Herhangi Bir Konuda Nasıl Uzman Olunur?

Bir konuda uzman olmanın ve bilginin gücünü avcunuzda hissetmenin avantajları yadsınamayacak denli çoktur.

Peki, alanının en iyisi olmayı başarmış kişilerin diğerlerine kıyasla ne derece iyi olduklarına ilişkin fikriniz var mı?

Araştırmalar, uzmanlık veya satış pozisyonları gibi karmaşık işlerde yüksek bir performans göstermiş olup ilk yüzde 10’luk dilimde yer alabilmiş kişilere ait üretim becerisinin orta sıralarda yer alanlara kıyasla yüzde 80 daha fazla olduğunu ortaya koymaktadır. Dahası, aynı kişilerin alt sınırda yer alan gruplardan tam yüzde 700 daha üretken oldukları tespit edilmiştir.

Verilerden rahatlıkla anlaşılacağı üzere bir konuda “en iyi” olmak sanıldığı kadar kolay bir iş değildir. Çünkü herkes zafer kazanmak ister, ancak çok az insan zafere giden bu zorlu yolda çabalamayı göze alır.

Uzmanlığın zor olmasının nedenlerinden bir diğeri ise bugüne kadar nasıl öğreneceğiniz, çalışacağınız veya kendinizi geliştireceğiniz konusunda söylenen çoğu şeyin yanlış hatta deyim yerindeyse külliyen yalan olmasıdır. Sizce de artık tüm bu aldatmacalardan sıyrılıp uzman olmayı öğrenmenin zamanı gelmedi mi?

Mükemmel bir konuşmacı mı olmak istiyorsunuz? Sınavlarınızı kolayca geçebilmek arzusunda mısınız? Yoksa yalnızca serbest atışlarını geliştirmek isteyen bir sporcu musunuz? Kim olduğunuz, ne istediğiniz fark etmez. Herhangi bir konuda uzman olmak istiyorsanız, doğru yerdesiniz.

Yazımızda uzman olma yolunda en büyük destekçiniz olacağına inandığımız sekiz adet stratejiye yer vereceğiz.

 

1- Uzmanlık alanınıza ilişkin uzun vadeli taahhütlerde bulunun.

Sizlere bir sorumuz var. Üstelik bu tutkulu olduğunuz şeyde ne derece başarılı olacağınızı yordayacak nitelikte bir soru olacak.

Hazır mısınız?

“Uzmanı olmayı arzuladığınız bu işi ne kadar süre yapmayı planlıyorsunuz?”

Evet, bir şeyi uzun süre yapmanız bu konudaki uzmanlığınızı etkileyebilir, ama kastettiğimiz şey tam olarak bu değil. Bir işin içinde yer alacağınız süreye ilişkin işe atılmadan önce bulunacağınız taahhüt, uzmanlık derecenizde belirgin bir fark yaratabilir. Bu nedenle, uzmanlığınıza ilişkin isabetli-tercihen uzun vadeli- öngörülerde bulunmalısınız.

Araştırmalar, bir işi aynı süreler boyunca yapmış olsalar dahi başlangıçta bu işe ilişkin uzun vadeli taahhütlerde bulunmuş grupların, kısa vadeli taahhütlerde bulunanlara kıyasla dört kat daha iyi iş çıkarabildiğini ortaya koymuştur. Öyle ki uzun vadeli taahhüt grubu, haftada sadece yirmi dakikalık bir alıştırma ile dahi kısa taahhüt vadeli grubun bir buçuk saat pratik yapan çalışanlarından çok daha hızlı ilerleyebilmiştir. Uzun vadeli taahhüt üst düzey uygulamalarla birleştirildiğinde beceri düzeyinde belirgin bir artış görülmüş, uzmanlık çok daha kolay erişilebilir hale gelmiştir.

Peki ya siz? Sizler bu savaşın neresindesiniz? Kazanmaya var mısınız?

Evet mi?

Harika!

Ancak, uzman olmak için yardıma ihtiyacınız olacağını unutmayın.

Şimdi arkanıza yaslanın ve sizi uzmanlığa götürecek tavsiyeleri okumaya devam edin.

 

 2- Bir Mentor Edinin.

Efsanevi bilim kurgu filmi Yıldız Savaşları’nın “Luke Skywalker”ı onu dövüş sanatları konusunda eğiten büyük Jedi üstadı Yoda’ya sahipti. Karate Kid’in ise her daim kendisine yol gösterecek bir Bay Miyagi’si vardı.

