Apple’ı Dünyanın İlk Trilyon Dolarlık Şirketi Haline Getiren 3 Faktör

Geçmiş yıllarda birçok teknoloji firması hayatımıza girdi ama hiçbirisi hayatımızı Apple kadar etkilemedi. Her ne kadar buna itiraz edenler olsa da Apple’ın dünyanın ilk trilyon dolarlık şirketi olduğu haberleri yayınlandığında tartışmalar son bulmuş oldu.

Geriye dönüp Apple’ın 40 yıllık göz alıcı tarihine baktığımızda şirkete bugünkü öncü ve üstün konumuna gelmesinde öncülük eden bazı kritik adımlar olduğu gözümüzden kaçmıyor. Bir zamanlar temelleri garajda atılmış olan bir şirketin bugün insanlık tarihinin en değerli şirketine dönüşmüş olması oldukça büyüleyici bir şey.

Yazımızın ilerleyen kısmında Apple’ı garajda kurulan minik bir girişimden trilyon dolarlık bir şirket haline getiren üç kilometre taşından bahsedeceğiz.

 

Müşteri segmentlerinin bariyerlerini yıkmak

Türkiye ve benzer ülkelerin ilginç özelliklerinden birisi sosyal sınıfların farklı uçlarındaki insanların aynı cep telefonu markasını tercih etmesi. Bu markaysa elbette Apple’dan başkası değil.

Geçmişten bugüne yaygın tüketim alışkanlıklarını incelediğimizde Apple’ın dünya genelinde bir fenomen hale gelmesini pazarlama departmanının olağandışı başarısına borçlu olduğunu düşünüyoruz. Hem dün hem bugün. En çok dikkatimizi çeken şey Apple’ın hedef müşteri kitlesinin asla demografik ölçülerle, belirli özelliklerle veya herhangi bir ayrımla kısıtlandırılmadığı. Basitçe ifade edecek olursak Apple’ın hedef kitlesinin herkes olduğunu söyleyebiliriz. İşte tam da bu yüzden kullanım rahatlığı Apple ürünlerinin imza özelliklerinden bir tanesi.

Devam edecek olursak Apple’ın yayınladığı reklamlarda veya pazarlama içeriklerinde kolay kolay anlayamayacağınız teknik terimlere veya ürün tanımlarına rastlamazsınız. Apple, iletmek istediği mesajın karşıdaki tarafından anlaşıldığını bilmek her yaştan ve sosyal sınıftan insana ulaşmak istiyor. Ürünlerini pazarlarken ortalama bir kullanıcıyı etkileyecek, dikkatleri üzerine çekecek özelliklere odaklanıyorlar; kamera çözünürlüğü, görüntü kalitesi, depolama alanı, parmak izinizle kilit açmak gibi…

Apple’ın pazarlama departmanı, müşterilerini sınıflara bölmek yerine onlara bir bütün olarak hitap ederek birçok nesilden kullanıcının dikkatini çekmeyi başardı. Başarılarının bir diğer önemli kanıtı yeni milenyumun başından beri Apple hisselerinin yüzde 15 000 değer kazanmış olması.

 

Bir marka kültürü yaratmak

Dünyada Apple’ın takipçi kitlesi gibi bir kitleye sahip başka bir marka yok. Geçtiğimiz yıllarda Apple bir markadan çok daha fazlası haline geldi. Herkesin kullanabileceği yüksek kalite ürünler üretmekle başlayan marka serüveni, zamanla öyle bir kültüre dönüştü ki bugün Apple kullanıcıları başka bir markanın ürününü kullanmayı akıllarından geçirmiyorlar bile.

Bu akım 1980’lerin başında evlere bilgisayar almak bile yeni yeni bir trend haline gelirken başladı.  Steve Jobs 9000 Apple ürünü bilgisayarı Kaliforniya’daki okullara bağışladı ve bu hareket büyük tepki çekti; birçok kişi duayen girişimcinin delirdiğini düşünüyordu. Oysaki vergi indirimlerinin yanı sıra hareketin ardındaki pazarlama fikri dahiceydi. Jobs’ın amacı, ‘Çocuklar beklemez’ programıyla bağışladığı bilgisayarlar sayesinde çocukları daha kendi bilgisayarları olmadan Apple ürünlerine alıştırmaktı. Bu birçok yönden Apple’ın marka kültürünün başlangıcı oldu.

O günden bu güne yüzlerce çocuk okullarında bu bilgisayarlarla eğitim alarak büyüdüler ve mezun olduklarında aldıkları bilgisayarlar da elbette Apple markaydı. Her ne özelliği olursa olsun başka bir marka kullanmaya yanaşmıyorlardı; Apple onlar için ilk ve tek olarak kalacaktı.

