Hızlı ve Yavaş Düşünme Nedir?

Ekonomi alanında Nobel ödülü kazanan İsrailli ekonomist ve psikolog Daniel Kahneman, “Hızlı Ve Yavaş Düşünme” adlı kitabında insanların nasıl karar verdiğini mercek altına alıyor. Düşünme yapısını Sistem 1 (hızlı düşünme) ve Sistem 2 (yavaş düşünme) olarak ikiye ayıran Kahneman’ın bu durumu nasıl tespit ettiğini kendi kaleminden sizlere aktarmak istiyoruz bu yazımızda.

Şimdi gelin, hızlı ve yavaş düşünmenin algılarımızı, tercihlerimizi, eylemlerimizi nasıl etkilediğine yakından bakalım.

 

Hızlı ve Yavaş Düşünme Nedir?

Zihninizin otomatik moddayken nasıl çalıştığını anlamak için aşağıdaki fotoğrafa bakın.

Fotoğrafa baktığımızda yaşadığımız deneyim görmek ve sezgisel düşünmektir. Genç kadının saçının siyah olduğunu gördüğümüz gibi onun sinirli olduğunu da görüyoruz. Dahası, gördüğümüz şey geleceğe de uzanıyor. Bu kadının yüksek sesle kötü şeyler söylemek üzere olduğunu hissediyoruz. Kadının biraz sonra ne yapacağını otomatik ve çabasız bir şekilde anlıyoruz. Onun içinde bulunduğu durumu ve başka neler yapabileceğini değerlendirmeye niyetlenmiyoruz bile. Bu hızlı düşünmedir işte.

Şimdi şu işleme bakalım.

Bunun bir çarpma işlemi olduğunu hemen anladınız. Kağıt kalemle, hesap makinesiyle ya da zihinden bu çarpma işleminin yapılabileceğini biliyorsunuz. Çarpma işleminin muhtemelen sonucunu da aşağı yukarı kestirebiliyorsunuz. Ancak belli bir süre geçirmeden bu işlemin sonucunun 568 olmadığını bilemezsiniz. İllaki çarpma işlemini yapmak için belli bir süre düşünmeniz gerek.

Burada yaşadığınız ise yavaş düşünmedir. İşlemin sonucuna yönelik bir dizi adımı takip ettiniz. Öncelikle bunun bir çarpma işlemi olduğunu fark ettiniz okuldan kalan bilgilerinizle. Daha sonra çarpma işleminin kurallarını uyguladınız. Yani burada bilinçli, belli bir sırayı takip eden, çaba gerektiren bir eyleme giriştiniz. Çarpma işlemi sadece zihninizde gerçekleşmedi. Aynı zamana tansiyonunuz ve kalp atış hızınız arttı. Bu işlemi yaparken biri sizi dikkatle incelese gözbebeklerinizin büyüdüğünü dahi hissedebilirdi. İşlemin sonucunu bulduktan sonra ise gözbebekleriniz normal büyüklüğüne geri döndü.

 

Sistem 1 ve Sistem 2

Psikologlar uzun yıllardır iki tür düşünme türü olduğu konusunda çalışmalar yürütüyor. Öfkeli kadın ve 17×24 örnekleri de bu iki türü temsil etmesi için kullanılıyor.

İki düşünme türü için Sistem 1 ve Sistem 2 ifadelerini kullanmayı tercih ediyorum ben.

  • Sistem 1 çok hızlı, çabasız ve otomatik olarak çalışır.
  • Sistem 2 ise bilinçli bir zihinsel aktiviteyi gerektirir. Sistem 2’deki faaliyetler genelde nesnel deneyimlerle alakalıdır.

Kendimiz hakkında düşünürken Sistem 2’yi kullanırız. İnançları, tercihleri, planları olan bir bilinç ve gerekçelendirme mekanizması vardır. Sistem 2 eylemin temel merkezi olarak görülse de otomatik olarak çalışan Sistem 1, benim çalışmamın esas odağı.

Sistem 1, Sistem 2’ye ait bilinçli tercihlerden ve açık inançlardan kaynak bulan izlenim ve duygulardır. Sistem 1’in otomatik işleyişi genelde karmaşık fikirler oluşturur. Ancak daha yavaş işleyen Sistem 2 fikirleri adım adım inşa eder.

Sistem 1’e atfedilen otomatik aktivitelerden bazılarını şöyle sıralamak mümkün.