Sizler bu kurgusal karakterler gibi dünyayı yok edecek türden bir kötülükle savaşmıyor olabilirsiniz. Ancak, en az buradakiler kadar çetin bir mücadelenin sahnelendiği ve rekabetin tavan yaptığı iş dünyasının size yol gösterecek sağlam bir akıl hocası- mentor- gerektirebileceği gerçeğini de yadsıyamazsınız.

İyi bir mentorun iş hayatındaki önemini kavradığınızdan şüphemiz yok. Peki, insanların akıl hocalığı ya da mentorluğe dair yanılgılarının neler olduğu hakkında bir fikriniz var mı?

Mentorluk denince çoğumuzun aklına alanında uzman kişilerden alınacak faydalı tavsiyeler gelse de araştırmalar uzmanlığın mentorluğu hayata geçirmede tek başına yetersiz kalabileceğini göstermiştir. Çünkü mentorluk uzmanlık kadar muhatabınızla/mentinizle(danışanınızla) yakınen alakadar olmanızı, dahası onu önemsemenizi de gerektirmektedir.

Kusursuz bir mentorluk, mentorun mentisine yeni bir şeyler öğretmesi ile sınırlı değildir. Aynı zamanda,  mentinin sürdürdüğü hayatın genel gidişatı da takip edilmelidir. Yani bu, uzun vadeli bir ilişkidir. Mentorunuz “Hayır” demeyi bilmeli ve gerektiğinde hatalarınızı korkusuzca dillendirebilmelidir. İş dünyasının çetin şartları düşünüldüğünde, böylesi bir ilişki gelecekteki maaşınız ve mutluluğunuz açısından da olumlu sonuçlar doğuracaktır.

Tam da bu yüzden uzman olma yolunda atacağınız adımlardan biri de kendinize tüm enerjisini sizi başarılı kılmaya adamış bir “Yoda”, bir mentor bulmak olmalıdır.

Doğru kişiyi buldunuz mu?

O halde uslu bir çocuk olup size söylenenleri harfiyen yerine getirmelisiniz, öyle değil mi?

Yanılıyorsunuz.

Mentorluğa ilişkin bir diğer yanılgı da budur.  Mentorunuza karşı saygıda kusur etmemelisiniz elbette, ama gerektiğinde itiraz edebilmeyi ya da size dayatılanı sorgulamayı bilmelisiniz.

Neden mi?

Bir örnek üzerinden açıklayalım.

Araştırmalar akademik performansını veya spor alanındaki başarısını profesyonellik seviyesine taşıyabilen öğrencilerin sıklıkla öğretmenlerini sorgulayan öğrenci grupları arasından çıktığını ortaya koymuştur. Buna göre, sınıf ortamında akademik anlamda akranlarını geride bırakan ya da çeşitli spor dallarında profesyonel olmayı başarmış öğrenciler bir dizi ortak davranış örüntülerine sahiptir. Örneğin, futbol alanında uzmanlaşan 12 yaş grubuna ait öğrencilerin her biri bilim adamlarının “öz denetimli davranış” olarak tanımladığı davranışı sergileyebilmektedir. Öyle ki eğitmenlerinin yanına gidip rahatlıkla “Bu egzersizin benim için fazla kolay olduğunu düşünüyorum. Neden bunu yapıyorum? Bunun yerine, sorun yaşadığımı düşündüğüm savunma becerilerim üzerine çalışabilir miyim?” vb. bir söylemde bulunabilmektedirler.

Mentorunuzu buldunuz mu? Güzel. Öyleyse ilgi alanlarınızı bir kenara bırakmanın ve bildiklerinizi tamamen unutup her şeye sıfırdan başlamanın zamanı gelmiş demektir. Ne dersiniz, yapmanız gereken şey bundan mı ibaret?

Elbette ki hayır! Uzman olma yolunda en son ihtiyacınız olan şey budur. Böylesi bir yanılgının pençesine düşmenize fırsat vermeden bir sonraki adımımıza geçelim.

Mutlaka okuyun: Bir Akıl Hocasına Neden ve Nasıl Sahip Olunmalı?

 

 3- Önemli Olanı Bulmakla İşe Başlayın.

Uzmanlıkta esas olan en önemli bilginin hangisi olduğunu belirleyebilmektir.

