Sheryl Sandberg’in İlham Verici Harvard Mezuniyet Konuşması

Sheryl Sandberg, Amerikalı bir kadın girişimci. Facebook’un COO’su (operasyondan sorumlu genel müdürü) olan Sandberg, diğer bir deyişle Mark Zuckerberg’den sonra Facebook’un en önemli ikinci ismi. Facebook’un büyüklüğünü düşünürseniz Sandberg’in şu an ne kadar önemli bir insan olduğunu tahmin edebilirsiniz. İnternet dünyasının en güçlü kadını bile diyebiliriz onun için.

Sheryl Sandberg, 2012 yılında Harvard Business School mezuniyet töreninde unutulmaz bir konuşmaya imza attı. İş hayatı, tutku, motivasyon, Facebook deneyimi gibi pek çok konuda ilham verici olan bu konuşmanın Türkçe çevirisini sunuyoruz şimdi sizlere.

Harvard Business School’un değerli öğretim üyelerine, öğrencilerine ve ailelerine ve en önemlisi 2012 mezunlarına hitap etmek benim için büyük bir onur.

Bugün burada sınırsızca kutlama yapmamız gerekiyordu ancak sınıf arkadaşınız Nate’in vefatı nedeniyle ben de sizin yasınıza katılıyorum. Böyle durumlarda söylenecek söz yoktur. Üzüntüyle karışık olsa bile bu 2012 mezunları için yine de önemli bir gün bugün.

Sayın dekan beni konuşma yapmak için davet ettiğinde “Benden daha genç ve daha havalı insanların karşısına çıkıp konuşma mı yapacağım?” dedim kendi kendime. Ama sonra yapabilirim diye düşündüm. Facebook’ta her gün yapıyorum bunu neticede. Bana “İnternetten önce okul hayatı nasıldı?” gibi sorular sormamaları koşuluyla  genç insanlarla bir araya gelmeyi severim.

17 yıl önce Harvard’da Prof. Kash Rangan’ın sosyal pazarlama derslerine girdim. Rangan derslerinde pek çok örnek verirdi ancak verdiği bir örnek aklımdan hiç çıkmadı. ABD’deki organ bağışçılarının sayısının azlığı nedeniyle her gün 18 insan ölüyor. Bu ay Facebook organ bağışını desteklemek için bir araç geliştirdi. Bu projede Prof. Kash Rangan’dan ilham aldığımızı söylemem gerekiyor. Kash, her nerede olursan olsun, sana minnettarız.

Yani sadece 17 yıl önce ben de sizlerle aynı sıralarda okudum. Ama o günden bugüne dünya çok değişti. Benim sınıfım Harvard Business School’un ilk online sınıfıydı. AOL sohbet odası ve çevirmeli internet kullanırdık. Çevirmeli internetin ne demek olduğunu anne babanıza daha sonra sorabilirsiniz. Ancak bu online eğitim işi o zaman için pek mümkün değildi. 90 kişinin tek bir hatta iletişim kurması için gereken altyapı henüz yoktu.

O zaman bir gün içinde yüz yüze konuştuğunuz kişilerden daha çoğuna ulaşmak için çok zengin ve güçlü olmanız gerekiyordu. Yani bu altyapıdan istifade etmek için aktör, siyasetçi, CEO olmak gerekiyordu. Bugün bu ortadan kalktı.

Bugün sıradan insanlar bile seslerini duyurabiliyor. Facebook’a, Twitter’a, akıllı telefona erişimi olan herkes… Tabii bu durum geleneksel güç yapılarını ve hiyerarşileri yerle bir ediyor. Güç ve ses kurumlar düzeyinden bireyler düzeyine iniyor. Bu o kadar büyük bir hızla oluyor ki sizin yaşınızdayken böyle bir şeyi hayal dahi edemezdim. O zamanlar Mark Zuckerberg de 11 yaşındaydı.

Dünya daha bağlantılı ve daha az hiyerarşik bir yapıya kavuşuyor. Klasik kariyer tanımı da değişiyor. 2011 yılında devletteki işimden ayrılıp Silikon Vadisi’ne taşındım. Ancak zamanlamam pek iyi değildi ve iş bulma konusunda sıkıntı yaşadım. Küçük şirketler batıyor, büyük şirketler de küçülmeye gidiyordu. İş görüşmesine gittiğim bir yerde bir CEO bana “Senin gibi birini işe almayı düşünmeyiz bile.” demişti.

