Tony Tucker’la yaptığı maçtan galip ayrılarak 3 ana şampiyonluk kemerini de kazanan ilk ağırsıklet boksör olmayı başardı.

 

Fırtınalı zamanlar ve yeniden doğuş

Tyson’ın ringlere dönüşü, İngiliz boksör Frank Bruno’ya karşı oldu. Bruno eski dünya şampiyonluğu ünvanını Tyson’dan geri almak istiyordu, ama ne yazık ki şans Tyson’dan yanaydı. Bruno’yu beşinci rauntta nakavt eden Tyson, dünya şampiyonluğu ünvanını koruyordu. 21 Temmuz 1989’da ünvanını korumak için bir maça daha çıkan Tyson, Carl Williams’ı tek rauntta nakavt ederek şampiyonluk koltuğundan vazgeçmeyeceğini açıkça gösteriyordu. Tüm boks hayranları, Tyson’ın kariyerinin sonuna dek orada kalacağından emin gibiydi… ta ki, 11 şubat 1990’a kadar. Şampiyonluk kemerini Tokyo’da yapılan bir maçta boksör Buster Douglas’a kaybeden Tyson, maçın başında galip gelecek gibi gözüküyordu. Hatta sekizinci rauntta Douglas’ı mata yatırmayı bile başarmıştı, ancak maça geri dönen Douglas, onuncu rauntta Tyson’ı nakavt etti. Bu, Tyson’ın kariyerinde bir ilkti.

Her ne kadar bu yenilgiye canı sıkılmış olsa da pes etmeyen Tyson, aynı yılın ilerleyen günlerinde olimpiyat şampiyonu Henry Tillman’ı yenerek eski görkemli günlerine kavuştuğu izlenimini verdi. Ama bu sefer şans, Tyson’dan yana değildi.

Tyson, mahkemede salonlarında verdiği ilk mücadeleyi 1 Kasım 1990’da kaybetti, New York halk jürisi ona 1988 yılında dava açan Sandra Miller’dan yana oy kullanmıştı. Ardından, 1991 yılının temmuz ayında Desiree Washington’a tecavüz ettiği suçlamasıyla karşılaşan Tyson, neredeyse bir yıl boyunca yargı süreçleriyle başa çıkmaya çalıştı. 26 Mart 1992’de ise, bir yıllık mahkeme sürecinin arından, tecavüz ve cinsel saldırı hükmü giyerek altı yıl hapis yatmaya mahkum edildi.

Bu sürecin altından kalkmakta zorluk çeken Tyson’ın parmaklıklar ardındaki ilk günleri hiç de kolay geçmedi. Bir gardiyanı tehdit etme suçundan cezasına 15 gün daha eklenmişti, üstüne üstlük aynı sene babasını kaybetti. Hapishanedeyken Müslüman olmayı seçen Tyson, Malik Abdul Aziz ismini almak istediğini bildirmişti.

Takvim yaprakları 25 Mart 1995’i gösterdiğinde, şans uzun bir zaman sonra ilk defa Tyson’ın yüzüne güldü. Cezasının 3 yılını tamamladıktan sonra kontrollü olarak salınan Tyson, boks kariyerine nasıl geri döneceğinin planlarını yapıyordu elbette. İlk maçını Peter McNeeley ile Las Vegas’ta yapan Tyson, maçı rakibini sadece 89 saniyede nakavt ederek kazandı. Bir sonraki maçında rakibi Buster Mathis Jr.’ı da nakavt etmişti, sadece biraz daha uzun sürmüştü, hepsi bu.

 

Holyfield Maçı

Hem özel hem de profesyonel hayatında yaşadığı problemlerden sonra hayatını yoluna koymaya başlayan Tyson, hiç de fena gitmiyordu. Birçok maçtan galibiyetle ayrıldıktan sonra, gerçekten onu zorlayacak ilk rakibiyle karşı karşıya geldi: Evander Holyfield. Holyfield aslında 1990 yılında Tyson’la şampiyonluk maçı yapacaktı ancak sıra daha ona gelmeden Douglas Tyson’ı mağlup etmişti. Tyson’la maç yapmak yerine Douglas’la yapan Holyfield Tyson’ın bıraktığı boşluğu doldurarak onun yokluğunda dünyanın yeni namağlup ağır sıklet şampiyonu haline gelmişti.