Her beceri sayısız bileşenden oluşur, ancak uygulama söz konusu olduğunda her bir bileşenin aynı sonucu vermesi beklenemez.

O halde 80/20 kuralını-Pareto ilkesi- hayata geçirmeli ve kendinize şu soruları sormalısınız: “Öğrenmem gereken hangi şeyin yüzde 20’si, ulaşmak istediğim nihai hedefin yüzde 80’ini önüme serebilir?”

Satranç oyununu, oyun akışının tam tersi bir yöntemle öğrendiğinizi düşünün. Oyuna klasik satranç açılışlarını ezberlemekle değil de tahta üzerindeki etkileşimlerin temelini oluşturan en güçlü hamleleri öğrenerek başlarsanız, birkaç pratiğin ardından satranç ustalarının karşısına çıkmaya hazır hale gelebilirsiniz- en azından rakibinizin karşısında olması gerekenden üç veya dört kat daha uzun bir süre boyunca hayatta kalmayı başarabilirsiniz.

Yani önemli olan bilgiyi bulup kullanmış olursunuz.

Harika değil mi?

Peki, nasıl bir pratik süreci sizi bu noktaya taşır?

 

 4- Pratiklerinizi Nihai Hedefe Benzer Kılın.

Hedefinize hayatınızın en büyük mücadelesini veriyormuşçasına odaklanın. Bu aşamada pratiklerinizin asıl hedefe olan benzerlik derecesini de göz önünde bulundurmalısınız.

Araştırmalar da bu görüşü desteklemektedir. Uzman olmada iyi bir hazırlık kadar pratiklerinizin içerdiği bağlamın gerçekleştirmek istediğiniz hedefe olan uyumu da kritik bir rol oynar. İnanın bu eşleşmenin etkisi hayal ettiğinizden çok daha güçlü olacaktır.

Aynı araştırmalar, sınava hazırlık aşamasını sarhoş halde geçirmiş insanların sınav anında benzer bir zihinsel durumda oldukları vakit çok daha yüksek bir performans gösterdiğini de ortaya çıkarmıştır.

Yolu öğrencilikten geçmiş herkes bilir, zihnin işleyişi bir sebepten sekteye uğradığında ders çalışmaya uğraşmak zaman kaybı olmanın ötesine geçemez. Ancak, zihnimizi zorla da olsa ders çalıştığımız o ana benzer bir durum içine soktuğumuzda, sınav ya da testlerde çok daha iyi bir performans gösterebiliriz – bu zihinsel durum alkol vb. maddeler ile yaratılabileceği gibi belirli uyarıcılar kaynaklı da olabilir.

Peki ya günün birinde dalış yapmaya gider ve su altında yeni bir şeyler öğrenirseniz?

Sonuç değişmez, edindiğiniz yeni bilgileri su altındayken karada olduğundan yüzde 30 daha iyi hatırlarsınız. Yani, öğrenme ortamının orijinalliğine ne denli sadık kalırsanız, hatırlama beceriniz o denli güçlü olur.

Son bir örnek de iş dünyasından gelsin. Konferans odasında toplanmış büyük bir grubun önünde önemli bir sunum mu yapacaksınız? O halde, aynı konferans odasında aynı büyüklükte bir grubun önünde pratik yaparak sunuma hazırlanmalısınız. Faydasını göreceğinizden şüphemiz yok.

 

5-Öğrendiklerinizi Kalıcı Hale Getirin.

Mevcut materyalleri-notlar, kitaplar, vb.- tekrar tekrar gözden geçirmek en popüler öğrenme yöntemlerinden biri olarak görülse de kalıcı öğrenmeye etkisi yok denecek denli azdır.

Araştırmacılar bu durumu “kalıcılık yanılsaması” olarak adlandırır. Kalıcılık yanılsaması, bir konuyu/bilgiyi kolayca hatırlamanın bu durumunun sürekliliğine ya da öğrenmenin kalıcılığına ilişkin bir işaret olarak algılanmasını ifade eder. Bu yanılgıya düşmek istemiyorsanız, “arzu edilen zorluk” kavramından yararlanmalısınız-ki bu kavram bilgiyi geri çağırma konusunda belleğinizi ne denli zorlarsanız, o denli iyi öğreneceğinize işaret eder. Anlayacağınız, kalıcı öğrenmede belleğin zorlanma derecesi kritik bir rol oynamaktadır.

