Steve Jobs’tan Gerçek Liderlik Dersleri

PARAM OLSA ŞURAYA YATIRIRDIM DİYE DÜŞÜNME!

100.000 TL SANAL PARA İLE NELER YAPABİLECEĞİNİ HEMEN GÖR!

(Ücretsiz VİOP Deneme Hesabı Açmak için Tıklayın!)

Steve Jobs’un hikayesinin bir girişimsel yaratılış efsanesi olduğu aşikardır. Jobs, 1976 yılında Apple’ı ebeveynlerinin garajında ortağıyla birlikte kurmuş, 1985 yılında ayağı kaydırılarak kurumdan ayrılmış, 1997 yılında batmaktan kurtarmak üzere geri dönmüş ve 2011 yılı ekim ayında ölmeden önce dünyanın en değerli şirketini inşa etmiştir. Bu süreçte kişisel bilgi işlem, animasyon filmleri, müzik, telefonlar, tablet bilgi işlem, perakende satış mağazaları ve dijital yayıncılık olmak üzere yedi farklı sektörün dönüşümüne yardımcı olmuştur. Bu yüzden kendisi Thomas Edison, Henry Ford ve Walt Disney gibi dünyanın en büyük yenilikçilerinin ulusal kahramanlar arasında anılmaya değerdir. Bu girişimcilerin hiçbiri kusursuz değildi ancak, kendileri unutulduktan çok sonra bile tarih onların hayal gücünü teknoloji ve iş dünyasına nasıl uyguladıklarını hatırlayacaktır.

Jobs biyografisi raflarda yerini aldığından beri aylardır sayısız yorumcu kitaptan yönetim dersleri çıkarmaya çalıştı. Bu okuyuculardan bazıları ferasetliydi ancak bence çoğu (özellikle girişimcilik tecrübesi olmayanlar) onun kişiliğinin pürüzlü kısımlarına çok fazla odaklandılar. Bana göre Jobs’un asıl cevheri, kişiliğinin çalışma şekliyle iç içe olmasındaydı. Sanki normal kuralların onda uygulaması yokmuş gibi davranırdı. Ayrıca günlük hayata getirdiği tutku, yoğunluk ve aşırı duygusallık da onun ortaya koyduğu ürünlere kattığı şeylerdi. Huysuzluk ve sabırsızlığı ise mükemmeliyetçiliğinin bir parçasıydı.

Son röportajımızda ona insanların üzerine fazla gitme eğilimini sordum. Bana cevabı: “Sonuçlara bak” oldu. “İş arkadaşlarımın hepsi akıllı insanlar ve herhangi biri gerçekten baskı altında olduğunu hissetse başka bir yerde gayet iyi bir iş bulabilirdi. Ama öyle hissetmiyorlar.” Sonra biraz durakladı ve efkarlı bir şekilde: “Ve biz birlikte harika şeyler yaptık” dedi. Kesinlikle, o ve Apple geçen bir düzine yılda modern zamanların bütün diğer yenilikçi firmalarından daha büyük şeyler yaptılar: iMac, iPod, iPod nano, iTunes Store, Apple Stores, MacBook, iPhone, iPad, App Store, OS X Lion… Pixar filmlerinden bahsetmiyorum bile. Ve kendisi son hastalığıyla savaşırken yanında kendisinden yıllarca ilham almış son derece sadık bir iş arkadaş çevresi, sevgi dolu bir eşi, kız kardeşi ve dört çocuğu vardı.

Bu yüzden, bence Steve Jobs’tan alınabilecek gerçek dersler başardıklarına bakılarak çıkarılanlardır. Bir keresinde ona, cevabın iPad ya da Macintosh olacağını düşünerek en önemli eserinin ne olduğunu sordum. Ancak o Apple şirketi olduğunu söyledi. Devamlı bir şirket kurmanın, harika bir ürün yapmaktan çok daha fazla zor ve önemli olduğunu söyledi. Peki bunu nasıl yaptı? İşletme okulları yüz yıldan beridir bu sorunun cevabını arıyor. İşte bana göre ünlü girişimci Jobs’un başarısının anahtarları:

 

1- Odaklanın

Jobs 1997 yılında Apple’a geri döndüğünde şirket, Macintosh’un onlarca farklı modelinin de içinde bulunduğu rastgele bilgisayarlar ve elektronik ekipmanlar dizisi üretiyordu. Birkaç hafta süren ürün değerlendirme toplantılarından sonra Jobs’ın sabrı taştı ve “Durun! Bu saçmalık!” diye bağırdı. Tahta kalemini eline aldı, çıplak ayaklarıyla tahtaya yaklaştı ve 2×2 bir tablo çizdi. Sonra, “İşte ihtiyacımız olan şey” dedi ve sütunların üst tarafına “tüketici” ve “üretici” yazdı. Satırlara ise “masaüstü” ve “laptop” isimlerini verdi. Takım arkadaşlarına işlerinin her biri bir çeyrekte olmak üzere senede 4 büyük ürüne odaklanmak olduğunu söyledi. Diğer bütün ürünlerin iptal edilmesi gerektiğini ekledi. Odayı derin ve şaşkın bir sessizlik kapladı. Ancak Jobs, şirketi sadece dört bilgisayar modeli üretmeye odaklayarak kurtardı. Bir keresinde: “Ne yapılmayacağına karar vermek de en az ne yapılacağına karar vermek kadar önemlidir. Bu hem şirketler hem de ürünler için geçerlidir” demişti.

Jobs, şirketi düze çıkardıktan sonra her yıl favori 100 çalışma arkadaşıyla inzivaya çekilmeye başladı. Bu teknolojik kampların son gününde, kendisine durum üzerinde tam kontrol verdiği ve dikkati toplamaya yardımcı olduğu için çok sevdiği o beyaz tahtanın önünde durur ve arkadaşlarına: “Bundan sonra yapmamız gereken 10 şey nedir?” diye sorardı. İnsanlar kendi fikirlerini o listeye sokabilmek için yarışırlardı. Jobs bu fikirleri yazar ve saçma bulduklarının üstünü çizerdi. Uzun süren değerlendirmelerden sonra grup 10 maddede karar kılardı. Sonra Jobs, son 7’nin üstünü çizer ve “Sadece 3 tanesini yapabiliriz” derdi.