9 Kasım 1996 yılında Holyfield’la ağırsıklet ünvanı için maç yapan Tyson, ne yazık ki ringden mağlup olarak ayrıldı. 11. Rauntta Tyson’ı nakavt eden Holyfield tarih yazmıl, 3 kere şampiyonluk kemeri kazanan 2. Kişi haline gelmişti. Tyson’sa maçın adil koşullarda yapılmadığını iddia ediyor ve kaybının intikamını alacağına yemin ediyordu.

Tyson, Holyfield’a karşı yapacağı rövanş maçı için ağır bir şekilde idman yapıyordu. 28 Haziran 1997’de yapılan maçı nerdeyse 2 milyon hane izlemişti, bu da yeni bir rekor anlamına geliyordu. İki boksör de bu maç için o kadar çok ödeme almışlardı ki, 2007 yılına kadar en çok kazanan profesyonel boksör ünvanını ellerinde tutmayı başarmışlardı. Maçın ilk iki raundu izleyicileri tatmin etmek üzerine hazırlanmış aksiyon dolu sahnelerle geçmişti. Maçın asıl dönüm noktası 3. Raunt olmuştu. Hem hakemleri, hem de izleyicileri şoka uğratan Tyson, rakibinin kulaklarını ısırmış, hatta sağ kulağından bir parçayı koparıp atmıştı. Bu hareketinin geçen maçta kendisine yapılan haksızlığın intikamı olduğunu söylese de hakemler kendisiyle aynı fikirde değildi. Maçtan diskalifiye edilen Tyson, aynı zamanda ilerleyen aylarda da Tyson’ın boks lisansını iptal eden Nevada Eyaleti Atletik Komisyonu, sporcuyu Holyfield’ı ısırdığı için 3 milyon dolar ceza ödemek zorunda bırakmıştı. Tyson’ın zor günleri yeniden başlıyor gibiydi, usulsüzlük ve şike davalarıyla uğraşmak zorunda kalan Tyson aynı yıl motorsiklet kazası yaparak kırık bir kaburga ve delinmiş akciğer bulgularıyla hastaneye kaldırılmıştı.

Bu inişli çıkışlı kariyer boyunca net serveti bir ara 300 milyon dolara tırmanan Tyson, 2019 itibariyle serveti 3 milyon dolar değerinde.

 

Evli, Mutlu Çocuklu mu?

Tyson’ın çocukluğundan başlayan yükselişi onu medyanın merkezine koymuştu tahmin edeceğiniz üzere. Aniden şöhret olan ünlü boksör, partilerin bir numaralı davetlisi olmaya ve çeşitli Hollywood yıldızlarıyla beraber görülmeye başladı. 80’lerde televizyon şovlarında izlenen aktris Robin Givens’la beraber olan Tyson, 1988 yılında ilişkilerini bir adım öteye taşımaya karar verdi ve çift şubat ayında New York’ta hayatlarını birleştirdi.

Ne yazık ki bu dönemlerde Tyson’ın kariyeri de düşüşe geçmişti. Bir zamanlar komplike defans ve ofans hareketleriyle tanınan Tyson artık sadece nakavt yumruklarına güveniyor gibi görünüyordu. Boksör bu problemlerin sorumlusunun uzun zamandır onun antrenörlüğünü yapan Rooney olduğunu iddia ederek 1988 yılının ortalarına doğru eski antrenörüyle yollarını ayırmayı tercih etti.

Bu yıllarda sadece kariyeri değil, özel hayatı da düşüşe geçmiş gibiydi. Givens’la evliliğinde büyük problemler yaşayan Tyson şiddetle suçlanıyordu, aynı senenin haziran ayında gazetelerde çıkan haberlere göre Tyson geçirdiği bir sinir krizi sırasında mobilyaları camdan fırlatarak Givens ve annesini evden atmıştı.