Aradan bir süre geçti ve birkaç iş teklifi aldım. Elime bir kağıt aldım. Bu işleri yazdım. Sonra benim yeteneklerimi, kriterlerimi ve bu işlerde aranan özellikleri ve pozisyonları yazdım. Bu iş tekliflerinden biri Google’ın ilk kez kurduğu iş biriminin genel yöneticiliği pozisyonuydu. Şu an şahane bir iş gibi bu ancak o zamanlar kimse internet şirketlerinin para kazanacağına ihtimal vermiyordu. O zaman Google’da böyle bir birim olduğundan bile emin değildim. Bu pozisyon diğer şirketlerin bana teklif ettiği pozisyonlardan birkaç beden küçüktü üstelik.

O dönem Google CEO’su olan Eric Schmidt ile oturdum ve ona bu pozisyonun benim kriterlerimden hiçbirini karşılamadığını gösterdim. Kağıdı eline aldı ve bana “Salak olma.” dedi. Şahane bir kariyer tavsiyesiymiş meğer. “Uzay gemisine atla. Şirketler çok hızlı büyüyor ve sen çok etkili olabilirsin. Kariyerler kendi başlarının çaresine bakar. Sana uzay gemisinde koltuk verildiğinde hangi koltuk olduğunu sorma, sadece atla.” dedi.

6.5 yıl sonra Google’dan ayrılırken bu tavsiye hala aklımdaydı. Pek çok şirketten CEO’luk teklifi aldım ancak ben Facebook’a COO olarak girdim. O dönem insanlar  “Neden 23 yaşında bir insan için çalışmak istiyorsun?” dediler. Kariyeri bir merdiven olarak görme alışkanlığı vardır, ben bu metaforun artık geçerli olduğuna inanmıyorum. Hiyerarşinin zayıfladığı bir dünyada bu bana hiçbir şey ifade etmiyor.

Facebook’taki ilk dönemlerimde Lori Gole adında Harvard 1997 mezunu bir kadınla tanışmıştım. O dönem eBay’de pazarlama departmanında çalışıyordu. Bir gün beni aradı ve Facebook’ta çalışmak istediğini ikna edici bir dille anlattı.

Kariyerimde binlerce kişiyi işe almışımdır ancak öylesini ilk kez görüyordum. “Seni işe alıyorum. En büyük problemim iş alım süreci ve sen de bu konuyla ilgileneceksin dedim.”

Lori Facebook’ta işe başladı ve yepyeni bir dünyayla karşılaştı. Sonraki dönemlerde terfi aldı ve binlerce kişiyi yöneten bir yönetici oldu. Lori’nin sevdiğim bir sözü vardır: “Kariyer bir merdiven değil, oyuncak tırmanma merdivenidir.”

Harvard sonrası iş hayatına atılacaksınız. Fırsatların peşinden koşacak, etki yaratmak isteyeceksiniz. Sağa sola, öne arkaya gidin. CV’nizi değil, yeteneklerinizi geliştirin. Neler yapabileceğinizi değerlendirin, size ne unvan verileceğini umursamayın. Kendinize bir kota belirleyin. Fazla plan yapmayın. Kolay yoldan yükselmeyi beklemeyin.  Sizin yaşınızdayken kariyerimi planlasaydım şu an bir kariyerim olmayabilirdi.

Benim zamanımdan çok farklı bir iş dünyasına adım atıyorsunuz. Benim zamanımda internet yeniydi. Şimdi internet her yerde ve her şeyde. Benim zamanımda rekabet çok yoğundu, bugün daha da yoğun. Geleneksel kariyer anlayışı ortadan kalktıkça liderlik de evrilmek zorunda. Hiyerarşi yerini toplumsal sorumluluğa, emirden karşılıklı müzakereye bırakmak durumunda.

