Temel Analiz Nedir? Nasıl Yapılır?

Yoksa siz de “Borsa yatırımcısı olmak en büyük hayalim!” mi diyorsunuz? Kim bilir, belki evet, belki hayır! Ancak ne olursa olsun bu yazımızı okumaya geldiğinize göre en azından hisselere ilgi duyuyor, konu hakkında bir şeyler öğrenmeye çalışıyorsunuzdur. İster amacınız Wall Street’i kasıp kavurmak olsun, ister “Ufak bir portföyle kendi yağımda kavrulsam bana fazlasıyla yeter.” deyin, her şekilde en doğru adrese geldiniz!

Temel analiz, yatırımın temel taşıdır dersek hiç de abartmış olmayız. Hatta bazı uzmanlar, temel analizden anlamayanların aslında yatırımdan bihaber olduklarını bile iddia ederler. Lakin temel analiz dediğimiz şey adeta bir derya olduğu için konuyu öğrenmeye nereden başlayacağını kestirmek pek çok insan için hayli zor olabilir. Neticede birbirinden büyük oranda farklılık gösteren birçok yatırım stratejisi vardır ama bunların neredeyse hepsi temel analizden yararlanır.

Bu yazıyı kaleme almamızdaki amaç, temel analiz kavramını anlayabilmeniz için sizlere kılavuzluk edecek bir rehber ortaya koymaktır. Anlayacağınız üzere hedef kitlemiz, bu alana yeni giren ve bilanço tablosu ile gelir tablosu arasındaki farkı bile bilmeyen çaylak yatırımcılardır. Şimdiden söyleyelim, yazının tamamını okuyunca yatırım gurusu ya da duayeni olacağınızı hiç düşünmeyin, kendinizi kandırmayın. Ancak sizi temin ederiz ki borsa dilini ve güvenlik analizi gibi kavramları çok daha iyi anlayacak, bu sayede de zor durumlarla karşılaştığınızda kendinizi daha rahat hissedeceksiniz.

 

Kısaca temel analiz nedir?

Temel analiz, bir şirketin yürüttüğü faaliyetleri ve gelecekte atacağı öngörülen adımları inceleyerek çeşitli menkul kıymetlerin değerlerini belirlememizi sağlayan bir tekniktir. Elbette yukarıda “derya” olarak nitelendirdiğimiz temel analiz sadece şirketlerle sınırlı değildir, yani bu tekniği başlı başına bir sektör ya da ülke ekonomisi üzerinde de pekâlâ kullanabilirsiniz. Aslına bakarsanız temel analiz, herhangi bir finansal unsuru sadece fiyat hareketleriyle değil de daha kapsamlı bir şekilde tahlil etmeye dayanan bir analiz yöntemidir.

Temel analiz yoluyla aşağıdaki sorulara cevap vermek mümkündür:

Şirketin geliri artıyor mu?

Şirket gerçekten kâr yapıyor mu?

Gelecekte rakiplerini alt edecek durumda mı?

Borçlarını ödeyebilecek konumda mı?

Yönetim hileye başvurup muhasebe kayıtlarını tahrif ediyor mu?

Elbette bu soruların hiçbiri göründüğü kadar basit değil. Üstelik firmaları tanımak için bunlara benzer daha pek çok soru sormanız gerekebilir. Fakat özünde kapının kilidini açacak nitelikte tek bir soru vardır: Bu şirkete yatırım yapmaya değer mi? İşte temel analiz, bu soruyu yanıtlamanızı sağlayacak bir araçtır diyebiliriz.

 

Nitel ve nicel analiz

Temel analizi “temel unsurları enine boyuna araştırmak” olarak tanımlayabilirsiniz ancak temel unsurların ne olduğunu iyi bilmiyorsanız bu tanım sizin için pek bir şey ifade etmez. Yazımızın giriş kısmında da bahsettiğimiz gibi temel unsurları açıklığa kavuşturma konusunda yaşanan en büyük sorun, temel unsur olarak tanımladığımız şeylerin aslında çok kapsamlı olması ve dolayısıyla şirketlerin her türlü ekonomik faaliyetinin bu tanım kapsamına girmesidir. Tabii ki gelir ve kâr gibi kavramlar her zaman incelenmesi gereken ana unsurlardır ancak iş bunlarla bitmez, şirketlerin pazar payından tutun da yönetim kalitesine kadar her şeyine bakmak gerekir.

Temel analiz yaparken incelenmesi gereken etkenleri de nicel ve nitel olarak iki grupta toplayabiliriz. Bu kavramların finansal anlamları ile sözlük anlamları arasında kayda değer bir fark olmadığını hemen belirtelim. Örneğin Microsoft’un ansiklopedisi Encarta söz konusu terimleri şu şekilde tanımlıyor:

Nicel – sayısal olarak ölçülebilen veya ifade edilebilen unsurlar.

Nitel – bir şeylerin niteliğiyle veya karakteriyle ilgili olup boyut ya da miktarıyla alakası bulunmayan unsurlar.