Aynı yaz, Tyson bir anda kendini menajer Bill Cayton’la mahkeme sıralarında mücadele ederken buldu, Cayton kontrat süresi dolmadan işten ayrılmak istiyordu. Mahkemede anlaşarak ayrılan ikilinin ardından Tyson boks camiasında tanınmış olan Don King’le anlaştı, her ne kadar bu yerinde bir hamle gibi görünse de ünlü boksör ne özel ne profesyonel hayatını kontrol edemiyor gibi görünüyordu, ringlerde son günlerini yaşıyordu Tyson.

Bu problemli günlerde şiddete yatkın davranışları gittikçe artan Tyson, 1988 yılının eylül ayında BMW’sini D’Amato’nun evine sürerken bir ağaca çarpmış ve bayılmış şekilde bulundu, doktor raporları kazanın uyuşturucu etkisiyle yapılmış bir intihar denemesi olduğunu gösteriyordu. Aynı ay, Barbara Walters’la yaptığı bir röportajda evliliğini “gerçek bir cehennem” olarak tanımlayan Givens, kısa zaman sonra Tyson’a karşı boşanma davası açtığını duyurdu. Sadece birkaç ay süren evliliğinin sonuna gelen Tyson da Givens’a dava açarak aylar sürecek bir dava sürecini başlatmış oldu.

Üstelik bunlar, Tyson’ın kadınlarla yaşadığı problemlerin sadece birkaçıydı. 1988’in sonlarına doğru iki gece klübü patronuyla da problem yaşayan Tyson, yine mahkemelik olmuştu. İki kadın, Tyson’ı cinsel saldırı ve aşağılama iddiasıyla suçluyordu. Tyson’ın mahkemede geçen günleri bununla da son bulmayacaktı.

 

Mahkeme günleri ve emekliliğe yolculuk

Takvimler 1998 yılını gösterdiğinde Tyson New York bölge mahkemesine başvurarak Antrenörü Don King’e 100 milyon dolarlık bir tazminat davası açtı. Ona göre, King kendini dolandırmış ve milyonlarca dolar zarara uğratmıştı. Aynı dönemde King’le beraber çalıştıkları iddiasıyla menajerleri Rory Holloway ve John Horne’a da dava açan Tyson, daha sonra mahkemede King ile 14 milyon dolara anlaşmıştı. Uzmanlara göre Tyson bu süreçte milyonlarca dolar kaybetti.

Tyson’ın kötü şansı bitmek bilmiyor gibi görünüyordu. Tam King’le olan sorununu çözmüşken kendisine Rooney tarafından 22 milyon dolarlık bir tazminat davası açıldı, ünlü menajer boksörün kendisini hâksiz yere suçladığını iddia ediyordu. Aynı tarihlerde kendisine yönelik başka bir cinsel istismar davası daha açılan Tyson, tüm bu problemlerin ortasında boks lisansını yeniden almakla ilgili problemler yaşıyordu. Lisansını yenilemek için başvuran ama konsey daha başvuruyu gözden geçirmeye fırsat bulamadan başvurusunu geri çeken Tyson, birkaç hafta sonra iki motosiklet sürücüsüyle kavgaya karıştığı için manşetlere çıkmıştı.

Kasım 1998’de lisansını yeniden almayı başaran Tyson sadece birkaç ay sonra motosiklet sürücülerine yönelik saldırısı gerekçe gösterilerek 2 yıllık hapis cezası aldı; sonradan cezası bir yıl hapis, 5 bin dolar para cezası ve 200 saatlik toplum hizmetine çevrildi. Parmaklıklar ardına ikinci kez girişinin ardından 9 ayını orada geçiren Tyson, çıkar çıkmaz ilk sefer yaptığı gibi ringlere geri döndü.

İlerleyen yıllarda çeşitli fiziksel saldırı, cinsel istismar ve benzeri suçlarla mahkeme karşısında çıkan Tyson’ın hayatı dibe vurmuş durumdaydı. Son darbe 2000 yılında yapılan bir uyuşturucu testinden geldi, Tyson uzun zamandır Marijuana kullanıyordu. Yetkililer Tyson’ın Andrew Golota’ya karşı kazandığı maçı yenilgi sayarak madde kullanımına karşı tavırlarını açıkça belli etmişti.

2002, 2003 ve 2005 yılında yaptığı maçların büyük bir çoğunluğunda salondan mağlup ayrılan Tyson, bu yıpratıcı sürecin sonunda emekli olduğunu açıkladı.