Bu önemli okulda eğitim aldınız. Sizi göreviniz trendleri takip etmek değil, trend yaratmak olmalı. Bu yeni dünyada liderlik ederken mezun olduğunuz okula güvenemezsiniz. Tek güvenceniz bildikleriniz olmak zorunda. Gücünüz tanıdıklarınızdan değil, saygınlığınızdan ve güveninizden kaynaklanmak zorunda. Yeteneğe, hayal gücüne ve vizyona ihtiyacınız olacak ancak her şeyden öte insanlarla özgün bir biçimde iletişim kurabilme yeteneğine, çevrenizdeki insanlara ilham verebilmeye, hayat boyu öğrenmeye ihtiyaç duyacaksınız.

Çocukları izlerseniz onların ne kadar dürüst olduğunu görürsünüz. Harvard’dan sınıf arkadaşım Betsy mezuniyet sonrası ikinci çocuğuna hamile kaldı ve o dönem 5 yaşında olan ilk oğlu Sam, annesine bakıp şöyle dedi:

Sam: “Anne bebek nerede?”

Betsy: “Bebek karnımda.”

Sam: “Bebeğin kolları senin kolların değil mi yani?”

Betsy: “Hayır, karnımda bebek.”

Sam: “Gerçekten mi? Bebeğin bacakları senin bacakların değil mi?”

Betsy: “Hayır, bebek tamamen karnımda.”

Sam: “Anne o zaman poponda büyüyen şey ne?”

Yetişkinler olarak asla bu kadar dobra olamayız. Bu kötü bir şey de değildir. İki çocuk sahibi bir anne olarak ihtiyaç duyduğum son şey bu yorumlardır. Ancak bu her zaman iyi bir şey olmak zorunda da değil. Zira hepimiz, özellikle de liderler, doğruyu duymak ve söylemek durumundadır. İş yeri ise doğruları konuşmak için zor bir yerdir. Ne kadar hiyerarşi yıkılıyor desek de tüm şirketlerde belli oranlarda hiyerarşi vardır. Bu da şu anlama gelir: Bir kişinin performansı, başka birinin algısıyla değerlendirilir. Bu dürüstlüğe uygun bir durum değildir.

Tipik bir iş yerinde insanların nasıl konuştuklarını düşünün. İnsanlar “Bu strateji bana göre yanlış işliyor” demek yerine çok çok teknik ifadelerle laf salatası yapılır.

Gerçek ancak sade bir dille aktarıldığına değerlidir. Geçen yıl Mark, Çince öğrenmeye karar verdi. Her hafta birkaç saat boyunca Çinli Facebook çalışanlarıyla Çince çalışmaya başladı. Bir gün bu kişilerden biri ona yöneticileri hakkında bir şey söylerken Mark, “Daha sade bir dille lütfen” dedi. Sonunda bu kişi “Yöneticim kötü biri” dedi. Mark için sadelik ve netlik çok önemlidir.

Tabii insanlar nadiren bu kadar açık konuşur. Sizin konumunuz yükseldikçe sizle daha kapalı konuşurlar, söylediğiniz ufak tefek şeyleri çok önemli kabul ederler.

Facebook’a girdiğimde yapmam gereken şeylerden biri şirketin iş yönünü geliştirmek, bazı yeni sistemleri uygulamaktı. Ancak ben bunu Facebook’u şahane yapan kültürünü zedelemeden yapmak istedim. Bunun için mesela benim katıldığım sunumlarda resmi Powerpoint sunumu yapılmamasına karar verdim. Powerpoint sunumu yerine “Neden konuşmak istediğin konuların listesini getirmiyorsun?” dedim insanlara. Ancak benim bu kararım gözardı edildi. Aylarca Powerpoint sunum yapmaya devam etti insanlar.

2 yıl sonra “Kural koymayı sevmem ama bir kural koyuyorum. Benim olduğum toplantılarda Powerpoint görmek istemiyorum.” dedim.

Bir ay sonra global satış ekibinden biri yanıma geldi ve “Müşterilerle yapılan toplantılarda Powerpoint sunumu yasaklamanızdan ötürü tüm ekip üzgün.” dedi.

Sonra tüm şirkete hitap ettiğim bir kürsüye çıktım ve “Benim olduğum toplantılarda Powerpoint istemiyorum dedim. Ayrıca daha da önemlisi, eğer saçmasapan bir karar haberi alırsanız, bu haber benden ya da Mark’ta gelse bile buna karşı çıkın, tepki gösterin.” dedim.