Bizim için de bu kavramların anlamları çok farklı değil. Borsada nicel unsurlar, bir şirket ya da iş kolunun ölçülebilen yanlarını ifade eder. En büyük nicel veri kaynaklarımız bilançolardır. Neticede gelir, kâr ve varlıklar gibi unsurları tamamen doğru şekilde ölçebilirsiniz.

Gelelim nitel unsurlara; bunlar nicel faktörlerin aksine ölçülmesi daha zor olan etkenlerdir. Şirketin yönetim kurulu üyelerinin ve yöneticilerinin kalitesi, marka bilinirliği, patentler ve kullanılan teknoloji gibi hususlar nicel etkenler arasındadır.

 

Nitel ve nicel etkenleri nasıl ele almak gerekir?

Nitel analiz de nicel analiz de gereklidir ve bunlardan herhangi birinin ötekinden daha yararlı olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Çoğu analiste göre elle tutulur veriler elde etmemizi sağlayan nicel analiz her daim yorum içeren nitel etkenlerle desteklenmelidir. Bu bağlamda Coca-Cola örneğini verebiliriz.

Analistler, Coca-Cola’nın hisselerini incelerken şirketin yıllık temettü ödemelerini, hisse başı kazancını, fiyat-kazanç oranını ve daha pek çok nicel faktörü hesaba katabilir. Ancak, Coca-Cola marka bilinirliği hesaba katılmazsa yapılan nicel analiz ne kadar kapsamlı olursa olsun başarısızlığa mahkûmdur.

Hemen hemen herkes şekerli su satan bir şirket kurabilir fakat kaç kişi gidip de milyarca insanın tanıdığı bir marka yaratabilir ki? Hâl böyleyken Coca-Cola markasının değerini de net olarak kestirmek pek kolay değildir. Lakin marka bilinirliğinin Coca-Cola’yı başarılı kılan en önemli unsurlardan biri olduğunu kimse inkâr edemez, dolayısıyla yapılan analizlerde bunu da hesaba katmak şarttır.

 

İçsel değer kavramı

Konumuzun derinliklerine inmeden önce içsel değer kavramından da bahsetmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Temel analizde her zaman borsadaki hisse fiyatlarının bir hissenin “gerçek” değerini tam olarak yansıtmadığı varsayımı vardır. Neticede hisselerin fiyatları hakikati yansıtsa oturup saatler harcayarak temel analiz yapmazdık, değil mi? Finans dilinde de bahsettiğimiz bu gerçek değer “içsel değer” olarak adlandırılır.

Hemen bir örnek vererek konuyu açıklığa kavuşturalım: Diyelim ki bir şirketin hisseleri 20 dolardan işlem görüyor. Şirket hakkında kapsamlı bir çalışma yapıyorsunuz ve söz konusu hisselerin aslında 25 dolar değerinde olduğunu belirliyorsunuz. Başka bir deyişle firmanın içsel değerinin 25 dolar olduğunu öğrenmiş oluyorsunuz. Her yatırımcı değerinin altında işlem gören hisseleri alıp sonradan kâr yapmaya çalışır. Olaya buradan baktığımızda içsel değeri doğru biçimde belirlemenin ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz, değil mi?

 

Temel analize yöneltilen eleştiriler

Temel analiz genellikle “teknik analiz” yapanlar ve etkin piyasa hipotezine inanlar tarafından eleştirilere tabi tutulur.

Teknik analistler, yatırımlarını sadece fiyat ve menkul kıymetlerin hacim hareketlerine göre yapmayı tercih ederler. Grafikler ve daha pek çok farklı araçtan yararlanarak piyasanın ivmesine göre hareket ederler ve temel unsurları göz ardı ederler. Her iki tekniği de harmanlayarak bir arada kullanmak mümkündür ancak teknik analiz temelde her şeyin paradan ibaret olduğu anlayışına dayalı hareket eder. Buna göre bir şirketin yaşadığı her türlü gelişme hisse fiyatlarına yansır, dolayısıyla fiyatlara bakarak her şey anlaşılabilir ve firmanın faaliyet gösterdiği iş kolunda meydana gelen olayları detaylı bir şekilde incelememize gerek yoktur.

Öte yandan etkin piyasa hipotezini savunanlar ise hem teknik hem de temel analizi benimseyen yatırımcılara zıt düşerler. Etkin piyasa hipotezine göre uzun vadede teknik ya da temel analizden yararlanarak sürekli olarak piyasa normallerinin üzerinde bir gelir elde etmek mümkün değildir.

 

Temel analiz: Nitel faktörler ve şirketin önemi

Bilançoları enine boyuna incelemeye girişmeden önce şirketlerin nitel özelliklerini de ana hatlarıyla ele almamız gerektiğini düşünüyoruz. Yazımızın bu bölümünde her daim aklınızda tutmanız gereken birtakım nitel faktörlerden bahsedeceğiz:

 

a) İş modeli

Bir yatırımcı şirketin bilanço tablosuna bakmadan ya da araştırmalarına başlamadan önce son derece basit düşünerek “Bu firma tam olarak ne iş yapar?” diye sormalıdır. Bu sorunun amacı şirketin iş modelini öğrenmek, yani nasıl para kazandığını anlamaktır. Bir şirketin internet sitesine bakarak veya faaliyet raporlarının ilk kısımlarını inceleyerek o firmanın iş modeli hakkında fikir sahibi olabilirsiniz.

