Makineler Yakın Gelecekte Mesleklerimizi Elimizden Alacak. Peki, Buna Nasıl Hazırlanmalıyız?

İş düşünürü Tim Leberecht yazımıza da konu olan TED konuşmasında, daha az iş yüküne sahip olacağımız hatta tümden işsiz kalacağımız yeni bir dünyaya doğru adım adım ilerlediğimiz bugünlerde zamanımızı daha anlamlı ve büyük amaçlar uğruna kullanarak hayatımızı nasıl kontrol altına alabileceğimizden bahsediyor.

Çoğumuz bir günü 8 saat çalışma, 8 saat eğlence ve 8 saat uyku olmak üzere üç parçaya ayırırız. Ancak, bilimsel çalışmaların 20 yıl içinde yaşanacağını öngördüğü- yüzde 50 ihtimalle-“gelecekte çoğu işin insanlar değil makineler tarafından halledileceği fikri” hayata geçtiğinde ne olacak dersiniz? Dahası, bu durum zaman algımızı ne şekilde etkiler?

Geleneksel istihdam anlayışının hayatımızın parçası olmaktan çıkacağı nispeten yakın bir gelecekte, biz insanlar iyi bir yaşama nasıl sahip olacağımızı yeniden tanımlamak zorunda kalacağız. Ya da başka bir deyişle, zamanımızı nasıl değerlendireceğimizi de yeni baştan belirlememiz gerekecek.

Ancak, bunu gerçekleştirmek için yeterli donanıma sahip olduğumuz söylenemez. Çoğumuz çocukluğumuzdan beri zamanımızı hatta geçirdiğimiz her bir saniyeyi mümkün olduğunca üretken bir biçimde harcamak üzere programlandık. Boş zamanlarımızda ise o günün marka ve reklamları kalan dikkatimiz ve zamanımız için kıyasıya bir rekabete giriştiler- bir öğleden sonrayı alışveriş merkezinde, sinemada ya da Netflix’te veya Twitter akışınızda oyalanarak geçirmeyi seçmek tamamen sizin elinizdedir.

Birçoğumuzun 8 saatten az çalışacağı bu yakın gelecekte, şu üç temel zorlukla karşı karşıya kalacağız: Hayatlarımızı kendi saatimize (patronumuzun değil) göre yaşamak, yapılandırılmamış zamanımızı anlamlı kılmak ve zamanın gerçek değerini ölçmek.

İşte zamana karşı tutumunuzu yeniden değerlendireceğiniz bu süreçte dikkate almanız gerekenler:

1-Zamanı anlamlı kılan şey “HİKAYELERİMİZDİR”.

Değişen zamana ayak uydurmak için fırtınaya karşı koyabilecek güçlü bir benlik anlayışına sahip olmalı ve yalnızca geçmiş verilerimizin toplamından ibaret olan indirgemeci benliğimize meydan okumalıyız. En yüksek verimi – yani güçlü bir benlik duygusunu – ancak bir anlatı aracı vasıtasıyla elde edebiliriz ki bu da hikayemizden başka bir şey değildir.

Hikayemiz ‘Neden buradayım? Ben kimim? Nereye gidiyorum? vb. sorularla geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki bağlantı kuracaktır. Bu, bizi en değerli zamanın henüz harcamadığımız olduğu yanılgısına düşmekten korur, aynı zamanda-hem bireysel hem de örgütsel düzeyde eğilimli olduğumuz- kısa vadeli düşüncelerden de kaçınmamızı sağlar.  “100 yıl sürecek bir iş kurma” tarzındaki pek çok girişim bu kısa vadeli ön yargının üstesinden gelme ve bizi daha bütünsel düşünmeye teşvik etme amaçlıdır. Ayrıca elimizdeki zamanı kullanım ömrü tükenmeden nasıl harcayacağımızı da belirlerler.

Sahip olacağınız bu “benzersiz hikaye”, tüm bu kargaşadaki pusulanız olacaktır. O halde şöyle bir durup yalnızlığınızla baş başa kalın ve kendi hikayenizin sesini dinleyin. Ya da kitap okuyun, film izleyin arkadaşlarınızla veya hiç tanımadığınız bir grup insanla kocaman bir ateşin etrafında toplanıp onların hikayelerine de kulak verin – bazen başka birinin hikayesi içinde kendinizi bulabilirsiniz.

Mutlaka okuyun: Simon Sinek ile Kendi “Neden”inizi Öğrenmek Üzerine

 

2-Ritüellerimiz de zamana anlam katarlar.

Hayatınızı tüm yönleri ile ne denli fazla değerlendirirseniz, zaman okur yazarlığınızın da kronosların (sayısal zamanın) ötesine o denli fazla geçmesi gerekecektir ki bu Yunanlıların “kairos” olarak adlandırdığı “elverişli zaman dilimi” denilen şeyi de içerir. Kairos’u yakalamanın bir diğer yolu da şu eski yönteme güvenmektir: Ritüeller.