İyi bir lider, pek çok insanın otorite ile mücadele etme konusunda çekingen olduğunu fark eder. Bu nedenle otorite sahibi olan lider, insanları sormaya, sorgulamaya teşvik etmelidir. “Feedback istiyorum.” demek de kolaydır ancak çoğu zaman feedback liderlerin istediği formatta gelmez.

Google’daki ilk dönemimde 4 kişilik bir ekibim vardı. Ekibimdeki herkesi çok iyi tanımak benim için önemliydi. Yani ekibimde olan bir kişiyi tanımak zorunda hissediyordum. Ekibim 100 kişiye ulaşınca bu kişilerin hepsiyle birebir görüşmenin çok uzun süreceğini fark ettim. Bir gün toplantı esnasında birebir mülakat işini bırakma konusunu açtım. İnsanların “Hayır, bu görüşmeler başarımız için çok önemli” diye itiraz edeceklerini düşünüyordum ancak insanlar sevinçle alkışlamaya başladılar. Yani anlayacağınız, bu süreç boyunca onlara ayak bağı olduğumu ifade etmiş oldular.

Birkaç saat boyunca çok utandım ve sinirlendim. “Neden bana onları yavaşlattığımı söylemediler?” diye düşündüm. Sonra bunu söylememelerinin benim hatam olduğunu fark ettim. Onlara feedback istediğimi açıkça ifade etmemiştim.

Eğer liderseniz insanlardan iyi ve dürüst feedback almak bir hayli zordur. Benim bulduğum bir yöntem var ama. Kötü olduğum konularda insanlarla son derece açık bir şekilde konuşuyorum. Bu da insanlara benimle aynı görüşte olma imkanı tanıyor. Bu insanların bireysel inisiyatif alıp kendi başlarına bu durumu belirtmelerinden çok daha kolay.

İşler karışınca çok gergin olabiliyorum. Kimse beni çok sakin ve tepkisiz bir insan olmam konusunda suçlamamıştır, buna eminim. Böyle durumlarda açıkça konuştuğum için insanlar da konuşmaya dahil oluyor ve neyin yanlış olduğunu anlatıyorlar. Eğer böyle anlarda konuşmasam, kimse gelip de “Hey Sheryl, sakin ol. Zaten gerginiz, sen daha da geriyorsun bizi.” demez.

Bugün mezun oluyorsunuz. Kendinize nasıl bir lider olacağınızı sorun. Sade ve net bir dil kullanacak mısınız? Dürüst feedback almak isteyecek misiniz? Dürüst feedback karşısında sinirlenecek misiniz, yoksa teşekkür mü edeceksiniz? İletişimde daha otantik ve özgün olmaya çalışıyoruz. Bunu daha genele de yaymak durumundayız. Kendinizi işinize vermek durumundasınız.

Motivasyon önem verdiğiniz şeyler üzerinde çalışmaktan kaynaklanır. Ayrıca motivasyon önem verdiğiniz kişilerle birlikte çalışmaktan da kaynaklanır. Bir insana önem vermek için o kişiyi tanımak şarttır. Birlikte çalıştığınız insanlar neleri sevdiğini, nelerden nefret ettiğini bilmelisiniz. Eğer insanların kalbini ve aklını kazanmak istiyorsanız, onlara hem kalbinizle hem de aklınızla önderlik etmelisiniz. İnsanların mesai günleri farklı hafta sonları farklı kişiliklere büründüğünü sanmıyorum. Böyle bir ayrımın işe yarayacağına da inanmıyorum.

Bir keresinde iş yerinde ağladım. İnsanlara iş yerinde ağladığımı söyledim. Gazetelerde “Sheryl Sandberg, Mark Zuckerberg’in omzunda ağladı.” diye haber çıktı. Ben insanlarla hayallerimi ve korkularımı paylaşırım, onların hayallerini ve korkularını öğrenmek isterim. Kendim olmaya çalışırım. Güçlü yanlarım ve zaaflarım hakkında dürüstçe konuşurum ve insanları da böyle yapmaya teşvik ederim. Yani iş ve iş dışı yaşam arasında kesin bir ayrım yoktur sanıldığı gibi.