  • İki objeden hangisinin daha uzakta olduğunu tespit etmek.
  • Aniden oluşan bir sesin hangi yönden geldiğini tespit etmek.
  • Bir sesin tonundan öfkeli mi yoksa nötr mü olduğunu anlamak.
  • 2+2 işleminin sonucu söylemek
  • Büyük billboard’lardaki sözcükleri okumak
  • Boş bir yolda araba sürmek

Öfkeli kadın fotoğrafı örneğinde olduğu gibi tüm bu zihinsel olaylar otomatik olarak gerçekleşir. 2+2=4 diyebilmek için uzun uzun işlem yapmak gerekmez. Sistem 1, hayvanların da bizim gibi doğuştan sahip olduğu becerilerle büyük oranda örtüşür. Çevremizdeki dünyayı algılamaya hazır halde doğarız. Nesneleri tanırız, kayıptan kaçar, örümceklerden korkarız. Diğer mental aktiviteler de pratik yapa yapa hızlı ve otomatik hale gelir. Öğrendiğimiz bilgiler hafızada muhafaza edilir ve uygun ortam oluştuğunda hiçbir çaba harcamaya gerek kalmadan aklımıza gelir.

Bazı mental etkinlikler tamamen istemsizdir. 2+2=4 ya da Fransa’nın başkentinin Paris olduğunu bilmek için hiçbir çaba harcamanız gerekmez. Sakız çiğnemek gönüllü bir aktivite olsa bile (Sakız çiğnemek istemek) sakız çiğnerken nasıl çiğnendiğini düşünmeyiz, sadece çiğneriz. Dikkati kontrol etmek iki sistemde de ortaktır. Yüksek bir sesin ne yönden geldiğini anlamak genelde Sistem 1’in istemsiz operasyonlarından biridir ve derhal Sistem 2’in istemli dikkatini harekete geçirir. Yüksek bir ses duyduğunuzda o yöne bakmayı tercih etmeyebilirsiniz, kalabalık içinde size karşı söylenmiş kötü bir söz olabilir yüksek sesle söylenen şey. Kafanız sesin geldiği yöne çevrilmese bile dikkatiniz oraya yönelir. Ancak dikkat istenmeyen bir noktadan bilinçli olarak başka bir hedefe yöneltilebilir.

Sistem 2’nin operasyon çeşitliliklerinin ortak bir yanı vardır. Sistem 2 dikkat ister. Mesela…

  • Bir koşu yarışında başlama düdüğü beklemek.
  • Bir sirkteki palyaçoların hareketlerini dikkatle izlemek
  • Kalabalık içinde beyaz saçlı bir kadın aramak
  • Gürültülü bir odada belli bir kişinin sesine odaklanmak
  • Normal yürüyüşünüzden daha hızlı şekilde yürümeye çalışmak
  • Bir sayfa yazı içinde kaç kere Ç harfinin geçtiğini saymak
  • Dar bir alana araba park etmek
  • Birine telefon numaranızı söylemek
  • İki farklı bulaşık makinesinin özelliklerini kıyaslamak
  • Karmaşık bir mantık sorusunun geçerliliğini kontrol etmek

Tüm bu durumlarda dikkatli olmak zorundasınızdır. Eğer dikkatinizi toplayamazsanız yanlış yapma ihtimaliniz de artar. Sistem 2, Sistem 1’in çalışma prensibini, dikkat ve hafızanın otomatik fonksiyonlarını programlayarak bir miktar değiştirme gücüne sahiptir.

Kalabalık bir tren istasyonunda bekliyorsunuz mesela… Kendi kendinize bir oyun oynamak istediniz: beyaz saçlı bir kadın ya da sakallı bir adam tespit etme oyunu… Ya da N ile başlayan ülke isimleri bulma oyunu… Tüm bu durumlarda belli bir ölçüde efor sarf etmeniz gerekir.

İngilizcede “dikkat et” ifadesi “pay attention” olarak kullanılır. Belli bir dikkat bütçeniz vardır ve bu bütçeyi yapacağınız şeylere göre düzenlemeniz gerekir. Bütçeyi aşarsanız başarısız olursunuz. Birbiriyle çakışan ve efor gerektiren aktiviteleri aynı anda yamak bu nedenle zordur. Arabayı daracık bir alana park etmeye çalışırken 17×24’ü hesaplamanız çok zordur. Ancak boş bir otobanda yan koltukta oturan kişiyle derin bir sohbete dalmak hiç de zor değildir.