Dolayısıyla, öğrendiklerinizi kalıcı hale getirmek ve herhangi bir konuda uzman olmak istiyorsanız, aynı şeyi defalarca okumanın faydasız olduğunu bilmelisiniz. Bir tıp öğrencisi misali öğrendiklerinizi pratiğe dökmeli ve belirli aralıklarla kendinizi test edip bilginizi her daim taze tutmaya odaklanmalısınız.

Unutmayın, çaba sonucu gelen öğrenmenin kişide bıraktığı iz çok daha derin ve sağlamdır. Çabalamaksızın öğrenilenler ise suya yazılmış yazılar misali kolayca silinip gider. Maalesef bizler öğrenme becerimizi değerlendirme konusunda yeterince iyi değiliz. Öyle ki süreç az da olsa yavaşladığında veya üretkenliğimizi yitirdiğimizde panikler, öğrenmeyi hızlandıracak ve kendimizi eskisinden de verimli hissetmemizi sağlayacak yepyeni stratejilerin peşine düşeriz. Halbuki bu stratejilerden elde edilen kazanımlar çoğu zaman geçicidir. Bir metni tekrar tekrar okumak hemen herkesin tercih edebileceği bilindik bir çalışma stratejisi olsa da üretkenlik bakımından en vasat olanıdır.

Öğrenme söz konusu olduğunda “mücadele” şarttır. Aynı şey uzmanlık süreci için de geçerlidir. Pasiflik kişiye hiçbir şey kazandırmaz.  Araştırmalar, bir materyali dört kez yeniden okumanın aynı materyali bir defa okuyup özetini çıkarmak kadar etkili olamayacağını ortaya koymuştur. Bir bilgiyi ezberlemek ya da bir spor veya beceriyi ustalıkla hayata geçirmek söz konusu olduğunda da pasiflikten sıyrılıp sınırları zorlamanız gerekir. Zira öğrenme süreci kişinin konfor alanından çıkması ile doğru orantılıdır. Zihninizin aktif olarak dahil olacağı bu mücadele, nihayetinde algınızı da berraklaştıracaktır.

Anlayacağınız, ne denli aktif olursanız, o denli hızlı öğrenirsiniz. Dahası, kaliteli ve verimli uygulamalarla geçireceğiniz bir on dakikanın dahi kolay ancak etkililik bakımından vasat olanlar uğruna harcayacağınız bir saate bedel olduğuna şahit olursunuz.

Artık öğrendiklerinizi nasıl kalıcı hale getireceğinizi biliyorsunuz. Sınırlarınızı zorlamaya hazırsınız. O halde, beceri geliştirme ve uzmanlık sürecindeki etkinliği sayısız kez kanıtlanmış bir diğer stratejiden bahsedebiliriz.

Mutlaka okuyun: Etkili Kitap Okuma Tekniği: Bir Ceo Gibi Okuyun!

 

6- Hızlı ve Olumsuz Geri Bildirimlere Odaklanın.

Öğrenmenin temel bileşenlerinden biri de geri bildirimdir. Geri bildirimler olmaksızın bir konuda yeterince ilerleme kaydedip kaydetmediğinizi veya bir sonraki adımınızın ne olması gerektiğini anlayamazsınız.

Unutmayın, bu yazıda yer alan tüm stratejiler hem karınca kadar çalışkan hem de ağustos böceği kadar keyfine düşkün kitlelere aynı anda hitap etmektedir ve geri bildirim almak her iki grup için de eşit derecede önem arz eder. Uzmanlık söz konusu olduğunda ise geri bildirimlerin mümkün olduğunca hızlı bir şekilde alınması ve bu süreçte bilhassa yaşanan olumsuzluklara/yanlışlara odaklanılması şarttır.

Neden mi?

Deniz veya kara kuvvetlerine mensup komutanlardan örnek verelim. Bu üst düzey yetkililer, hemen her operasyonun ardından geri bildirim almak adına operasyon aşamalarının tek tek gözden geçirildiği toplantılar düzenler. Peki, bunu neden yaparlar? Bu toplantıların salt başarıyı göklere çıkarmak ya da birilerini tebrik etmek adına yapıldığını düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Burada temel amaç zamanın çoğunu –yüzde 90’ını-olumsuz geribildirimlere harcamaktır- böylece aynı operasyon bir dahaki sefere çok daha kusursuz biçimde hayata geçirilecektir.