Bazen iş modellerini anlamak son derece kolaydır. Örneğin hamburger, patates kızartması, alkolsüz içecek ve salata gibi çeşitli gıda maddeleri satan McDonalds’ı ele alalım. Baktığınızda McDonalds’ın iş modeli oldukça basit görünmektedir ve çoğu kişi şirketin nasıl para kazandığını zorluk çekmeden anlayabilir.

Ancak durum her zaman böyle değildir ve bazı şirketlerin iş modelleri gerçekten alabildiğine karmaşıktır. Karışık iş modellerinin en iyi örneklerinden biri Boston Chicken Inc. diyebiliriz. Söz konusu Boston Chicken, 90’ların başında Wall Street’in en gözde firmalarından biriydi ve hisseleri kapış kapış gidiyordu. Hatta bir noktada şirketin CEO’su, “1969’dan beri yeni kurulup satış rakamları 1 milyar dolara ulaşan ilk fast-food firmasıyız.” diyerek böbürlenmişti.

Ancak ortada çok önemli bir gerçek vardı; Boston Chicken Inc., bu paraları tavuk satarak kazanmıyordu. Şirket franchise veriyor, sonra da telif ücretlerinden ya da bayilerine sağladığı yüksek faizli kredilerden gelir elde ediyordu. Yani Boston Chicken özünde büyük bir franchiselık ağından başka bir şey değildi. Üstüne üstlük firma yönetimi gelirler konusunda son derece agresif bir tutum sergiliyordu. Günün birinde tüm franchiseların para kaybettiği gerçeği su yüzüne çıkınca sistem bir anda darmadağın oldu, şirket de iflasa sürüklendi.

Mutlaka okuyun: İş Modeli Nedir?

 

b) Rekabet avantajı

Yatırımcıların hesaba katmaları gereken unsurlardan biri de rekabet avantajıdır zira tüm şirketlerin uzun vadede başarılı olmaları için rakiplerine karşı üstünlük sağlayıp bunu korumaları gerekir. Örnek verecek olursak Coca-Cola’nın marka bilinirliğinin ve Microsoft’un kişisel bilgisayarlar alanındaki hakimiyetinin bu şirketleri faaliyet gösterdikleri sektörde bir adım ileri çıkardığını ve bu sayede rakiplerini bastırıp saf dışı bıraktığını söyleyebiliriz. Ayrıca rekabet avantajı elde eden şirketlerin hissedarları da yıllar boyunca bu üstünlüğün karşılığını maddi olarak alırlar.

Mutlaka okuyun: Rekabet Avantajı Nedir? Nasıl Sağlanır?

 

c) Yönetim

Orduların zafere ulaşması için iyi ve nitelikli generaller tarafından komuta edilmeleri gerekir. Benzer şekilde şirket yöneticileri de başarılı birer general edasıyla hareket edip finansal başarıya giden yolda firmalarını doğru yönlendirmelidirler. Hatta bazı uzmanlara göre yönetim, şirkete yatırım yapmadan önce incelenmesi gereken ilk ve en önemli unsurdur. Aslına bakarsanız bu yaklaşım son derece mantıklıdır zira gelmiş geçmiş en iyi iş planları bile şirket yöneticileri tarafından doğru biçimde uygulanmazsa firmanın sonu hüsrandır.

Peki sıradan bir yatırımcı, şirketlerin yönetim kademesini nasıl incelemelidir?

Halka açık her şirketin internet sitesinde birtakım kurumsal bilgiler bulunmaktadır. Genellikle sitenin bir köşesinde de şirketteki her yöneticinin eğitimini, çalışma geçmişini ve başarılarını anlatan kısa bir biyografi yer alır. “Ne güzel, aradığımı hemen bulurum o zaman!” mı diyorsunuz? O hâlde yanılıyorsunuz çünkü biz yönetim kademesinin allanmış pullanmış öz geçmişlerini değil, bilakis hem onlar hem de firma hakkındaki karanlık gerçekleri arıyoruz!