Ne kadar dikkatli olursak olalım, dikkatin de bir limiti vardır. Bir sürücü dar bir yolda tırı sollamak isterken araçtaki diğer insanlar da konuşmayı keser. Sürücünün dikkatini dağıtacak şeyler yapmak öyle bir anda hiç ama hiç mantıklı değildir çünkü.

Bir iş üstünde pürdikkat çalışmak da kişiyi yine “kör” edebilir. Normalde dikkat çeken bir şey o esnada görülmeyebilir. Görünmez Goril adlı kitapta Christopher Chabris ve Daniel Simmons kısa bir videodan yararlanıyor. Videoda basketbol oynayan iki takım var. Birinin forması beyaz, diğerininki de siyah. Videoyu izleyen kişilerden sadece beyaz takımın yaptığı pas sayısını saymaları isteniyor. Bu esasında zor bir görev. Videonun ortalarında gorilla kostümü giyen bir kadın sahaya giriyor. Bu kişi videoda sadece 9 saniye görünüyor. Videoyu izleyen kişilerin yarısı videoda anormal fark etmiyor. Zira pas sayısı sayma görevi körlüğe neden oluyor. Sayma görevi olmayan hiçkimse böyle bir olayı, sahaya gorilla kostümlü birinin girmesini asla kaçırmazdı normal şartlar altında.

Görmek ve yönelmek Sistem 1’in otomatik işlevlerinden biridir. Ancak söz konusu uyarana belli oranda dikkat etmek şarttır. Görünmez Goril kitabının yazarları bu deneyde çok önemli bir durumu tespit ediyor. Gorillayı görmeyen kişiler, videoda gorillanın asla olmadığını ifade ediyorlar. Eğer olsa bile böyle bir olayı asla kaçırmayacaklarını söylüyorlar. Yani gorilla deneyi insan zihni hakkında iki önemli meseleyi gün ışığına çıkarıyor. İnsanlar bazen apaçık ortada olan şeylere karşı kör olabilirler. Ve insanlar bazen kendi körlüklerine karşı bile kör olabilirler, körlüklerini fark edemeyebilirler.

Sistem 1 ve Sistem 2 uyanık olduğumuz tüm zamanlarda aktiftir. Sistem 1 otomatik olarak çalışır, Sistem 2 ise tetiklenmediği durumlarda “kısık ateşte” çalışır. Sistem 1 devamlı olarak Sistem 2’ye bir şeyler yollar tabii. İzlenimler, sezgiler, niyetler, duygular… Eğer bunlar Sistem 2 tarafından kabul görürse, izlenimler ve sezgiler inançlara, kanılara, dürtülere ve sonuç olarak istemli eylemlere dönüşür. Tüm bu süreç çoğu zaman kusursuz bir şekilde işler. Sistem 2, Sistem 1’in önerilerini genelde hiçbir düzeltme olmadan benimser. Siz de izlenimlerin ve arzuların tesiriyle hareket edersiniz ve bu genelde sorun çıkarmaz.

Sistem 1 bir zorlukla karşılaştığı zaman, Sistem 2 imdada koşar ve söz konusu problemi daha detaylı bir şekilde inceler. Sistem 1’in cevaplayamadığı bir problem çıktığında Sistem 2 seferber edilir. (17X24 örneğinde olduğu gibi mesela…)

Kişi şaşırdığı zaman da dikkatini toplar. Sistem 2, Sistem 1’in hüküm sürdüğü dünya modeline yabancı bir olay gerçekleştiğinde aktifleşir. Bu dünyada kediler havlamaz, basketbol oynayanların arasında goril girmez, köpekler uçmaz. Gorilla deneyinde gördüğümüz gibi alışılmadık bir uyaranı tespit etmek için dikkat gerekir.

Sistem 2 ayrıca kişinin kendi davranışlarını sürekli olarak gözetlemesi işini de üstlenir. Sinirliyken küfür etmemeye çalışmak, yağmurlu havada araba sürerken daha dikkatli olmak vs… Özetle düşündüğümüz ve yaptığımız şeylerin çoğu Sistem 1’den kaynaklanır. Karşımıza olağan dışı ve zor bir durum çıktığında Sistem 2 devreye girer ve son sözü o söyler.