 

Hayat devam ediyor – mu?

Dediğimiz gibi, bu dönemde Tyson’ın hayatı dibe vurmuş gibi görünüyordu. Altı yıllık evliliklerinin ardından ikinci eşi Monica Turner da kendisine boşanma davası açmıştı, 2003 yılında mahkemede görülen davada Turner Tyson’ın kendisini aldattığını iddia ediyordu. Aynı sene iflas da eden Tyson, borçlarını ödemek amacıyla yeniden ringe çıkmış, birkaç gösteri maçı yapmıştı.

Giderlerini azaltmak ve nakit para akışı sağlamak için Connecticut’taki malikanesini rapçi 50 Cent’e 4 milyon dolar karşılığında satan Tyson, arkadaşlarının evinde kalıyor, hatta kimi zaman evsiz barınaklarında uyuyordu. Yavaş yavaş ayaklarının üzerinde durmaya başladığı yıllarda yeni bir ev satın alan Tyson, Arizona’ya yerleşme kararı almıştı. Arizona’da geçmişteki parti günlerini özleyen Tyson yeniden uçlarda bir hayat yaşamaya başladı. Az kalsın bir polis aracına çarpacakken durdurulup yakalanan Tyson’a, uyuşturucu madde etkisinde araç kullandığı şüphesiyle yapılan testler ve aramalar sonucu, aracında kokain ve diğer çeşitli uyuşturucu maddeler buldu. Narkotik madde bulundurma ve uyuşturucu madde etkisinde araç kullanma suçuyla tekrar mahkemeye verilen Tyson 24 saatliğine de olsa 3. kez hapse girdi ve 3 yıl kontrol altında yaşamak zorunda kaldı.

Bu inişli çıkışlı hayatında, kimisi evliliklerinden, kimisi ise medyada anonim kalmayı tercih eden kadınlardan yedi çocuğu olan Tyson’ın aslında daha fazla çocuğu olduğu ama sadece bunların tanındığı ise iddialar arasında. Son kazasının ardından sakin bir hayat yaşayan ve hayatını yoluna koyduğu söylenen Tyson, ne yazık ki yeni bir krizle baş başaydı. Hayatında trajediler ki son bulmuyordu; en küçük kızı Exodus yanlışlıkla kendini boğarak ölmüştü. Küçük kızının vefatını takip eden günlerde zor zamanlar geçiren Tyson için karanlık günlerin sonu yok gibiydi.

 

Yakın Tarih

2009 yılında sahneye dönen Tyson, Bradley Cooper’ın başrolde olduğu Hangover filminde oynadı. Filmdeki sahneleri tutulan Tyson, Hangover’ın bir hit haline gelmesinin ardından başka fırsatlara da şans vermeye karar verdi ve How I Met Your Mother, Entourage ve Law and Order gibi çeşitli televizyon dizilerinde konuk oyuncu olarak yer aldı. Kendi hakkında yapılan ve Spike Lee tarafından yönetilen Broadway Show’unda yer alan Tyson, bir dram filmini andıran hayatıyla yeniden gözler önündeydi. İlerleyen yıllarda yaptığı röportajlarda hala madde ve alkol kullanımıyla ilgili sorunlar yaşadığını itiraf eden Tyson, “İçmeye başladığımda geçmişteki karanlık günlere geri dönüyorum. Depresif bir ruh haline giriyor, ölümün nasıl olacağını düşünüyorum. Yaşamak daha zor geliyor. Yardım almazsam uzun yıllar hayatta olacağımı sanmıyorum” demişti. 2013 yılında hayatını anlattığı bir kitap yayınlayarak çok satanlar listelerine üst sıradan giriş yapan Tyson, ikinci kitabında D’Amato’yla geçen zamanlarından bahsediyordu. Kim bilir, belki de D’Amato hayatta olsa her şey Tyson için çok farklı olurdu.

 

İlginizi çekebilir

Muhammed Ali Kimdir? Hayatı ve Başarı Hikayesi
Girişimciler, Profesyonel Sporculardan İş Hayatına Dair Neler Öğrenebilir?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.