Elbette şirketlerin kirli çamaşırlarını ortaya çıkarmanın da yöntemleri var:

 

1. Konferans aramaları

Şirket CEO ve CFO’ları yılın her çeyreğinde konferans aramaları gerçekleştirirler. Bu görüşmelere bazen diğer yöneticiler de katılır. Görüşmelerin ilk kısmında şirketin o çeyrekte elde ettiği finansal sonuçlar ele alınır ancak esas ilginç kısım soru-cevap bölümüdür. Bu aşamada çeşitli analistler de konuşmaya dahil olurlar ve sorularını doğrudan yönetime yönlendirirler. İşte bu noktada yönetimin verdiği cevaplar şirketle ilgili pek çok konuda bilgi sahibi olmanızı sağlayabilir. Lakin soru-cevap kısmını dinlerken esas yapmanız gereken şey, verilen cevapların samimi olup olmadığını anlamaya çalışmaktır. Yöneticiler birer politikacı gibi soruları savuşturmaya mı çalışıyorlar? Yoksa hiç tereddüt etmeden cevapları bir bir sıralıyorlar mı? Bu hususlara mutlaka çok dikkat edin ki kafanızda soru işareti kalmasın.

 

2. Yönetim tartışması ve analizi

Yönetim tartışması ve analizi, şirketlerin yayınladığı yıllık faaliyet raporlarının ilk kısmında yer alır. Teoride yönetim tartışma ve analizlerinin son derece gerçekçi ve apaçık olması gerekir fakat bazen bu alan sadece boş bilgilerle doldurulur, standart metin kalıplarının dışına çıkılmaz. “Peki nelere dikkat edelim?” diyorsanız hemen bir ipucu verelim: Şirketin önceki yıllarda yayınladığı faaliyet raporlarını açın, yönetim tartışması ve analizi kısımlarında neler söylendiğine bakın ve bu seneki bilgilerle karşılaştırın. Neredeyse birebir aynı bilgiler pişirilip pişirilip tekrar mı sunulmuş? Vaat edilen stratejiler uygulamaya konmuş mu? Size tavsiyemiz, mümkünse son beş yılın raporlarını alıp karşılaştırın. İnanın, harcayacağınız zamana değecektir.

 

3. Şirketin hisse dağılımı

Büyük şirketlerin çoğu, yöneticilerine belirli miktarda nakit para, hisse ve birtakım ayrıcalıklar verir. Bu durum bazı sorunlara sebep olsa da yönetici kademesinin aynı zamanda hisse sahibi olması iyiye işarettir diyebiliriz. İdeal durumda şirket kurucusu yani patron hâlâ yönetimin başındadır ve süreçlere bizzat dahil olmaktadır. Bill Gates, Michael Dell ve Warren Buffet bu duruma en iyi örneklerdir.

Yöneticilerin paralarının büyük bir kısmını şirkete yatırdıklarını biliyorsanız içinizi rahat tutabilirsiniz çünkü daha fazla para kazanmak için ellerinden geleni yapıp doğru kararları vereceklerdir. Bunlar dışında yöneticilerin ellerindeki hisseleri satıp satmadığını da öğrenmeniz sizin açınızdan yararlı olacaktır. Kimin ne kadar hisse sattığı bilgisi halka açık olduğundan bu konuda da sorun yaşamazsınız. Kısacası yöneticilerin sözlerine itibar etmeyin, basın karşısında “Her şey yolunda, işler çok iyi gidiyor.” diyorlarsa bile temkinli yaklaşın. Gidip bizzat kimlerin ellerindeki hisseleri satışa çıkardığını bulun. Baktınız, tüm yöneticiler varını yoğunu satmaya mı çalışıyor? O zaman “Bu işte bir terslik var, demek ki durum göründüğü gibi değil.” diyerek o şirketten uzak durun.

 

4. Geçmiş yıllardaki performans

Yönetimin idari becerisini ölçmenin en iyi yollarından biri de şirketin geçmiş yıllarda gösterdiği performansı detaylı biçimde incelemektir. Yukarıda da belirttiğimiz üzere üst düzey yöneticilerin biyografilerini şirketlerin internet sitelerinde bulabilirsiniz. Her ne kadar bunlar biraz allanıp pullansa da yalan bilgi içermez, o yüzden yöneticilerin geçmişte nerelerde çalıştığına dair veriler mutlaka doğrudur. Hemen bu bilgilerden yola çıkarak kendi araştırmanızı yapın ve daha önce çalıştıkları şirketlerde gösterdikleri performansları inceleyin.

 

d) Kurumsal yönetim

Kurumsal yönetim kavramı bir şirketin yönetim, direktör ve hissedar kademeleri arasındaki ilişki ve karşılıklı sorumlulukları belirleyen politikaları ifade eder. Bu politikalar şirket tüzükleri ve yönetmeliklerinde yer alır. Kurumsal yönetim politikalarının amacı yeterli denetim mekanizmalarını sağlamak, etik ve yasa dışı faaliyetlerin yürütülmesini mümkün mertebe imkânsız hâle getirmektir.

 

Temel analiz: Nitel faktörler – Sektör

Her sektör müşteri tabanı, firmalar arası pazar payı, büyüklük, rekabet, yönetmelikler ve iş çevresi açısından ciddi ölçüde farklılıklar göstermektedir. Yatırımcı, sektörün nasıl işlediğini öğrenirse ilgilendiği şirketin finansal anlamda ne durumda olduğu hakkında da bilgi edinebilir.