Odaklanmak, Jobs’un kişiliğine yerleşmiş ve Zen eğitimi sayesinde de iyice gelişmişti. Dikkat dağıttığını düşündüğü her şeyi bıkmadan usanmadan eler ve devre dışı bırakırdı. İş arkadaşları ve ailesi, bazen onunla hukuki problemleri ya da sağlık taramaları gibi önemli buldukları mevzuları konuşmaya çalışırken çileden çıkarlardı. Fakat onlara dikkatinin odağını hazır olana kadar değiştirmeyi reddettiğini gösteren soğuk bir bakış atardı.

Ölümüne yakın, Google kurucularından Larry Page, Jobs’u evinde ziyaret etti. Jobs, şirketleri rekabet halinde olmasına rağmen ona birtakım tavsiyeler vermek istiyordu. Sonrasında ona verdiği tavsiyelerin merkezinde odaklanma konusu olduğunu bana anlattı. Page’e Google’ın büyüdüğünde ne olmak istediğini anlaması gerektiğini söyledi. “Google şimdi her yerde. Odaklanmak istediğin 5 ürün nedir? Diğerlerinden kurtul çünkü onlar senin ilerlemeni engelliyorlar. Seni Microsoft’a dönüştürüyorlar. Senin yeterli ama harika olmayan ürünler ortaya çıkarmana sebep oluyorlar”. Page bu tavsiyelere uydu. 2012 yılı Ocak ayında çalışanlara Android gibi birkaç özelliğe odaklanmalarını ve onları Jobs gibi güzelleştirmelerini söyledi.

Mutlaka okuyun: Birden Fazla Proje İçerisinde Odağınızı Koruyabilmek İçin İpuçları

 

2- Sadeleştirin

Jobs’un zenvari odaklanma yeteneğine, onunla bağlantılı olan bütün dikkatini bir şeyin özüne verip gereksiz parçalardan kurtararak onu sadeleştirme yeteneği eşlik etmiştir. Apple’ın ilk pazarlama broşüründe: “Sadelik, inceliğin son noktasıdır” yazardı. Bunun ne anlama geldiğini görmek için herhangi bir Apple uygulamasını, gittikçe çirkinleşen ve yol gösterici olmayan menülerle ve kullanışsız özelliklerle daha karmaşık hale gelen Microsoft Word ile karşılaştırın. Apple’ın sadelik arayışının görkemini böylece göreceksiniz.

Jobs sadeliğe olan hayranlığını, üniversiteden ayrıldıktan sonra Atari’de gece vardiyasında çalışırken edindi. Atari’nin oyunları kullanma kılavuzsuz gelirdi ve üniversiteye yeni başlamış sarhoş bir gencin çözebileceği kadar basittiler. Star Trek oyunundaki yönlendirmeler sadece şunlardı: “1- 25 Kuruş atın, 2- Klingonlardan Kaçın”. Onun sadelik aşkı 70’li yıllarda katıldığı, süsleme ve dikkat dağıtan şeylerden uzak işlevsel bir tasarımı ön plana çıkaran Bauhaus stilinde inşa edilmiş olan bir kampüste bulunan Aspen Enstitüsünde düzenlenen tasarım konferanslarında arıtılmıştır.

Xerox’un Palo Alto Araştırma Merkezini ziyaret edip orada grafiksel kullanıcı arayüzü ve faresi olan bir bilgisayarın planlarını gördüğünde tasarımı daha yönlendirici (kullanıcının sanal bir masaüstünde belgeleri ve dosyaları sürükleyip bırakmaları özelliğini Jobs’un takımı bulmuştur) ve basit hale getirmeyi kafasına koydu. Örneğin, Xerox’un faresinde 3 düğme vardı ve fiyatı 300 dolardı; Jobs ise yerel bir endüstriyel tasarım firmasına giderek kurucularından biri olan Dean Hovey’e basit ve tek düğmeli, 15 dolarlık bir fare istediğini söyledi. Hovey bunu uyguladı.

Jobs, karmaşıklığı ıskalayan bir sadeliktense, onu fetheden bir sadeliği amaçlamıştır. Bu derinlikte bir sadeliğe ulaşmanın, kullanıcıya meydan okumaktansa ona arkadaş canlısı bir şekilde sunulmuş bir makine üretmekle sonuçlanabileceğinin farkındaydı. “Bir şeyi sadeleştirmek, altında yatan zorlukları tam manasıyla anlamak ve şık çözümler üretmek çok emek ister.”

Jobs, Apple’ın endüstriyel tasarımcısı olan Jony Ive’da derinlerdeki sadeliği arama konusunda ruh ikizini bulmuştu. Onlar sadeliğin sadece minimalist bir stil ya da karmaşıklığın giderilmesi olmadığını biliyorlardı. Vidaları, düğmeleri ve ekstra dolaşım ekranlarını kaldırmak için öncelikle onların her birinin rolünü tam anlamıyla idrak etmek gerekiyordu. Ive, bu konudaki duruşunu: “Gerçekten sade olmak için çok derine inmeniz gerekir” şeklinde açıklamıştır. Sonrasında ise şöyle bir örnek vermiştir: “Örneğin, bir ürün üzerinde hiç vida olmasın diye uğraşırken bu sefer de çok karmaşık ve kompleks bir şeyle baş başa kalabilirsiniz. Doğru yol, sadelikle derine inmek ve onun nasıl üretildiğiyle alakalı her şeyi anlamaya çalışmaktır.”

Jobs, iPod arayüzünün tasarımı sırasında düzenlenen toplantıların her birinde bir karmaşıklığı çıkarmanın yollarını aradı. İstediği her şeye üç tık ile ulaşmak konusunda ısrar etti. Örneğin, bir gezinti ekranı kullanıcılara aramayı; şarkı, albüm ya da sanatçıya göre yapmak istediklerini soruyordu. Jobs “Bu ekrana neden ihtiyacımız var?” diye sordu. Tasarımcılar ihtiyaçları olmadığını fark ettiler. iPod takımının lideri olan Tony Fadell bu konuyla alakalı şu anekdotu paylaşmıştır: “Bazı zamanlar bir kullanıcı arayüzü problemiyle alakalı ciddi kafa patlatırdık ve sonunda bize ‘Bunu düşündünüz mü?’ diye sorardı. Hepimiz ‘Yok artık!’ derdik ve küçük problemimiz onun problemi ya da yaklaşımımızı yeniden tanımlamasıyla yok olurdu.” Bir keresinde Jobs olabilecek en basit öneriyi sundu: Hadi açma/kapama düğmesini kaldıralım. Başta çalışma arkadaşları temkinli yaklaştılar ancak sonrasında bu düğmeye ihtiyaçları olmadığını fark ettiler. Cihaz kullanılmadığında zaman içinde kapanabilir ve tekrardan kullanılmaya başlandığında kendiliğinden açılabilirdi.