Kairos yani elverişli zaman dilimleri gibi ritüeller de nicel ve nesnel olmaktan ziyade nitel ve özneldir. Ritüeller, bir yandan deneyimlerinizin kişisel ve benzersiz olmalarını sağlarken diğer yandan da derin deneyimleri tekrarlamanıza izin verirler. “Doğru zamanda doğru yerde olma” heyecanını “aynı zamanda aynı yerde olma” güvencesi ile birleştirirler.

Örneğin ilk akıllı telefonlarını veya ilk sosyal medya hesaplarını alarak dijital dünyaya adım atan çocuklarınıza rüştlerini ilan ettikleri bugünü kutlamaya yönelik etkinlikler hazırlamak adına ritüeller oluşturduğunuzu hayal edin. Böyle bir öğreti daha insancıl bir dijital dünyaya yol açabilir miydi?

Etrafınızdaki yaş almış insanlara bir sorun. Hayatınıza hangi tür ritüelleri kolaylıkla dahil edebilirsiniz? Ritüeller zamanı anlamlı bir şekilde bölmenizi sağlar; üstelik bunu sizleri varoluş değerinizi ölçme çabasına sokmaksızın yaparlar. Sınırlarınız geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki farkı bulanıklaştırdığında ya da farklı yaşam evreleri, iş ve eğlence ile insan ve makine arasındaki bağı iyiden iyiye ayırt edilemez hale getirdiğinde kurtarıcınız ritüeller olacaktır. Ritüeller sizlere hayatınızdaki geçiş süreçlerinin veya diğer özel anların değerini bilme ve onları fark edip vurgulama konusunda yardımcı olurlar.

Mutlaka okuyun: Hayatta Sahip Olmanız Gereken En İyi Alışkanlıklar

 

3-Zaman kaybı insani bir durumdur, bu duruma kucak açın.

İş dünyasının belirsiz geleceğinde artık herhangi bir işe sahip olmayacak çalışanların da emeklilerin de başlıca görevi ellerindeki bu “işe yaramaz” zaman bolluğunu iyi yönetmek olacaktır. Hatta gig ekonomisi işçileri kısa süreli bu işler arasındaki boş zamanı doldurmakla uğraşmak zorunda kalacaklar. (Gig Ekonomisi, şirketlerin çalışanlarıyla belirsiz süreli sözleşme yapmak yerine geçici ve kısa dönemli kontratlar yaptığı çalışma biçimidir)Bu sayede işinizle maaşınız arasındaki uçurum kapanacak olsa da kaygı ve endişe bakımından bir hayli zengin olacağınız kesindir. Çoğu görev insanlardan çok daha hızlı makinelerce yürütüleceğinden her birimiz can sıkıntısı ile dolu bir hayatla yüzleşmek zorunda kalacağız. Hareket bağımlısı günümüz dünyasında sıkıldığınızı iddia edersiniz, etrafınızdakiler sıkıcı olanın bizzat siz olduğunu düşünecektir. Çünkü bugünün şartlarında sıkılmak kaybolmaya eş değerdir. Sıkıcı bir insansanız, kaybeden siz olursunuz. Tabii can sıkıntısını bir hastalık belirtisi olarak görmek de doğru değildir.

Canımızın sıkıldığı zamanlarda bir şeylerle uğraşıp bu sıkıntıdan kaçmak yerine kendimizi huzursuzluğumuzla baş başa kalmaya zorlarız ki bu durum direncimizi ve zihinsel esnekliğimizi artıracaktır. Geleceğe hazırlanmak için can sıkıntısı ile arkadaş olmayı öğrenmeliyiz. Meditasyon ve farkındalık aktiviteleri insanlara yapılandırılmamış zaman dilimlerinde huzurlu hissetme yeteneği kazandırmak amacıyla ortaya çıkmıştır. Benzer bir anlayışla, sosyal psikolog Amy Cuddy de “şuan” kavramını, yani tam anlamıyla ve güven içinde “burada” var olma olgusunu derinlemesine incelemiştir. Kendisi zaman kaybının bir erdem olabileceğini öne sürmektedir. Çünkü zaman kaybı bir bilimsel keşif, inovasyon ve ilerleme kaynağı olarak görülmektedir. Hatta zaman kaybetmek insanları uç fikirleri keşfetmeye kadar götürecektir.

Bir “zaman israf modeli örneği” olarak 19. yüzyılın avare kent gezginlerini gösterebiliriz. Bugünün modern  “avarelerinin” yeni gözdesi ise sokaklar ve caddeler yerine sanal gerçeklik veya yapay zeka gibi üç boyutlu teknolojiler olmuştur.  Örneğin, akıllı telefonlarla çevrim içi olarak “artırılmış gerçeklik” teknolojisiyle oynanabilen bir mobil oyun olan Pokémon Go’ya bir bakın. (Oyunda amaç gerçek hayatta belirli adreslere giderek orada bulunan Pokémon karakterlerini yakalamak üzerine kuruludur. Pokémon toplayıp kendi koleksiyonunuzu oluşturmak için sokaklarda dolaşmanız gerekir).Oyun, ödül odaklı eylemi açık uçlu keşiflerle ustalıkla birleştirir-  konu dışı sözler, dolambaçlı yollar ve tesadüfi karşılaşmalar ile. On dokuzuncu yüzyıl tarihçisi ve yazar Anais Bazin bir zamanlar “Paris’in tek gerçek avaresi” olarak kabul edilirdi. Belki de 21. yüzyıl avareliği de makine çağının “tek gerçek insan egemenliği” olacak.