 

Müşteriler

Bazı şirketler sınırlı bir müşteri tabanıyla çalışır. Bazıları ise milyonlarca farklı müşteriye hitap eder. Genel olarak çok düşük sayıda müşteriyle çalışan şirketlere olumsuz bir gözle bakılır çünkü böyle bir durumda sadece tek bir müşterinin bile kaybedilmesi gelirleri adeta altüst edebilir ve firmayı iflasa sürükleyebilir. Mesela tek müşterisi ABD hükümeti olan, satışının tamamını Amerikan ordusuna yapan bir silah şirketi düşünün. Farz edelim ki günün birinde seçim oldu, hükümet değişti, yeni gelen başkan da “Ben artık bu şirketle yola devam etmiyorum.” dedi. O hâlde ne olacak? Tabii ki şirket yegâne müşterisini yitirecek ve dibi boylayacak. İşte herhangi bir firmaya yatırım yapmadan önce bu durumları da hesaba katmak şarttır.

Mutlaka okuyun: Müşteri Kaybı Nedir? Nasıl Önlenir?

 

Pazar payı

Bir şirketin mevcut pazar payını doğru yorumlarsak o şirketin faaliyetleri hakkında pek çok bilgiye erişebiliriz. Örneğin %85 pazar payına sahip bir şirketin piyasadaki en büyük aktör olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Ayrıca şirketin rakiplerine karşı avantajlı olduğunu, yani hem mevcut zaman diliminde hem de gelecekte kendi çıkarlarını savunacak gücü elinde tuttuğunu da anlarız.

Mutlaka okuyun: Pazar Payı Nedir? Nasıl Artırılır?

 

Sektör büyümesi

Şirketlerin büyüme potansiyellerini incelemenin bir yolu da söz konusu sektördeki müşteri sayısının artıp artmayacağını öğrenmektir. Bu husus bilhassa önemlidir çünkü yeni müşteriler kazanmadan büyümenin tek yolu başka şirketlerin pazar paylarını tırtıklamaktır, bu da oldukça zor ve sancılı bir süreçtir.

 

Rekabet

Sadece rakip sayısını incelemek bile bir şirketin rekabet ortamında ne durumda olduğunu anlamamıza yardımcı olacaktır. Girmesi zor olmayan ve bu yüzden çok sayıda rakibin kol gezdiği sektörlerde pek çok firma ayakta kalmakta zorlanır.

Mutlaka okuyun: Rekabet Analizi Nedir? Nasıl Yapılır?

 

Yönetmelik

Bazı sektörler satılan ürünler ya da sağlanan hizmetlerin niteliğinden ötürü ağır yönetmeliklerin boyunduruğu altındadır. Bu yönetmelikler halk için de büyük önem arz eder ancak esas olarak yatırımcıları ve onların vereceği kararları etkiler. Elektrik, su, doğal gaz gibi kamu hizmetleri veren ve dolayısıyla belirli bir coğrafi bölgede tek güç olarak faaliyet veren şirketlerin ne kadar kâr yapabileceği genellikle devlet tarafından kanunlar ya da yönetmeliklere belirlenir. Anlayacağınız üzere böyle “tekel” şirketler ne kadar büyürse büyüsün elde edebilecekleri kâr miktarı yasal olarak sınırlanmıştır.

 

Temel analiz: Finansal Raporlar

Elinize ilgilendiğiniz şirketin bilançosunu aldınız, bir de baktınız ki binlerce rakam içinde boğuşuyorsunuz! Evet, ilk başta bilançolardaki rakamlar gözünüzü korkutup size “Eyvah!” dedirtebilir ancak bu verileri analiz etmeyi öğrenirseniz bilançolar sizin için adeta birer altın madeni hâline gelir.

 

1- Bilanço tablosu

Yatırımcılar çoğunlukla büyük bir hataya düşerek bilanço tablolarını göz ardı ederler. Gelir ve kazançların cazibesine kapılıp şirketlerin varlıklarıyla borçlarını ikinci plana atma gafletinde bulunurlar. Elbette kazançlar son derece mühimdir fakat bir şirket hakkındaki her ayrıntıyı sadece elde ettiği gelir miktarına bakarak öğrenmemiz mümkün değildir.

Bilanço tablosu, belirli bir zaman diliminde şirketin varlıklarını, borçlarını ve özsermayesini ifade eder. Bilanço tablosu, aşağı verilen formüle dayanarak oluşturulmaktadır:

Varlıklar = borçlar + özkaynaklar (özsermaye)

Varlıklar, bir şirketin sahip olduğu veya kontrol altında tuttuğu kaynakların bütünüdür. Nakit para, envanter, alet-edevat ve binalar gibi unsurlar varlıklar kapsamına girmektedir. Yukarıdaki denklemin sağ tarafında ise şirketin varlıkları elde etmek için kullandığı toplam finansman miktarı yer almaktadır. Finansman, borçlar ya da özsermayenin kullanılmasıyla sağlanır. Şirket, borçlarını eninde sonunda ödemekle yükümlüdür. Özsermaye ise şirket hissedarlarının katkıda bulunduğu toplam para miktarını temsil eder. Dağıtılmamış kâr yani hissedarların hak ettiği hâlde şirket kasasında bıraktığı para miktarı da özsermaye kapsamında değerlendirilir.