Sistem 1 ve Sistem 2 arasındaki iş bölümü oldukça verimlidir. Gereksiz yere efor harcamak yoktur, performans maksimum düzeyde olacak şekilde bir iş paylaşımı vardır. Zira Sistem 1 yaptığı işte genelde başarılıdır: Kısa süreli tahminleri genelde doğrudur, zorluklara karşı ilk reaksiyonu hızlıdır, bilindik dünyaya karşı takındığı tutum mantıklıdır. Sistem 1’in de içine düştüğü bazı yanılgılar vardır tabii. Bazen sorulan soruyu cevaplamak yerine işine gelen cevapları söyler, mantık ve istatistik  konusunda çok az şey bilir. Sistem 1’in bir diğer handikapı ise asla devre dışı bırakılamamasıdır. Ekranda bir Türkçe bir yazı gördüğünde o esnada tamamen başka bir şey meşgul olsa bile yazıyı okur.

Şimdiye kadar öğrendiklerimizi pekiştirmek için kere daha üzerinde geçmemiz bu noktada çok iyi olur.

 

İki Tür Düşünme Sistemimiz Vardır

Sistem 1 ve Sistem 2 olmak üzere 2 adet düşünme sistemimiz vardır.

Sistem 1 sezgisel, Sistem 2 ise analitiktir.

Sistem 1 ilk izlenimin oluşmasına, bir konuda hemen kanıya varmamıza neden olur.

Sistem 2 ise analizle, problem çözümüyle uğraşır.

Çoğumuz Sistem 2’ye daha yakın buluruz kendimizi. Çünkü rasyonel, analitik, mantık çerçevesinde hareket eden insanlarızdır. Bu nedenle Sistem 2’nin daha çok aktif olduğunu düşünürüz.

Lakin günlük hayatta daha çok Sistem 1 ile, yani hızlı düşünmeyle hemhal oluruz. Karşımıza bilinmedik bir şey çıktığında veya bilinçli bir efor sarf etmemiz gerektiğinde Sistem 2’ye geçeriz. Sistem 1 gördüğümüz, duyduğumuz, hissettiğimiz her şeye bağlı olarak izlenim ve yargı oluşturur. Sistem 2 ise sadece beklenmedik bir şeyle karşılaştığımızda Sistem 1’in otomatik olarak işleyemediği durumlarda devreye girer.

 

Sistem 1 Daima Tutarlı Hikaye Arayışındadır

Sistem 1 çoğu zaman doğru olsa bile zaman zaman yanılgıya düşer. Sistem 1 bazen daha kolay soruları cevaplamayı tercih eder; buna ek  olarak mantık ve istatistik konusunda çok az bilgisi vardır.

Sistem 1’in en büyük problemlerinden biri varsayımlara, izlenimlere, hatıralara dayanarak mevcut bir olayı tutarlı bir hikayeye dönüştürme çabasıdır. Hikaye yanlış bilgilere dayansa bile Sistem 1 bundan tutarlı bir hikaye oluşturmaya çalışır.

Sistem 1 için başarı kıstası yarattığı hikayenin tutarlı olmasıdır. Hikayenin dayandığı verilerin kalitesi ve miktarı önemli değildir. Bilgi kısıtlıyken Sistem 1 hükme varma, yargıda bulunma makinesi gibi çalışır.

Kısıtlı bilgiyle hareket eden Sistem 1’in bunu sıkça yapması Sistem 2 tarafından da desteklenebilir. Böyle durumlarda ise inanç ve yargı katılaşır.

İnsanların çabucak yargı vermesi, zihin okuması, önyargılara kendini kaptırması, komplo teorilerine inanması bu yüzdendir. Kısıtlı bilgiye hareket edilir ve konuyu tam tersine çevirecek başka kanıtların varlığı umursanmaz. Sistem 1’in oluşturduğu ve “makul gibi gelen” hikaye de Sistem 2 tarafından desteklenir. Sonuç olarak yanlış kararlar verilir, çeşitli yanılgılar ve önyargılar oluşur.

Sistem 1’e fazla yaslanıldığında ortaya çıkabilecek bazı hataları şöyle sıralayabiliriz.

Küçük sayılar kuralı: İnsanlar istatistikleri pek de doğru anlamamaktadır. 100 kişinin katıldığı bir anketten çıkan sonucu genel durum olarak görmeye yatkındırlar. Çok az veriyle genel geçer bir yargıya ulaşmanın ardında bu neden yatar. 3 kişi aynı şeyi söylüyorsa bu doğru olmak zorunda değildir halbuki. Kişisel olarak yaşanan bir hadise olayları hep belli bir perspektiften okumaya neden olur.