Aynı şekilde Jobs’a kullanıcıların videoları disklere yazabilmelerini sağlayan iDVD için çeşitli karmaşık gezinti penceresi teklifleri sunulduğunda, kendisi beyaz tahtanın önüne çıkıp basit bir dikdörtgen çizdi ve “İşte yeni uygulamamız. Sadece bir penceresi var. Videonuzu bu pencereye sürüklüyorsunuz. Sonra da ‘Yazdır’ butonuna tıklıyorsunuz. Bu kadar. İşte bunu yapacağız” dedi.

Jobs, girilmeye hazır endüstri ya da alanları ararken her zaman kimin olması gerekenden daha karmaşık ürünler yaptığını sorardı. 2001 yılında, iPod ve iTunes Store ile sonuçlanan taşınabilir müzikçalarlar ve online şarkı satın alma piyasaları bu tanıma uyuyordu. Sırada cep telefonları vardı. Jobs, toplantılardan birinde eline bir telefon alır ve kimsenin rehber de dahil özelliklerin yarısını anlayamayacağını yüksek sesle iddia ederdi ve bu doğru çıkardı. Kariyerinin sonuna doğru gözlerini, insanların basit bir cihaza tıklayarak istedikleri zaman istedikleri şeyi izlemelerini neredeyse imkansız hale getiren televizyon sektörüne dikmişti.

Mutlaka okuyun: İş Dünyasında Sadeliğin Önemi

 

3- Baştan Sona Sorumluluk Alın

Jobs sadeliğe ulaşmanın en iyi yolunun donanım, yazılım ve çevresel aygıtların pürüzsüzce birbirine bağlı olması olduğunu biliyordu. Bir Apple ekosistemi – bir Mac bilgisayara iTunes yazılımı ile bağlı bir iPod – cihazların daha basit, daha kolay senkronize ve küçük teknik problemlerin daha az olmalarını sağlamıştır. Oynatma listesi oluşturmak gibi daha karmaşık görevler bilgisayarda yapılabilir ve böylece iPod daha az fonksiyona sahip olabilirdi.

Jobs ve Apple, kullanıcı deneyimi konusunda çok az firmanın yaptığı gibi baştan sona sorumluluk almıştır. iPhone içerisinde bulunan ARM mikroişlemcinin performansından tutun da o telefonun Apple Store’dan satın alınmasına kadar müşteri deneyiminin bütün aşamaları birbirlerine sıkıca bağlıydı. Hem 80’lerde Microsoft hem de son yıllarda Google, işletim sistemlerinin ve yazılımlarının başka donanım üreticileri tarafından kullanılması konusunda daha açık bir yaklaşım sergilemişlerdir. Bu işletme modeli zaman zaman daha iyi olduğunu kanıtlamıştır. Ancak Jobs her zaman tutkulu bir biçimde bu işletme modelinin her zaman kötü ürünlerle sonuçlandığını savunmuştur. “İnsanlar meşgul. Cihazlarıyla bilgisayarlarını birbirlerine nasıl bağlayacaklarını düşünmekten daha önemli işleri var” diyerek konuyla ilgili tavrını özetlemiştir.

Jobs’un “zımbırtının tamamı” olarak adlandırdığı sorumluluk alma zorunluluğunun bir kısmı onun epey kontrolcü olan kişiliğinden gelmekteydi. Fakat aynı zamanda gücünü onun mükemmelliğe ve zarif ürünler yapmaya olan tutkusundan almaktaydı. Müthiş Apple uygulamalarının başka bir şirketin sönük donanımlarında kullanıldığını düşündüğünde kurdeşen dökerdi ve onaylanmamış uygulama ve içeriklerin bir Apple cihazının mükemmelliğini bozacağı düşüncesine de aynı derecede alerjikti. Bu her zaman kısa vadede karı maksimize eden bir yaklaşım değildi, ama kötü cihazlarla, gizemli hata mesajlarıyla ve sinir bozucu arayüzlerle dolu bir dünyada hoş bir kullanıcı deneyimi yaşatan hayret verici ürünlerin ortaya çıkmasına sebep oldu. Apple ekosisteminde olmak, Jobs’un çok sevdiği Kyoto Zen bahçelerinde yürümek kadar görkemli olabilir ancak iki deneyim de binlerce çiçeğin açmasına müsaade etmekle ortaya çıkarılmamıştır. Bazen bir kontrol delisinin kontrolünde olmak da faydalıdır.

 

4- Gerideyseniz Zıplayarak İlerleyin

Yenilikçi bir firmanın tek göstergesi yeni fikirleri ortaya ilk onun atması değildir. Yenilikçi firma geriye düştüğünde nasıl zıplayarak ilerleyeceğini de bilir. Jobs orijinal iMac’i ortaya çıkardığında bu durumu yaşadı. Onu kullanıcıların foto ve videolarını düzenlemek için daha kullanışlı olmasına odaklanırken bu sefer diğer markalar müzik konusunda onu geride bıraktılar. İnsanlar PC’ler vasıtasıyla müzik indirebiliyor, değiş tokuş edebiliyor ve CD’lerine yazdırabiliyorlardı. iMac’in sürücüsü ise buna elverişli değildi. Jobs bu konuda: “Kendimi budala gibi hissettim. Treni kaçırdık sandım” dedi.

Ancak o, sadece iMac’in CD sürücüsünü diğerlerini yakalaması için güncellemeye çalışmaktansa, müzik endüstrisini değiştirebilecek bütünleşik bir sistem yapmaya karar verdi. Sonuçta ortaya, kullanıcıların diğer bütün cihazlardan daha iyi bir şekilde müzik satın alıp, paylaşıp, düzenleyip, depolayıp, dinleyebilmelerini sağlayan iTunes, iTunes Store ve iPod kombinasyonu çıktı.

iPod büyük bir başarı olarak patlayınca, Jobs bu başarının tadını çıkarmaya çok zaman harcamadı. Onun yerine derhal onu tehlikeye atabilecek şeyler hakkında endişelenmeye başladı. İhtimallerden biri cep telefonu üreticilerinin cihazlarına müzik çalar eklemeleriydi. Bu yüzden iPhone’u yaratarak iPod satışlarını darmadağın etti. Sonrasında bununla ilgili: “Eğer biz kendi kendimizi yemezsek, başkaları yer” dedi.