 

4-Teknoloji bir kerede birden fazla zamanda yaşamamıza izin verebilir.

Biz insanlar zamanı, küçük, eşit birimler dizisine bölerek sayarız: saat, dakika, saniye. Ancak, teknolojiyi kullanarak zamanı yalnızca bizim için özel anlam ifade eden, aşırı kişisel birimlere ayırabilmeniz mümkündür. Chronos, Instant ve RescueTime gibi “niceliksel benlik” uygulamaları, uyanma ve uyku saatlerinize ilişkin veri toplamanıza izin verir ve her bir saniye üzerinde çok daha fazla kontrol sahibi olmanıza olanak tanır.

Bu arada kulağa ironik gelse de, bu tarz uygulama ve araçlar kullanmanız size zaman kazandırma konusunda yardımcı olurken kimi uygulamalar da-Facebook, Twitter ve Amazon gibi pek çok site- kişisel zamanın para birimi olan dikkatinizi çalmak ister. Dikkat, yenilenemez bir kaynaktır ve bu tür zaman hırsızları yüzünden ne denli zaman kaybettiğimizin her geçen gün daha çok farkına varırız.

Ancak, Silikon Vadisi’nin nihai zaferi, kronolojik zaman kavramını demode kılmak olabilir. Yapay zeka kendi sürümlerinizi saklamanıza ve yaşam sürenizi uzatmanıza yardımcı olabilir (ölümsüz yapay zeka ikizi gibi yeniliklerle). Sizin için eylemlerinizin sonuçlarını (ve hatta kendilerini dahi) görselleştirir; tahmine dayalı analitik ise olayları tahmin etmenize ve gelecekle ilişkin çok daha akıllıca kararlar vermenize yardımcı olur.

Tüm bunlar, bugün farklı zaman dilimleri arasında nasıl kolaylıkla seyahat edebiliyorsak yakın gelecekte de farklı yaşam hatları arasında seyahat edebileceğimizi ortaya koymaktadır. Zaten sanal gerçeklik ve yapay zeka teknolojileri, gerçeklik algımızın eski veya gelecekteki bir versiyonunu göz önüne alarak, avatarımız(kişiyi simgeleyen resim ya da simge), çevremiz veya her ikisi ile birlikte zaman kayması deneyimi yaşamanıza izin vermektedir. Hatta çok geçmeden de geçmiş, şimdi ve geleceği içeren zamanın zevk ve baskısını aynı anda deneyimlemeye geçebileceğiz. Aslında, zamanın bu yeni boyutunu tanımlamak için yeni bir kelimeye ihtiyacınız olabilir: holotime(bütüncül zaman) – doğrusal olmayan ve üç boyutlu bir zamanı ifade eder.

 

5-Şimdi zaman okuryazarlığının tam zamanı!

Peki, zamana karşı tutumunuzu yeniden değerlendirmek adına neler yapabiliriz?

Zaman okuryazarlığına ilkokuldan üniversiteye kadar bir ders olarak okullarımızda yer verelim, onu kurumsal öğrenme ve liderlik programlarının temel bir modülü olarak sunalım ve bu gerçeği hayat boyu devam eden bir tartışma konusu haline getirelim. Kantitatif(nicel) zaman anlayışımızı geliştirmek için izleme uygulamalarını kullanmaya devam edebilir, zamanın nitel yönlerini değerlendirmek için ritüellerden yeni alışkanlıklar edinebilir, geçmişteki ve gelecekteki versiyonlarımızı ziyaret edebilir ve bizlere zamanı nasıl yöneteceğimize dair bir anlayış kazandıracak bazı görevleri yerine getirebiliriz. Bunlar müzik bestelemek, çalmak ve kaydetmek; bir podcast veya video oluşturmak ya da düzenlemek; etkinlik tasarlamak ve üretmek; günlük tutmak ve bir hikaye yazmak(kendi hikayemizi) vb. görevlerdir.

Zaman okuryazarlığı, sizi sadece kendi zamanınız ve bu zamanı nasıl harcadığınız konusunda daha bilinçli olmaya zorlamaz; aynı zamanda diğer insanları da kendi zamanlarını nasıl kullanacaklarını incelemeleri konusunda teşvik etmenizi sağlar.

Dünya üzerindeki zamanınızı dolduracağınız güne kadarki ( bugün ve gelecekte) en büyük yardımcınız bu olacaktır.

 

Bonus: Makineler Çağında Bir İnsan Şirketi Yaratmak

 

İlginizi çekebilir

Yakın Gelecekte Yok Olacak Meslekler
Geleceğin Meslekleri Neler Olacak?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.