Mutlaka okuyun: Güçlü Bir Şirket Kültürü Oluşturmak İçin 6 Öneri

 

Asla fiyat savaşına girmemek

Birçok marka fiyat savaşlarının sadece endüstrideki rekabetin bir parçası olduğunu düşünür. Apple içinse bu durum tam tersiydi. Kurulduğu günden bu güne Apple kendi fiyatlama modellerine bağlı kaldı, her ne kadar bu fiyatlar rakiplerininkinden biraz daha yüksek olsa da.

Örneğin Apple’ın Macbook Pro 13 ünü ele alalım ve HP’nin Spectre 13 modeliyle karşılaştıralım: İki cihazın özellikleri benzer ve her ikisinin de kendi avantaj ve dezavantajları var ama Macboook Pro 800 dolar daha pahalı.

Peki neden böyle? Bu sorunun cevabı Apple’ın kendini diğer markalarla rekabet içinde görmemesinde yatıyor.

Apple kurulduğu günden bu yana potansiyel müşterilerini düşük fiyatlarla etkileyip tabana giden bir yarışı kazanmak yerine rakip markaların neler yaptığını yok sayarak kendi ürünlerini ve değer önermelerini pazarlamaya odaklandı: Güzel bir tasarım ve eşsiz bir müşteri deneyimi.

Steve Jobs Apple’ın temellerini atarken yapmak istediği son şey ürünlerinin değerini hafife almaktı. Bu yaklaşımın amacı da neden kendi ürünlerinin diğer markaların ürünlerinden daha iyi olduğunu ve neden daha yüksek bir fiyatı hak ettiğini ispatlamaktı.

Bu yaklaşım sadece markaya sadık bir kitle yaratmakla kalmadı, aynı zamanda yeni dönemde teknolojik cihazların nasıl üretildiğini de şekillendirdi. Piyasanın kaymak tabakasında kalma yaklaşımının belki de en göz önündeki örneği cep telefonu piyasası oldu. Iphone’un 2007 de piyasaya sürülmesinden önce markaların farklı tasarım boyut ve özelliklere sahip onlarca modeli vardı… Markalar arasındaki çeşitlilik, tasarım farklılıkları dikkat çekiciydi! Halbuki iphone’un piyasaya çıktığı günden bu güne tasarım tek tipleşti marka fark etmeksizin cep telefonları benzer bir forma kavuştu. Bunun Apple’a olan katkısıysa Iphone’un cep telefonu piyasasında altın kadar değerli bir statüye sahip olmuş olmasıydı.

Peki buradan ne anlamalıyız?

Rakiplerinizi düşük fiyatlar ve çekici indirimlerle alt etmeye çalışmak her zaman yapılacak en doğru şey olmayabilir. Bunun yerine zamanınızı hedef müşteri kitlenize neden sizin ürününüzün ve sunduğunuz deneyimin diğer markaların ürününden üstün olduğunu anlatmaya ayırın. Daha da önemlisi bunu kanıtlayacak ürünlere sahip olun. Zamanla yaklaşımınızın işe yaradığını ve satışlarınızın artığını gözlemleyeceksiniz.

Apple günlük hayatımızı nasıl yaşadığımızı değiştirdi desek abartıyor olmayız bence. Burada en çok dikkatimi çeken noktaysa kelimenin tam anlamıyla teknolojiye olan bakış açımızı değiştirmiş olması. Geçmiş yıllarda yeni teknolojilere olan bakış açımız farklıydı, teknolojik ürünleri anlamak ve kullanabilmek için belirli bir bilgi birikimine sahip olmamız gerektiği yönündeydi. Apple tüm dünyaya teknolojinin bu kadar korkutucu bir kavram olmadığını; sadece teknoloji düşkünlerinin değil herkesin kullanımına açık bir mecra olduğunu göstermiş oldu. Apple bize en son teknoloji ürünlerin bile hepimiz tarafından kullanılabileceğini ispatladı: yaşınız, sosyal sınıfınız, uzmanlığınız fark etmeksizin.

Birçok yönden Apple bize sorunsuz çalışan, güzel tasarımlı ürünlerden çok daha fazlasını satıyor. Apple sadece ürünlerini değil teknoloji bilincini de pazarlayarak milyonları kendine bağladı.

Mutlaka okuyun: Düşük Fiyat Sunan Rakiplerle Nasıl Rekabet Edilir?

 

İlginizi çekebilir

Steve Jobs’tan Gerçek Liderlik Dersleri
Apple’ın İflastan Kurtuluş ve Başarı Hikayesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.