Nihayete ermiş bir işin eksik yanlarını mercek altına almak ve gerektiğinde işe yönelik tüm eleştirileri kabule hazır olmak en az başarıların takdiri kadar önemlidir. Bu, bireyi veya çalışanı kendisini sürekli olarak geliştirmeye zorlar. Böylece hiç kimse “yeterince iyi” olduğu yanılgısına kapılıp da olduğu yerde saymamış olur. Zira uzmanlık kişinin bahsi geçen bu kişisel gelişim döngüsü içinde aktif bir rol üstlenmesini de gerektirmektedir.

Başkalarından alacağımız geri bildirimler kadar önemli bir diğer unsur ise öz değerlenmedir. Kişinin kendisini-bilgi, beceri ve edimlerini- değerlendireceği yansıtıcı bir düşünme eylemi de uzmanlık sürecine katkı sağlayacaktır.

Yansıtıcı düşünme becerisine sahip insanlar iyi ya da kötü tüm eylemleri üzerine düşünmek adına zaman ayırırlar. Kendilerine mevzubahis davranışın zorluğunu/kolaylığını ya da kişisel gelişimlerine katkısını ölçecek türden sorular sorarlar. Kulağa basit geliyor, öyle değil mi? Ama nedendir bilinmez çoğumuz bunu yapmaktan kaçınırız. İş ya da özel hayatımıza ilişkin hemen her konuda yalnızca konforumuzu artırmaya odaklanırız. Zahmetsizce elde ettiğimiz bu geçici verimlik haline iyiden iyiye alışır, nihayetinde ise aynı verimliliğin kurbanı oluruz. Ne felaket!

Siz siz olun, en ufak bir çaba dahi göstermeksizin elde ettiğiniz hiçbir şeyin size fayda sağlamayacağı gerçeğini aklınızdan çıkarmayın. Bir an evvel etrafınızdaki insanlardan- belki de akıl hocanızdan- geri bildirim almaya, sonrasında ise yansıtıcı düşünme becerinizi geliştirmeye odaklanın.

 

7-Daha Az Çalışın. Daha Çok Pratik Yapın.

Hayatınızın 100 saatini dövüş sanatları üzerine yazılmış kitapları okuyarak geçirdiğinizi varsayalım. Bir başkası da 50 saatini boks yaparak geçirmiş olsun. Ringe çıktığınızda kazanan kim olur dersiniz?

Zafer elbette ki pratik yapan kişinin olacaktır.

Çünkü uzmanlık “Üçte İki Kuralı”na bağlı kalmayı gerektirir. Zamanınızın yalnızca üçte birini çalışarak geçirmeli, geri kalan zamanı ise söz konusu aktiviteyi bizzat yapmaya yani pratiğe harcamalısınız. Anlayacağınız, teoriden çok deneyime odaklanmalısınız.

Dolayısıyla, kafanızı kitaplara gömmek ya da bir kurstan öbürüne koşmak yerine harekete geçmeli ve en iyi olmayı arzuladığınız şey her ne olursa olsun, onu pratiğe dökmeye odaklanmalısınız. Zira beynimiz varsayımlara kulak vermeye değil, yaparak yaşayarak öğrenmeye programlanmıştır. Bu, öğrenme ya da bir beceriyi geliştirme söz konusu olduğunda  zamanınızın yaklaşık üçte ikisini deneyime ayırmanın çok daha verimli bir yöntem olacağını ispatlamaya yetecek türden bir bilgidir. Diyelim ki bir metni ezberlemek istiyorsunuz, zamanınızın yüzde 30’unu metni okuyarak geçirmeli, geri kalan yüzde 70’i ise bu yeni bilginin kalıcılığı konusunda kendinizi test etmeye/değerlendirmeye harcamalısınız.

Bizler genellikle testleri geçebilmek adına çalışırız. Ancak bu kritik bir hatadır. Çünkü aslında bilgiyi ölçer gibi görünen bu testler/pratikler de başlı başına bir çalışma türüdür. Hatta teorik çalışmalardan çok daha güçlü bir etkiye sahip oldukları dahi söylenebilir.