 

Şirketin sağlığı ve gidişatı

Bilanço tabloları, deyim yerindeyse bir firmanın sağlığı hakkında bilgiler veren unsurlardır. Şirketin ne kadar varlığı ve borcu olduğunu yatırımcıların gözleri önüne serer. Firmanın sahip olduğu varlıklar ve borçları arasındaki fark da şirketin özsermayesine eşittir. Özsermayeye borsa jargonunda “net varlıklar” ya da “özkaynaklar” olarak da bilinir.

 

Bilanço Tablosunun Ana Üçlüsü:

Varlıklar, borçlar ve özsermaye bilanço tablosunun en temel üç unsurudur diyebiliriz. Bu üç unsur itinayla analiz edilirse şirket hakkında gerçekten çok şey öğrenilebilir.

 

a) Varlıklar

Varlıkları kendi içinde “cari varlıklar” ve “cari olmayan varlıklar” olarak ikiye ayırabiliriz. Cari varlıklar, genellikle 12 aylık zaman dilimlerinde yani bir yıl içerisinde nakde çevrilir. Bilanço tablosunda yer alan en önemli üç cari varlık nakit, envanter ve şirketin alacaklarının toplamıdır. Cari olmayan varlıklar ise “cari varlık” şeklinde sınıflandırılmayan her türlü unsuru kapsar. Çeşitli mülkler, fabrikalar ve bazı ekipmanlar cari olmayan varlıklar olarak sınıflandırılır.

 

b) Borçlar

Borçlar da kendi içinde cari borçlar ve cari olmayan borçlar olarak ikiye ayrılır. Cari borçlar, şirketlerin bir sene içinde ödemekle yükümlü olduğu borçlardır. Örneğin tedarikçilerden mal aldıktan sonra ortaya çıkan borçlar bu kapsamda değerlendirilebilir. Cari olmayan borçlar ise şirketin bir yıl veya uzun daha uzun bir süreçte sahip olduğu borçlara verilen addır. Genellikle cari olmayan borçlar bankalara olan borçları temsil eder. Ayrıca tahvil borçları da bu kapsamdadır.

 

c) Özsermaye

Özkaynak da olarak bilinen özsermaye, hissedarların sahip olduğu serveti ifade eden bir kavramdır. Yukarıda da bahsedildiği üzere özsermaye, toplam varlıklar ile borçlar toplamı arasındaki farka eşittir:

Özsermaye = toplam varlıklar – toplam borçlar

 

2- Gelir tablosu

Bilançoya bakarak bir şirket hakkında bilgi sahibi olabiliriz demiştik. Aynı şekilde gelir tablosunu da inceleyerek şirketin belirli bir zaman dilimindeki performansını değerlendirebiliriz. Yeri gelmişken belirtelim, bilançolar günlük ya da aylık bazda elinize geçebilir ancak gelir tablosu gibi raporlar yalnızca 3 ayda bir ve yıl sonlarında açıklanır.

Bu bölümde şirketlerin faaliyet sonuçlarını açıklarken beyan ettikleri gelir, kazanç ve hisse başı kazanç gibi rakamlar yer alır. Temel olarak gelir tablosu belirli bir zaman diliminde şirketin ne kadar para kazandığını (gelir), ne kadar harcadığını (gider) ve bu iki rakam arasındaki farkı (kâr) ortaya koyar.

 

Gelirin yatırımcılar için önemi:

Gelir, adından da anlaşılacağı üzere gelir tablosunun en net şekilde ifade edilmesi gereken ve önemli bölümüdür. Çoğu zaman şirketin belirli bir zaman diliminde elde ettiği kazanç tek bir sayıyla ifade edilir ancak bazı büyük şirketler gelirlerini iş kolu ya da faaliyet gösterilen coğrafya bazlı olarak da ifade eder.

Bir şirketin kârlılığını arttırmasının en temel yolu hiç şüphesiz satışlardan daha fazla gelir elde etmesidir. Örneğin Starbucks Coffee bu doğrultuda hareket ediyor ve dünyada 20.000 mağaza açmak gibi iddialı bir strateji güderek uzun vadede satışlarını iyice arttırmayı planlıyor. Bugün Starbucks’ı incelediğimizde her daim satışlarını arttırmaya yönelik politikalar izlediğini, bu şekilde de kâr miktarını giderek daha yükseğe çıkardığını görüyoruz.

 

Gider dediğimiz şey nedir?