 

5- Ürünleri Kârın Önüne Koyun

Jobs ve beraberindeki küçük grup orijinal Macintosh’u 1980lerin başlarında tasarladıklarında Jobs’un kesin emri onu “inanılmaz iyi” yapmalarıydı. Kendisi hiçbir zaman maliyetten ya da kar maksimizasyonundan bahsetmedi. Hatta takım liderine “Fiyat konusunda rahat ol, sadece bilgisayarın yapabileceklerini belirle” dedi. Macintosh takımıyla ilk inzivasında beyaz tahtasına “Taviz vermeyin” ilkesini yazarak başlangıç yaptı. Sonuçta ortaya çıkan cihaz çok maliyetliydi ve bundan dolayı Jobs şirketten atıldı. Ancak Macintosh ayrıca kişisel bilgisayar devrimini hızlandırarak Jobs’un deyimiyle evrende bir gedik açtı. Uzun vadede Jobs’un denklemi düzgün kurduğu ortaya çıktı: ” Ürünü harika yapmaya odaklanın, kar onun arkasından gelecektir. “

Apple’ı 1983 ile 1993 arasında yöneten John Sculley, Pepsi’den gelen bir pazarlama ve satış yöneticisiydi. Jobs gittikten sonra ürün tasarımından ziyade kar maksimizasyonuna odaklandı ve nihayetinde Apple gittikçe geriledi. Jobs bana şirketlerin gerilemesiyle alakalı kendi teorisini şöyle anlattı: “Önce birtakım harika ürünler yaparlar. Sonra, satış ve pazarlamacılar firmayı ele geçirir, çünkü karı artırabilecek olanlar onlardır. Satışçılar firmayı yönettiklerinde, üretim yapan insanlar daha önemsiz olurlar ve bazıları sırtını döner. Sculley geldiğinde Apple da aynen böyle oldu; ki bu benim suçum, ayrıca aynısı Ballmer geldiğinde Microsoft’ta da yaşandı.”

Jobs geri döndüğünde Apple’ın odağını yenilikçi ürünler ortaya çıkarmaya geri döndürdü: hayat dolu iMac, PowerBook, ve sonrasında iPod, iPhone ve iPad. Jobs bunu şu şekilde anlattı: “Benim tutkum her zaman, insanların harika ürünler ortaya çıkarma konusunda motive oldukları dayanıklı bir şirket kurmaktı. Geri kalan her şey ikinci plandaydı. Büyük karlar elde etmek elbette harikaydı, çünkü bize daha harika ürünler yapma imkanını veren oydu. Sculley, şirketin önceliklerini amacın para kazanmak olduğu bir şekle çevirdi. Arada ince bir fark vardır ancak sonuçta her zaman para her şey olur ve işe aldığınız insanları, kimin terfi aldığını ve toplantılarda ne konuştuğunuzu değiştirir.”

Mutlaka okuyun: Harika Bir İş Kurmak için 10x Kuralı

 

6- Hedef Tüketici Kitlesinin Kölesi Olmayın

Jobs ilk Macintosh takımını ilk defa inzivaya çekilmek üzere topladığında gruptan biri müşterilerin ne istediklerini anlamak için pazar araştırması yapıp yapmayacaklarını sordu. Jobs bu soruya: “Hayır, çünkü müşteriler biz onlara gösterene kadar ne istediklerini bilmezler” şeklinde cevap verdi. Cevabı, Henry Ford’un şu sözlerini çağrıştırdı: “Eğer müşterilere ne istediklerini sormuş olsaydım, daha hızlı giden bir at üretirdim.”

Müşterilerin ne istediğini gerçekten önemsemek ile onlara ikide bir ne istediklerini sormak arasında büyük fark vardır; birincisi henüz ortaya çıkmamış isteklerle alakalı sezgi ve içgüdü sahibi olmayı gerektirir. Jobs bunu henüz sayfaya yazılmamış şeyleri okumaya benzetmiştir. Pazar araştırmasına göre davranmak yerine, müşterilerinin arzularıyla yakın ilişkide bulunan sezgilerini güçlendirmiştir. O, deneyimsel bilgilerinin toplamına dayalı hisleri olan sezgilerinin kıymetini, üniversiteyi yarıda bırakıp Hindistan’da Budizm öğrenmeye gittiğinde anladı. Bu konuyla ilgili: “Hindistan köylerindeki insanlar zekalarını bizim gibi kullanmıyorlar, onun yerine sezgilerini kullanıyorlar. Sezgi çok güçlü bir şey, hatta bana göre zekadan daha güçlü.” sözlerini söylemiştir.

Bu demek oluyor ki Jobs bazen tek kişiden oluşan bir hedef kitlesini kullandı: Kendisini. O, kendisi ve arkadaşlarının istediği ürünler yaptı. Örneğin, 2000 yılında piyasada bir sürü taşınabilir müzik çalar vardı fakat Jobs hepsinin kusurlu olduğunu düşündü ve bir müzik tutkunu olarak cebinde binlerce şarkı taşımasına müsaade edecek basit bir cihaz istedi. “Biz iPod’u kendimiz için yaptık. Eğer bir şeyi kendiniz, aileniz ya da en iyi arkadaşınız için yapıyorsanız öylece geçiştirimezsiniz.” diyerek konuya bakışını özetlemiştir.

 

7- Gerçekliği Bükün

Jobs’un o (kötü) şöhretli, insanları imkansızı gerçekleştirmek için zorlama yeteneğine iş arkadaşları, Star Trek’in bir bölümünde izledikleri, uzaylıların sadece zihinsel güçleriyle ikna etmelerinden esinlenerek “Gerçekliği Çarpıtma Sahası” adını vermişlerdi. Buna eskilerden bir örnek olarak Steve Jobs’un Atari’de gece vardiyasında çalışırken Steve Wozniak’ı “Breakout” isimli bir oyun ortaya çıkarmaya itmesi verilebilir. Woz bunun aylar süreceğini söylemiş ancak Jobs ona uzun uzun bakıp dört günde halledebileceği konusunda ısrar etmiş. Woz bunun imkansız olduğunu bildiği halde dört gün içerisinde yapmış.