Rastgele olaylara anlam yüklemek: Kahneman şöyle diyor: “İstatistik gözlemlerin nedensel bir açıklaması olması gerektiğini şart koşar insanların zihninde. Halbuki dünyada pek çok şey şans eseri olur. Rastgele olayları nedensellikle açıklamak son derece hatalıdır.”

Anlama illüzyonu: İnsanlar geçmiş olaylara çoğu zaman hatalı açıklamalar yapar. Bu açıklamalar basit olduğu için herkes anlar, soyutluktan ziyade somutluğa odaklanılır. Yeteneğe büyük bir rol atanır. Niyetten ziyade şans ön plandadır. İyi hikayeler insanların eylem ve niyetlerine dair sade ve tutarlı açıklamalarda bulunur. Davranışları kişiliğin yansıması olarak okumaya hazırdır herkes.

Geri görüş önyargısı: İnsanlar geçmiş olaylar etrafında hikaye inşa ederler ve bu olaylar karşısındaki şaşkınlıklarını hafife alırlar. “Böyle olacağını biliyordum.” düşüncesidir yani… Eğer söz konusu olay gerçekleşmezse “Sorun çıkmayacağını biliyordum.” diye kendilerini tekrar onaylarlar. Her halükarda haklı çıkma kaygısıdır da diyebiliriz.

Doğrulama Önyargısı: “Bir fikir hakkında olumlu bir görüş oluşturduktan sonra bu görüşle çelişecek bilgilere değer vermeme” olarak özetleyebiliriz doğrulama önyargısını. “O asla öyle bir şey yapmaz! İftira! Komplo! Montaj!”

Aşırı özgüven: Anlama ve doğrulama yanılgısından hareketle insanlar tahminlerine, öngörülerine, sezgilerine gereğinden fazla güvenir. Akla en kolay gelen, akla ilk gelen bilginin gerçekliğine fazla kaptırırız kendimizi. Başka bakış açılarının varlığını, başka olasılıkların bulunduğunu gözden kaçırırız.

Fazla iyimserlik: İnsanlar geleceğe dair tahmin ve planlarında kusursuza çok yakın bir senaryo çizerler. Riskli projeleri değerlendirirken hep iyi yönden bakmaya çalışırlar ve olası kayıpları düşünmek istemezler. Elde edilecek faydalara odaklanıp muhtemel zararlara yeterince odaklanmazlar. Bu nedenle insanların çoğu şartlar olgun veya ideal değilken bile gereksiz risk alırlar.

 

Sonuç

Hızlı ve yavaş düşünme, Sistem 1 ve Sistem 2 düşünme biçimleri hakkında öğrendiklerimizi özetleyerek yazımızı sonlandırabiliriz.

Sistem 1 (Hızlı düşünme) insanları hemen belli bir yargıya varmaya yönelterek hatalı kararlar vermeye neden olabilir.

Sistem 1 daima aktiftir. Görülen, hissedilen her şeyden izlenim, yargı çıkarır. Sistem 2 ise analiz, problem çözme, derin düşünme söz konusu olduğunda aktifleşir.

Çoğu zaman Sistem 1’in ileri sürdüğü önerilerle hareket ederiz, zira Sistem 1 bizi zihinsel olarak “yormayacak” şeyler önerir. Beklenmedik bir durum olduğunda ise Sistem 2 devreye girer. Sistem 2 yavaş düşünme olduğundan bilinçli olarak yavaşlar ve söz konusu meseleye daha eleştirel olarak bakarız.

Sistem 1 mevcut bilgilerden yararlanarak tutarlı ve inandırıcı bir hikaye üretmeye çalışır. Bu ise kısıtlı bilgilerle hareket ederek yanlış sonuçlar çıkarmaya neden oluyor. İnsanların niyetlerini okumak, rastgele olaylara nedensellik atfetmek, önyargı geliştirmek gibi olumsuz şeyler…

Bu bağlamda bir insanın Sistem 1 düşünme tarzının olumsuzluklarının etkisinde kaldığını fark etmesi çok önemlidir. Gündelik hayatta Sistem 1 daima aktiftir ancak onu kontrol etmek mümkündür. Sistem 2’yi ne zaman devreye sokmak gerektiğini bilmek daha sağlıklı kararlar vermeyi de beraberinde getirir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.