Gider yani masraf deyince aklımıza pek çok şey gelebilir. Bunlardan en yaygın olanları satılan malların maliyeti ve satış, genel ve yönetim maliyetleridir. Satılan malların maliyeti, şirket gelirlerini en doğrudan etkileyen masraf türüdür. Bu kavram, adından da anlaşılacağı üzere bir şirket tarafından satılan mal ya da sağlanan hizmetlerin üretim veya satın alma maliyetlerini ifade eder. Mesela ABD’nin en büyük perakende zinciri Wal-Mart’ın bir paket sabun için tedarikçisine 4 dolar ödediğini farz edelim. Wal-Mart’ın sonra da bu ürünü müşterilere 5 dolara sattığını düşünelim. Bu durumda Wal-Mart’ın sabunlardaki maliyeti kutu başına 4 dolardır diyebiliriz.

Satış, genel ve yönetim maliyetleri ise pazarlama, maaş, kamu hizmetleri faturaları gibi diğer unsurlar için yapılan harcamaları temsil eder. Büyük firmaların Ar-Ge alanında yaptığı harcamalar da bu kapsamda değerlendirilmektedir.

Kar = Gelir – Gider

Kâr dediğimiz şey en basit tabiriyle gelirler ile giderler arasındaki farka eşittir. Lakin yatırımcılar şirketin performansını ölçmek için birtakım alt kâr kategorilerini de itinayla incelerler. Gayrisafi kâr, elde edilen gelirlerden satış maliyetlerinin çıkarılmasıyla hesaplanır. Yine Wal-Mart’tan bahsedecek olursak sabun satışından elde edilen gayrisafi kârın 1 dolar olduğunu söyleyebiliriz.

 

Nakit akış tablosu

Nakit akış tablosu, çeyreklik ya da yıllık bazda bir şirkete ne kadar nakit girdiğini ve buna karşılık firma hesaplarından ne kadar nakit çıktığını ortaya koyan bir mali bildirimdir. Genellikle nakit akış tabloları aşağıda bahsi geçen nakitle alakalı faaliyetler hakkında bilgi içerir:

İşletme faaliyetlerinden gelen nakit akışı: Günlük faaliyetler sonucu elde edilen nakit miktarı

Yatırım faaliyetlerinden gelen nakit akışı: Varlıklara yapılan yatırımlardan ve hizmet, ekipman ya da uzun vadeli varlıkların satışından elde edilen nakit miktarı

Finansmandan gelen nakit akışı: Çeşitli fonlar alınması ya da satılması ile gelen nakit miktarı

İlk bakışta gelir tablosuyla aynı özelliklere sahipmiş izlenimi verdiği için çaylak yatırımcıların kafalarını karıştırabilir. Ancak bu ikisi arasında muazzam bir fark vardır.

“Peki neymiş o fark?” diye meraklandıysanız hemen cevabı verelim: Tahakkuk muhasebesi. Tahakkuk muhasebesiyle ilgili beyanlar nakit akış tablosunda bulunmaz fakat gelir tablosunda mutlaka yer almalıdır. Tahakkuk muhasebesi gereğince şirketler hem gelir hem de giderlerini kayıt altına almak durumundadır. Ancak bu zorunluluk nakit akışları için geçerli değildir. Öte yandan, gelir tablosu yine nakit akışı tablosunun aksine nakit cinsinden olmayan gelir ve giderleri de içerir.

Konuya bir de şuradan bakalım: Gelir tablosunda net gelir 10 dolar şeklinde beyan edilmiş olabilir. Ancak bu, bilançodaki nakit miktarının 10 dolar artacağı anlamına gelmez. Bununla birlikte nakit akış tablosunun en alt kısmında firmaya giren net nakit miktarı 10 dolar olarak belirtilmişse bu bilgi kesinlikle doğrudur. Yani firmanın hesabına 10 dolarlık nakit girmiştir. Başka bir deyişle şirket, bir önceki mali döneme kıyasla 10 dolar daha fazla nakit elde etmiş demektir. Yeri gelmişken hepimizin zaman zaman duyduğu “faaliyetlerden elde edilen net nakit miktarı” kavramına da şöyle bir değinelim. Bu kavram, şirketin yürüttüğü çeşitli operasyonlar sonucu elde ettiği “gerçek” nakit kârını ifade eder. Dolayısıyla her yatırımcının hesaba katması gereken kritik bir unsur olarak kabul edilir.

Nakit akış tablosu firmaların ne kadar nakit elde ettiğini gösterdiği için yatırımcılara yol gösterir, verecekleri her türlü karara ışık tutar. Şirketin faaliyetleri sonucu doğan masrafları nasıl karşıladığını ve gelecekte büyümeyi nasıl sağlayacağını anlamamıza da yardımcı olur.

Daha önce de vurguladık ancak tekrardan altını çizmekte fayda var; bir yatırıma girişmeden önce dikkatle incelememiz gereken şeylerden biri şirketlerin nakit elde edebilme kapasiteleridir. Şirket gelir tablosunda kâr açıkladı diye “İyi o zaman, ileride nakit sıkıntısı çekmez.” şeklinde bir çıkarımda bulunmamalıyız. Elbette sadece kısa vade odaklı da düşünmemeliyiz; nakit akış tablosunu didik didik incelersek o şirketin gelecekte de nasıl bir gidişata sahip olacağını az çok kestirebilir, bu doğrultuda en mantıklı kararları alabiliriz.