Jobs’u tanımayanlar Gerçeklik Çarpıtma Sahasını, yapılan zorbalığı ve yalanları örtmek için kullanılan bir hüsnütabir olarak yorumladılar. Ancak onunla çalışanlar bu özelliğinin sinir bozucu olmakla birlikte onları sıra dışı bir performans sergilemeye ittiğini de kabul ettiler. Çünkü Jobs, hayatın genel kurallarına tabi olmadığını ve Xerox ya da IBM’in sahip olduğu kaynakların küçük bir parçasına sahip olduğu halde takım arkadaşlarını bilgisayar tarihini değiştirmeye motive edebileceğini hissediyordu. Mac takımının orijinal üyelerinden biri olan ve Jobs’a en iyi karşı durabilen eleman sıfatıyla o yılın ödülünü alan Debi Coleman: “Bu çarpıtma eylemi kendisini gerçekleştiren bir çarpıtmaydı. İmkansızı başarıyordun çünkü imkansız olduğunu bilmiyordun.”

Jobs bir gün Macintosh işletim sistemi üzerinde çalışan mühendis olan Larry Kenyon’un masasına gitti ve sistem açılışının çok uzun sürdüğü konusunda şikayette bulundu. Kenyon ona açılış zamanını kısaltmanın neden imkansız olduğunu açıklıyordu ki Jobs sözünü kesti ve ona: “Eğer 10 saniye kısaltmanın bir insanın hayatını kurtaracağını söylesem onu yapar mıydın?” diye sordu. Kenyon yapabileceğini söyledi. Jobs yine bir beyaz tahtanın önüne geçti ve eğer 5 milyon insan Mac kullansa ve her birinin her gün 10 saniye geç açılması demek toplamda 300 milyon civarı saatin, yani en az 100 yaşam süresinin 1 yılda gitmesi demek olduğunu açıkladı. Birkaç hafta sonra Kenyon cihazın açılışını tam 28 saniye kısalttı.

Jobs iPhone’u tasarlarken ön yüzünün plastik yerine çizilmez sert bir camdan olmasına karar verdi. Corning’in genel müdürü Wendell Weeks ile görüştü. Wendell ona Corning’in 1960’larda “Gorilla Glass” adını verdikleri bir kimyasal değiş tokuş süreci geliştirdiğini söylemişti. Jobs buna cevap olarak altı ay içerisinde büyük bir Gorilla Glass sevkiyatı istediğini söyledi. Weeks Corning’in bu camı henüz yapmadığını ve o kapasiteye sahip olmadığını söyledi. Jobs ona “Korkma!” dedi. Jobs’un gerçeklik çarpıtma sahasından haberi olmayan Weeks epey şaşırdı. Jobs’a yanlış bir özgüven hissinin mühendislikle alakalı zorlukları aşamayacağını açıklamaya çalıştı, fakat Jobs bu tutumu kabul etmeyeceğini tekrar tekrar gösterdi. Gözlerini kırpmadan Weeks’e baktı ve “Evet, yapabilirsin. Bakış açını değiştir. Yapabilirsin.” dedi. Weeks hayranlıkla kafa salladığını ve sonrasında Corning’in Harrodsburg, Kentucky fabrikası müdürlerini arayıp LCD ekran yapımını tamamen durdurup tam zamanlı Gorilla camı yapımına geçmelerini söylediğini ve altı ay olmadan işi bitirdiklerini bana anlattı. Konuyla ilgili şöyle dedi: “En iyi bilim insanlarımızı ve mühendislerimizi bu işin başına koyduk ve olmasını sağladık.” Sonuç olarak, iPhone ve iPad’in bütün camları Amerika’da Corning tarafından üretilmektedir.

 

8- İlişkilendirin

Jobs’un eski mentörü olan Mike Markkula, ona 1979 yılında üç prensipten bahseden bir not yazdı. İlk iki prensip “empati” ve “odak” idi. Üçüncü prensip olan “ilişkilendir” garip bir kelimeydi, ama sonraları Jobs’un temel doktrinlerinden biri haline geldi. O, insanların bir ürün ya da firma hakkında fikirlerini nasıl sunulduğuna ve paketlendiğine göre oluşturduklarını biliyordu. Bu konu hakkında “Mike bana insanların bir kitabı kapağına göre yargıladıklarını öğretti” demiştir.

1984 yılında Macintosh’un sevkiyatına hazırlanırken kutuların rengi ve tasarımı konusuna epey takmıştı. Benzer bir şekilde, iPod ve iPhone’ların mücevher kutusu şeklindeki kutularının tasarımına ve tekrar tasarımına bizzat zaman ayırmış ve kendisini patent listesine kendi ismini yazdırmıştır. Ive ve Jobs, ürünü ambalajdan çıkarmanın bir çeşit teatral ritüel olduğuna ve ürünün görkemini simgelediğine inanıyorlardı. Jobs bu konuda: “Bir iPhone ya da iPad’in kutusunu açtığınızda, bu dokunsal tecrübenin ürünle ilgili algınızı şekillendirmesini istiyoruz.” demiştir.

Jobs bazen bir cihazın tasarımını sadece fonksiyonel olmasından ziyade bir ilişkilendirme işareti olarak kullanırdı. Örneğin, Apple’a dönüşünden sonra yeni janjanlı iMac’i tasarlarken, ona Ive tarafından yapılan üzerinde ufak girintili bir tutacağa sahip bir tasarım gösterildi. Kullanışlılığından ziyade sembolikti. Bu bir masaüstü bilgisayardı ve pek çok insan yanında taşımayacaktı. Fakat Jobs ve Ive birçok insanın hala bilgisayarlardan çekindiğini fark ettiler. Eğer bir tutacağı olursa yeni makinenin daha arkadaş canlısı, uyumlu ve hizmetkar görünecekti. Tutacak, iMac’e dokunulabileceğinin işareti oldu. Üretim ekibi bunun ekstra maliyet olduğunu düşünerek karşı çıkar ancak Jobs “Bunu yapıyoruz” diyerek açıklama dahi yapmadan konuyu kapatır.