İşe tüm benliğini adama konusuyla ilgili olarak son zamanlarda kadınların iş hayatında karşılaştığı zorluklarla ilgilenmeye başladım. Buna da son birkaç yılda cesaret edebildim. Ondan önce kadın olduğumu iş hayatına hiç aksettirmedim. Ofis kapımı kilitleyip telefonla görüşürken çocuklarıma süt sağıyordum. İnsanlar odamdan gelen seslere anlam veremiyorlardı.

Son 10 yıldır kadın ve iş yaşamı konusunda hiçbir mesafe kat edilememesi, beni bu konuda konuşmaya cesaretlendirdi. Harvard’dan 1995’te mezun oldum. Benimle aynı yıl mezun olan bir kişinin Harvard mezuniyet törenine çağrıldığı yıl, kadın-erkek eşitliğini sağlamış oluruz diye düşünüyordum. Ancak üst düzey pozisyonlarda çalışan kadın oranı bırakın %50’yi, 10 yıldır %15-16 arasına sıkıştı.

Üst düzey yöneticilik konusunda cinsiyet farkının önemli bir mesele olduğunu açıkça kabul etmek durumundayız. Kadınların yeteneklerini erkeklere göre neden ve nasıl daha düşük gördüklerini, bir kadının başarısı ve gördüğü sevgi-saygı arasındaki ters orantının nedenlerini sorgulamalıyız. Bu bir kadının iş hayatında başarılı oldukça daha az sevildiği anlamına geliyor. Bu kadınların farklı bir mentorluğa, teşviğe ve yönetim anlayışına ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.

Üst düzey pozisyonlarda bunu sorgulayacak yeterince kadın yok. Bu konuda hem erkeklere hem de kadınlara büyük rol düşüyor. İş hayatında cinsiyet meselesinin konuşulması kadar kadınların başarılı olma yolunda desteklenmesine de gerek var. Bir kadının başarılı olmasına rağmen sevilmediğini duyduğunuzda derin bir nefes alın ve bunu sorgulayın.

Hepimizin iş hayatında ve özel hayatta esnekliğe ihtiyaç duyduğumuzu açıkça konuşmamız gerekiyor. Birkaç hafta önce bir röportajda ofisten 5.30’da çıkıp eşim ve çocuklarımla akşam yemeği yediğimi söylediğimde gazeteler şok oldu. Arkadaşlarından biri, baltayla birini öldürsem bu kadar olay olmayacağını söyledi. Bu durum bana kadınlar ve erkekler için hala çözülememiş bir mesele olduğunu gösterdi. Aksi halde 5.30’da ofisten çıkmam bu kadar olay olmazdı. Neden kadınların erkeklere kıyasla daha düşük oranda üst düzey pozisyonlara yükselme hedefi kurduğunu düşünmemiz gerekiyor.

Kadınların masa başı işlere değil, önemli masaların baş koltuğunda oturmaya ihtiyacı var. Bugün buraya konuşma yapmak için gelmekten ötürü heyecan duyduğumu söylemiştim. Bunun nedenlerinden biri de kadınların eğitime katılmalarının 50. yıldönümü olması.

Yarın dünyanın farklı yerlerine dağılacaksınız. Sizin için dört temennim var:

Mutlaka birbirinizle haberleşin. Gelecekteki başarınız için bu çok önemli.

Konuşmak ve gerçeği söylemek için gayret edin.

Kendinize karşı dürüst ve doğru olun.

Ve son olarak sizin kuşağınız bizim kuşağın başaramadıklarını başarıyor. Evlerin yarısının erkekler tarafından, şirketlerin yarısının da kadınlar tarafından yönetildiği bir dünya yaratın. Öylesi eminim ki çok daha iyi bir dünya olacaktır.

 

İlginizi çekebilir

İş Hayatında Kadın Erkek Eşitliği Nasıl Sağlanır?
İş Hayatında Kadın Olmak Hakkında Gerçekler
Jeff Bezos’un İlham Verici Princeton Mezuniyet Konuşması
100.000 TL Paranız Olsa Nasıl Yatırım Yapardınız? Hemen Deneyin!

Sadece 695 TL'ye Website Sahibi Olun!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.