Temel analiz: Finansal tablolarda yer alan diğer önemli kısımlar

Yönetim tartışması ve analizi

Bilançoların ilk kısmında şirketin bir önceki yıl ya da çeyrekteki performansı ele alınır ve firmanın geçmişi hakkında bazı temel bilgiler verilir. Finansal belgelerdeki bu kısım yönetim tartışması ve analizi olarak adlandırılır. Yönetim tartışma ve analizleri yatırımcılara şirket hakkında net bilgiler vermekle kalmaz, aynı zamanda firmanın hangi alanlarda iyi bir performans sergilediğini de gözler önüne serer.

 

Denetçi raporu

Denetçilerin görevi, şirketlerin bilançolarının doğru olup olmadığını belirtmek ve yatırımcılara ne düzeyde yeterli bilgi sunulduğunu ortaya koymaktır. “Bağımsız muhasebeci raporu” olarak da bilinen denetçi raporlarının temel amacı tam olarak budur.
Yasa gereği hisseleri borsada işlem gören halka açık her şirket, yayınladığı yıllık faaliyet raporlarını bir yeminli mali müşavirlik firması tarafından denetlettirmekle yükümlüdür. Denetçi raporunda şirket derinlemesine incelenir ve bilançoların doğruluğunu etkileyen her türlü unsur tespit edilir.

 

Bağımsız denetçi raporu

Standart bir denetçi raporu genellikle üç paragraftan meydana gelir ve aşağıdaki sırayla hazırlanır:

1. Paragraf
Denetçinin ve şirket yöneticilerinin sorumlulukları açıklanır, bilançoların incelemeye tabi tutulan bölümleri listelenir.

2. Paragraf
Genel kabul görmüş muhasebe ilkelerinin inceleme kapsamında nasıl uygulandığı açıklanır ve şirketin değerlendirmeye tabi tutulan faaliyet alanları hakkında bilgi verilir.

3. Paragraf
Denetçinin incelemeye tabi tutulan bilançolar hakkındaki görüşleri bildirilir. Bu kısımda sadece öznel düşünceler yer almakta olup doğruluk ve kesinlik garantisi verilmez.

 

Sonuç

Bir şirkete yatırım yapmayı düşünüyorsanız mutlaka o şirketin tam olarak ne işle meşgul olduğunu öğrenmeli, faaliyet gösterdiği pazar ve sektör hakkında sağlam bilgiler edinmelisiniz. Asla ama asla önünüzü görmeden yani yetersiz bilgilerle yola çıkarak yatırım yapmamalısınız.
Herhangi bir yatırımcının şirketlerle ilgili araştırma yaparken bakması gereken en önemli alanlardan biri bilançolardır. Bu mali beyanların her bölümünü anlayıp özümsemek, sonra da doğru çıkarımlarda bulunarak mantıklı yatırım kararları vermek gerekir.

Şimdi lafı daha fazla uzatmayalım ve bu uzun yazımız boyunca bahsettiğimiz hususları maddeler halinde tekrar gözden geçirelim:
Mali raporların hazırlanıp yayınlanması yasalarla zorunlu kılınmıştır. Mali raporlar, hem üç aylık periyotlarla hem de yıl sonlarında yayınlanır.

Yönetim tartışması ve analizi, şirketlerin ne tür işlerle meşgul olduğuna dair yatırımcılara kapsamlı bilgi sunar ve firmaların hangi alanlarda başarılı olduğunu belirtir.

Bilirkişiler tarafından denetlenen mali raporlar, denetlenmemiş raporlara göre çok daha güvenilirdir ve tarafsız bilgiler içerir.

Bilanço tablosu bir şirkete ait tüm varlıkları, borçları ve özkaynakları gözler önüne serer.

Tüm bilanço tabloları için şu formül geçerlidir: varlıklar = borçlar + özkaynaklar (özsermaye). Denklemin iki tarafının her zaman birbirine eşit olması gerektiğini sakın unutmayın.

Gelir tablosunda masraf, gelir ve hisse başına kazanç gibi veriler yer alır.

Gelir tablosu, “değer kaybı” gibi birtakım gayrinakdi finansal unsurları da içerir.

Nakit akış tablosu, hiçbir gayrinakdi unsur içermez ve şirketin gerçekte ne kadar para kazandığını doğru biçimde ifade eder.

Nakit akış tablosu faaliyetlerden elde edilen nakit, finansmandan elde edilen nakit ve yatırımdan elde edilen nakit olmak üzere üç kısımdan meydana gelir.

Mali raporların alt kısımlarında yer alan notlar mutlaka okunmalı, asla göz ardı edilmemelidir zira söz konusu notlar, finansal bildirilerde yatırımcıların dikkatine sunulan veriler hakkında detaylı bilgiler içermektedir.

 

İlginizi çekebilir

Teknik Analiz Nedir? Nasıl Yapılır?
Borsadan Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.