Mutlaka okuyun: Ambalaj Tasarımında Dikkat Edilmesi Gerekenler

 

9- Mükemmellikte Israrcı Olun

Jobs, yarattığı neredeyse bütün ürünlerin gelişim aşamasında bir noktadan sonra duraklat düğmesine basar ve beyaz tahtasının önüne giderdi, çünkü mükemmel olmadığını hissederdi. Toy Story filmi sırasında dahi yaşandı bu. Filmin yapım haklarını satın alan Jeff Katzenberg ve Disney ekibi filmin daha gergin ve karanlık olması için bastırırken, Jobs ve yönetmen John Lasseter prodüksiyonu durdurup hikayeyi daha arkadaş canlısı yapmak için yeniden yazdılar. Apple Store’ların açılışını yapmadan önce Jobs ve onun mağaza rehberi Ron Johnson birden her şeyi birkaç ay geciktirmeye karar verdiler ki mağazaların yerleşimi sadece ürün kategorilerine göre değil de etkinliklere göre tekrardan organize edilebilsin.

Aynı şey iPhone için de geçerliydi. Başlangıç tasarımında cam ekran alüminyum gövdeye oturtulmuştu. Jobs, bir pazartesi sabahı Ive’ı görmeye gitti. Ona “Dün gece uyumadım, çünkü bu tasarımı sevmediğimi fark ettim” dedi. Ive şaşkınlık içerisinde Jobs’un haklı olduğunu gördü. Ive: “Bu gözlemi onun yapmasından dolayı ciddi derecede utandığımı hatırlıyorum.” Sorun aslında iPhone tamamen ekrandan ibaret olması gerekirken ilk tasarımda gövde ekrana yol vermektense onun önüne geçiyordu. Jobs, Ive ve ekibine: “Arkadaşlar, bu tasarım için son dokuz aydır kendinizi feda ettiniz ancak bunu değiştireceğiz. Hepimiz geceleri ve hafta sonları da dahil çalışacağız ve eğer isterseniz size bizi şu an öldürmeniz için birkaç silah temin edebiliriz” dedi. Ekip inat etmektense kabul etti. Jobs bu anı “Apple’daki en gurur duyduğum anlardan biriydi” şeklinde anlattı.

Buna benzer bir şey Jobs ve Ive iPad’i tamamlamak üzereyken yaşandı. Bir noktada Jobs modele baktı ve kısmen tatmin olmadığını hissetti. Kolaylıkla tutup kaçacak kadar günlük ve samimi görünmemişti Jobs’a. Onu anlık dürtüyle tek elle tutabileceğinizi size göstermeleri gerekiyordu. Kullanıcının onu yavaşça dikkatli bir şekilde kaldırmasındansa direkt tutup rahatça kavrayabilmesi için alt kenarının biraz daha yuvarlak olmasına karar verdiler. Bu, mühendislerin gerekli bağlantı portlarını ve düğmelerini yavaşça alttan eğimli ince, basit bir uçta tasarlaması gerektiği anlamına geliyordu. Jobs ürünü değişiklik yapılana kadar erteledi.

Jobs’un mükemmeliyetçiliği, karakterinin görünmeyen kısımlarına bile uzanıyordu. Genç bir çocukken, babasına arka bahçelerinde bir çit inşa ederken yardım etmişti ve ona ön tarafta olduğu gibi çitin arkasına da azami özen göstermeleri gerektiği söylenmişti. Steve: “Kimse bilmeyecek ki” dedi. Babası ise: “Ama sen bileceksin” diye cevap verdi. Babası ona gerçek bir zanaatkarın yaptığı dolabın duvara gelen tarafına dahi iyi bir tahta parçası kullanması gerektiğini ve bu yüzden onların da çitin arka tarafını aynı şekilde yapmaları gerektiğini açıkladı. Mükemmellik için böyle bir tutkuya sahip olmak bir sanatçının işaretiydi. Apple II ve Macintosh’u denetlerken Jobs, bu dersi makinenin içindeki devre kartına uyguladı. Her iki durumda da mühendisleri çip serisini düzgün bir şekilde yerleştirmeleri için geri gönderdi ve böylece panel güzel görünecekti. Bu durum, Macintosh’un mühendisleri için özellikle tuhaf görünüyordu, çünkü Jobs, cihazın sıkıca kapatılmasına karar vermişti. Mühendislerden biri “Kimse PC panosunu görmeyecek” diyerek itiraz etti. Jobs, babası gibi tepki gösterdi: “Kutunun içinde olsa bile olabildiğince güzel olmasını istiyorum. Büyük bir marangoz, hiç kimse görmeyecek olsa bile, bir dolabın arkası için berbat tahta kullanmaz.” Çalışanlarına gerçek sanatçılar olduklarını ve buna göre davranmaları gerektiğini söyledi. Panel yeniden tasarlandığında, mühendislerin ve Macintosh ekibinin diğer üyelerinin cihazın içine imzalarını atmalarını istedi ki böylece gövdenin içine kazınacaklardı. “Gerçek sanatçılar eserlerini imzalarlar” dedi.

Mutlaka okuyun: En Ucuzu Değil, En İyisi Olun!

 

10- Sadece En İyi Çalışanlarınıza Müsamaha Gösterin

Jobs herkesçe bilindiği üzere etrafındaki insanlara karşı sabırsız, fevri ve sertti. Ancak, insanlara gösterdiği muamele, övgüye değer olmasa da, mükemmelliğe olan tutkusundan ve yalnızca en iyileriyle çalışma isteğinden kaynaklanmaktaydı. Jobs: “İnsanların üzerinde kaba bir şekilde hüküm sürdüğümü sanmıyorum, ama bir şey berbatsa, bunu insanların yüzlerine söylüyorum. Dürüst olmak benim işim.” Çalışanlara daha iyi davranarak da bu sonuçları alıp alamayacağı konusunda bir soru sorulduğunda ise: “Belki ama bu ben değilim. Belki daha iyi bir yol vardır – herkesin kravat taktığı ve kadife kelimeleri kullandığı bir centilmenler kulübünde – ama ben o yolu bilmiyorum, çünkü ben Kaliforniya orta sınıfından geliyorum” dedi.

Bütün o şiddetli ve saldırgan davranışları gerekli miydi? Muhtemelen değildi. Ekibini motive edebileceği başka yollar da vardı. Apple’ın kurucularından biri olan Wozniak: “Steve’in katkıları, insanları terörize etmesiyle ilgili pek çok hikaye olmaksızın da yapılabilirdi” dedi. Fakat sonradan inkar edilemeyecek bir gerçeği ekledi: “Eğer Macintosh projesi bu şekilde yönetilseydi, ortalık karmakarışık olurdu.”