Yani, beş veya on dakika boyunca çalıştığınız bir paragrafı metne bakmadan tekrar etmeye çalışmanız basit bir alıştırmanın/pratiğin oldukça ötesinde bir şeydir. Bu türden bir öz değerlendirme süreci nihai performansınızı da derinden etkileyecektir.

“Uzmanlık gerçekten de zor işmiş, becerileri geliştirmenin zahmetsiz bir yolu yok mudur?” dediğinizi duyar gibiyiz.

Telaşlanmayın. Elbette var!

 

8- Şekerleme Yapın.

Yeterince uyumuyorsanız, yeterince iyi öğrenemiyorsunuz demektir. Öğrenci başarısı ile ortalama uyku süresi arasında bir ilişki olduğunu savunan sayısız araştırmanın varlığından söz etmiyoruz bile.

Bu araştırmalardan bir tanesine göre, tam puan(100) almayı başaran öğrenciler, puanı tama yakın(90) öğrencilerden ortalama on beş dakika daha fazla uyumakta ve bu düzen en düşük seviyedeki puana kadar böylece devam etmektedir. Yani, uykuda geçirdiğiniz her on beş dakika ayrı bir önem taşımaktadır.

Günde 8 saati uykuya ayıramayacak kadar yoğun musunuz? O halde şekerlemeler kurtarıcınız olabilir.

Geçtiğimiz on yılda gerçekleştirilen bir dizi araştırma ve deney sonucunda bir ila bir buçuk saatlik şekerlemelerin yavaş dalga ile REM(uykunun rüya evresi)uykusunu içerdikleri keşfedilmiştir. Aynı araştırmalarda, sabah çalışmayı tercih eden insanların öncesinde bir saat süreyle kestirdikleri bir akşam testinde yaklaşık yüzde 30 daha yüksek bir performans sergiledikleri de görülmüştür.

Mutlaka okuyun: Başarınızda Uykunun Önemi Nedir?

 

Son Söz

Öğrenme becerilerimizi geliştirme ve herhangi bir alanda uzman olma konusunda pek çok şey öğrendik. Artık harekete geçmenin zamanı geldi!

Yazımızı sonlandırmadan önce uzman olmaya ilişkin söylediklerimizi şöyle bir toparlayalım:

  • Uzun vadeli taahhütlerde bulunun.
  • Bir akıl hocası edinin.
  • Önemli olanı belirlemekle işe başlayın.
  • Öğrenme sürecini gerçek bir mücadeleye dönüştürün.
  • “Arzu edilen zorluk” kavramından yararlanın. Unutmayın, beyniniz uğruna mücadele ettiği bilgileri çok daha iyi kodlayacaktır.
  • Alacağınız hızlı ve olumsuz geri bildirimlere odaklanın.
  • Daha az çalışın. Daha çok pratik yapın. Teste tabi tutulmadan çok önce kendinizi denemiş olun, böylece daha iyi sonuçlar alabilirsiniz.
  • Şekerleme beynin ilacıdır. Burada esas olan işi uykuya yaptırmak değil, becerilerin pasif biçimde sentezlenmesidir.

Bu sekiz stratejiyi hayatınızın bir parçası haline getirmeniz sizi istediğiniz her konuda uzman yapabilir.

Bir şeyde iyi olduğunuzda ve bunu sık sık yaptığınızda her daim kazanan taraf olur, çabalarınızın karşılığını ziyadesiyle alırsınız. Nihayetinde de mutlu bir birey olursunuz.

Yaptıkları her işe kendi imzasını atıp başkalarında olmayan yeteneklerini kasıtlı ve bilinçli şekilde kullanmayı bilen insanların başarı kadar mutluluğa da yakın olacaklarını unutmayın.

Nerden mi biliyoruz?

577 gönüllünün dahil olduğu bir araştırmada güçlü yönlerinden birini seçmeye ve bir hafta boyunca her gün bu yeteneklerini yeni bir şekilde kullanmaya teşvik edilen katılımcıların, bu teşvikten yoksun bırakılanlara oranla çok daha mutlu oldukları keşfedilmiştir. Dahası deney bittikten sonra dahi söz konusu katılımcıların mutluluk seviyelerinin 3 ay kadar aynı seviyede seyrettiği gözlemlenmiştir.

Uzun lafın kısası, güçlü yönlerinizi günlük yaşamınıza ne denli entegre ederseniz, o denli mutlu bir birey olursunuz.

Unutmayın, zirvede yalnızlık değil, mutluluk vardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.