Jobs’un kaba ve sert tavrının ilham verici olabilmek gibi bir özellikle birlikte geldiğinin hakkını vermek gerekir. O, Apple çalışanlarına çığır açan ürünler yaratmaya ve imkansız görüneni başarmaya yönelik sonsuz bir tutku aşıladı. Bu yüzden biz onu sonuçlarla değerlendirmeliyiz. Jobs’un birbirine sıkıca kenetlenmiş bir ailesi vardı ve Apple da öyleydi: En iyi çalışanları, daha kibar patronlarla yönetilenler de dahil diğer şirketlerde çalışanlara nazaran orada daha uzun kalmaya eğilimli ve daha sadıktılar. Jobs’u inceleyen ve onun sadakat yaratma yeteneğini anlamadan sertliğini uygulamaya çalışan genel müdürler tehlikeli bir hata yaparlar.

Jobs bana: “Yıllar içinde şunu öğrendim ki eğer gerçekten iyi insanlarla çalışıyorsanız, onları şımartmanıza gerek yoktur. Onlardan harika şeyler yapmalarını bekleyerek onların harika şeyler yapmalarını sağlayabilirsiniz. Mac ekibinin herhangi bir üyesine sorun. Size çektiklerine değdiğini söyleyeceklerdir” dedi. Gerçekten birçoğu öyle diyor. Debi Coleman onun toplantının ortasında birine “Aşağılık herif, hiçbir şeyi doğru yapmıyorsun” diye bağırdığını ve buna rağmen kendisini onunla çalıştığı için dünyanın en şanslı insanı olarak gördüğünü anlatmıştır.

Mutlaka okuyun: Yıldız Çalışanınızı Nasıl Yönetirsiniz?

 

11- Yüz Yüze İletişime Geçin

Jobs, dijital dünyanın müdavimlerinden olmasına rağmen, ya da o dünyanın yalnızlaştırma potansiyelini çok iyi bildiğinden, yüz yüze görüşmelerin önemine yürekten inanırdı. Bir keresinde: “Günümüz network dünyasında fikirlerin epostalar ya da anlık iletiler yoluyla geliştirilebileceğine dair bir inanış var. Bu çok saçma. Yaratıcılık denen şey, anlık toplantılardan ya da rastgele tartışmalardan ortaya çıkar. Biriyle karşılaşırsınız, hal hatır sorarsınız ve birden ‘Vay be!’ dersiniz, bir bakarsınız ki bir sürü fikir geliştiriyorsunuz.” demişti.

Pixar binasını plansız karşılaşmalar ve iş birliklerini teşvik etmek için tasarlatmıştı. Jobs: “Eğer bir bina bunu teşvik etmiyorsa, bu size bir sürü yeniliğe ve mutlu kazalarca ortaya çıkan sihre mal olur. Bu yüzden biz bu binayı insanlar ofislerinden çıkıp meydanda toplansınlar ve normalde karşılaşmayacakları insanlarla karşılaşsınlar diye tasarladık.” Giriş kapıları ve ana merdivenlerin hepsi meydana çıkıyordu ve meydanda kafe ve posta kutuları vardı. Konferans odalarının pencereleri de meydana bakıyordu. Ayrıca 600 koltuklu bir tiyatro ve iki küçük izleme odası da meydana dönüktü. Lasseter: “Steve’in teorisi daha ilk günden kendini kanıtladı. Aylardır görmediğim insanlara rastlamaya başladım. Bunun kadar iş birliğini ve yaratıcılığı teşvik eden bir bina daha düşünemiyorum.”

Jobs resmi sunumlardan nefret ederdi, ama serbest yüz yüze görüşmelere bayılırdı. Yönetici ekibini her hafta gündemsiz bir şekilde fikir paylaşımı yapmak üzere toplar ve her çarşamba öğleden sonralarını da aynısını pazarlama ve reklamcılık ekibi için yapardı. Slayt gösterileri yasaktı. Jobs: “İnsanların düşünmek yerine slayt sunumlarını kullanmalarından nefret ediyorum. İnsanlar bir soruna karşı çıkmak için bir sunum oluştururlardı. Ben ise onlardan birkaç slayt göstermektense etkileşime geçmelerini, konuları tartışarak çözüme bağlamalarını istedim. Ne konuştuğunu bilen insanların PowerPoint’e ihtiyaçları yoktur.”

Mutlaka okuyun: Bill Gates ve Steve Jobs Neden Çocuklarını Teknolojiden Uzak Büyüttü?

 

12- Hem Büyük Resmi Hem de Detayları Görün

Jobs’un tutkusu hem büyük hem de küçük sorunları çözmede kullanılmıştır. Bazı genel müdürler sağlam bir vizyona sahiptirler; bazıları ise yaratıcının ayrıntıda gizli olduğunu bilirler. Jobs bunların ikisini de yapardı. Time Warner genel müdürü Jeff Bewkes, Jobs’un en göze çarpan özelliğinin aynı zamanda hem hakim stratejiyi görme, hem de tasarımdaki en küçük konulara odaklanabilme yeteneğinin bir arada bulunması olduğunu söylemiştir. Örneğin, 2000 yılında kişisel bilgisayarların, kullanıcının müzik, video, fotoğraf ve içeriğinin “dijital merkezi” olması gerektiği büyük vizyonunu ortaya koyup, Apple’ı iPod ve iPad gibi kişisel cihazların yapımına yönlendirmiştir. 2010 yılında ise bunu takip eden stratejiyi – sonradan Cloud olan “merkez” – bulmuş ve Apple kullanıcıların bütün içeriklerini yükleyebilecekleri ve bütün kişisel cihazlarını sorunsuz bir şekilde senkronize edebilecekleri devasa bir sunucu inşa etmeye başlamıştı. Ancak bütün bu büyük öngörüleri hayata geçirirken bile iMac’in içindeki vidaların şekil ve renklerini dert edebiliyordu.

 

13- Sosyal Bilimler ile Fen Bilimlerini Harmanlayın

Jobs bana biyografisi üzerinde birlikte çalışma konusunda anlaştığımız gün şunları söyledi: “Çocukken kendimi hep bir beşeri bilimler insanı olarak görürdüm, ama elektroniği de severdim. Sonra, kahramanlarımdan biri olan Polaroid’den Edwin Land’in sosyal bilimler ile fen bilimlerinin birleştiği yerde olan insanların öneminden bahsettiği bir yazıyı okudum ve bunun yapmak istediğim şey olduğuna karar verdim.” Bu cümleleriyle sanki hayatının temasını betimliyordu.

O, sosyal bilimler ile fen bilimlerini, yaratıcılık ile teknolojiyi ve sanat ile mühendisliği harmanladı. Ondan daha büyük teknoloji uzmanları (Wozniak, Gates), tasarımcı ve sanatçılar vardı. Ancak çağımızdaki hiç kimse şiir ile işlemcileri, yeniliği bile sarsacak şekilde bir araya getiremezdi. Ve Jobs bunu sezgisel bir işletme stratejisi hissiyatı ile yaptı. Geçen on yılda ortaya koyduğu her ürünü, sosyal bilimler ile teknolojinin birleşimini gösteren bir işaret ile sonlandırdı.

Sosyal bilimler ve fen bilimlerine dair sezgilerin güçlü bir kişilikte birlikte bulunduğu bir yaratıcılık, ilgimi en çok Franklin ve Einstein’ın biyografilerini yazarken çekmişti ve ben bunun 21. Yüzyılda yenilikçi ekonomiler inşa etmenin anahtarı olacağına inanıyorum. Uygulamalı hayal gücünün özü budur ve bu yüzden hem beşeri bilimler hem de fen bilimleri gelecekte yaratıcı bir üstünlüğe sahip olmak isteyen bir toplum için kritik öneme sahiptir.

Jobs, ölüm döşeğindeyken bile gözünü daha fazla sektörü rahatsız etmekten alamamıştır. Elinde iMac’i olan herkesin – Apple’ın 2012 yılında duyurduğu gibi- kitapları sanat eserlerine dönüştürebilmelerini sağlamaya yönelik bir öngörüsü vardı. Ayrıca dijital fotoğrafçılık için sihirli araçlar üretmenin ve televizyonu daha basit ve kişisel hale getirmenin hayalini kurardı. Bunlar şüphesiz gerçekleşecektir. Ve o meyvelerini görmek için burada olmayacak olsa dahi, başarı için koyduğu kurallar ona, bunun gibi düzen değiştirecek ürünler yaratmakla kalmayıp  yaratıcılık ve teknolojinin birleştiği bir şirket kurmasında yardımcı oldu.

 

14- İstekli Kalın, Budala Kalın

Steve Jobs, 1960’ların sonlarında San Francisco Körfez Bölgesinden çıkan iki büyük sosyal hareketin ürünüydü. Birincisi, hippilerin ve savaş karşıtı aktivistlerin, hayal gördüren ilaçlar ve rock müzikle özdeşleşen düzene ve otoriteye başkaldırı kültürüydü. İkincisi ise Silikon Vadisinin mühendisler, zeki ama anti sosyal tipler, bilgisayar manyakları, sanal alem suçluları, meraklılar ve garaj girişimcileriyle dolu ileri teknoloji ve hacker kültürüydü. İkisinin de etkisinde kalmak, kişisel aydınlanmanın Zen ve Hinduizm, meditasyon ve yoga, ilk çığlık terapisi ve duyusal yoksunluk gibi çeşitli yollarındandı.

Bu kültürlerin karışımı Stewart Brand’in “Whole Earth Catalog”u gibi yayınlarda bulunmuştur. İlk kapağında dünyanın uzaydan çekilmiş fotoğrafı vardı ve altında “araçlara erişim” yazıyordu. Temelindeki felsefe ise teknolojinin bizim dostumuz olabileceğiydi. Bir hippi, isyankar, tasavvuf ehli, izinsiz telefon kullanıcısı, elektronik meraklısı ve bunların hepsinin birleşimi olan Jobs bu yayının sıkı takipçilerindendi. Özellikle 1971 yılında o hala lisedeyken çıkan son sayısına bayılıyordu. Onu kendisiyle önce üniversiteye sonra da okulu bıraktıktan sonra yaşadığı elma bahçesi topluluğuna götürdü. Sonraları hatırladığı kadarıyla şunları söyledi: “Son sayının arka kapağında sabahın erken saatlerinde çekilmiş bir köy yolu fotosu vardı, maceracı olsanız gidip orada otostop çekebileceğiniz yollardandı. Altındaysa şu yazıyordu: ‘İstekli Kalın, Budala Kalın’.” Jobs kariyeri boyunca istekli ve budala kaldı. Bunu kişiliğinin işletmeci ve mühendislik boyutlarını, o zamanların sanatsal, madde bağımlısı ve aydınlanma arayışındaki o konfor karşıtı hippi ile her zaman desteklediğinden emin olarak sağladı. Davranışı, hayatının her alanında – çıktığı kadında, kanser teşhisi ile mücadele şeklinde, şirketini yönetme şeklinde – bu yanlarının çelişkilerini, birleşmelerini ve nihai sentezlerini yansıtmıştır.

Jobs, kendisinin isyankar ve karşı kültür tarafını Apple kurumsal bir şirket olduktan sonra bile sanki kalbinin derinliklerinde hala bir hacker ve hippi olduğunu göstermek istercesine şirket reklamlarında öne çıkarmıştır. Meşhur 1984 reklamı, muhalif bir kadının düşünce polisinden kaçıp bir balyozu büyük ekrandaki otoriteye fırlattığını gösteriyor. Jobs Apple’a geri döndüğünde “Farklı Düşün” reklamlarının yazımında da etkili rol oynamıştır: “Bu çılgınlara gelsin. Uyumsuzlara gelsin. İsyankarlara gelsin. Baş belalarına gelsin. Yuvarlak vidalara ve kare deliklere…” Jobs bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde burada kendisini betimliyordu. Şu satırlarla da bunu destekledi: “Bazıları onları deli olarak görürler, biz ise dahi olarak görüyoruz. Çünkü dünyayı, ancak kendilerinin değiştirebileceklerini düşünecek kadar deli olanlar değiştirebilir.”

Mutlaka okuyun: Steve Jobs’ın dediği gibi: “Tutkusu Olan İnsanlar Dünyayı Değiştirebilir!”

100.000 TL Paranız Olsa Nasıl Yatırım Yapardınız? Hemen Deneyin!
Sadece 495 TL'ye Website Sahibi Olun!
30 bin TL Yatırımla Ayda 4.000 TL Kazanın!
İş Kurmak İsteyenlere Özel İş Fikirleri
Yapılacak en karlı işler
Nasıl zengin olunur?
İnternetten para kazanma yolları

Tags:


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑

DMCA.com

Gizlilik Politikası