Zihinsel Modeller ile Akıllı Kararlar Vermek

Bu yazı zihinsel model kavramını mercek altına almaktadır. Okumayı bitirdiğinizde eskisinden çok daha farklı şekillerde düşünebildiğinizi, zekice ya da isabetli kararlar alabildiğinizi, daha az hata yapıp çok daha iyi sonuçlara ulaşabildiğinizi fark edeceksiniz.

Yazımızda şu konu başlıklarına değineceğiz:

  • Zihinsel Model Nedir?
  • Farklı Düşünmeyi Öğrenin.
  • Zihinsel Model Kafesleri Oluşturun.
  • Zihinsel Modeller Nelerdir?
  • Genel Düşünce Modelleri
  • Fizik ve Kimya
  • Biyoloji
  • Sistemler
  • Matematiksel Beceri/Aritmetik
  • Mikro Ekonomi
  • Ordu ve Savaş
  • İnsan Doğası ve Muhakeme

 

Zihinsel Model Nedir?

Zihinsel modeller dünyayı algılayış şeklimizi ifade eder. Aynı zamanda kurduğumuz bağlantıları ve karşılaştığımız fırsatları da şekillendirirler. Zihinsel modeller, karmaşık olanı nasıl basitleştirdiğimizi, bazı şeylerle niçin diğerlerinden daha güçlü bir bağ kurabildiğimizi veya nasıl akıl yürüttüğümüzü de gözler önüne sererler.

Basitçe ifade etmek gerekirse zihinsel model, bir şeyin nasıl işlediğinin/çalıştığının betimlenmesidir. Algıladığımız dünyaya ilişkin tüm bu karmaşık detayları aklımızda tutamayız, işleri biraz daha basitleştirmek adına anlaşılabilir ve düzenlenebilir parçalardan oluşan bu zihinsel modelleri kullanırız. Dolayısıyla zihinsel modeller dünyayı yorumlamamıza ve gördüklerimiz arasındaki ilişkiyi anlamlandırmamıza yardımcı olmak adına zihnimizde taşıdığınız bir kavramı, algı çerçevesini veya dünya görüşünü ifade edebilir.

 

Farklı Düşünmeyi Öğrenin.

Düşünce kalitesi, kafanızdaki zihinsel modeller ve bu modellerin mevcut durumdaki yararlılıklarıyla doğru orantılıdır. Ne denli çok zihinsel modele sahip olursanız, yaratıcılık kutunuz o denli büyür ve gerçekliği görmek adına en doğru modellere sahip olma olasılığınız o derece artar. Söz konusu olan karar verme yeteneğinizi geliştirmek olduğunda çeşitlilik büyük bir önem arz eder.

Neyse ki çoğumuz bu çeşitliliği sağlama konusunda çok geçmeden uzmanlık kazanırız. Zihinsel modellere hapsolmak yerine, kendi disiplinimizi yaratırız. Çünkü her uzman farklı şeyler görür. Mühendislerin bir konuyu genel bir sistem çerçevesinde değerlendireceği varsayılır. Bir psikolog konuyu teşvikler açısından düşünecektir. Bir biyolog ise aynı konuyu/durumu evrimsel açıdan değerlendirir. Anlayacağınız, farklı disiplinleri birleştirerek herhangi bir probleme ilişkin üç boyutlu bir bakış açısı geliştirmek mümkündür. Eğer soruna yalnızca tek bir açıdan bakıyorsak, kör noktamızın olması muhtemeldir. Ve bu kör nokta nihayetinde bizi yok edebilir.

Peki, daha farklı düşünmenin yolu nedir? Bir botanikçi ormana baktığında ekosisteme odaklanır, ancak bir çevreci aynı ormanda iklim değişikliğinin etkilerini, bir orman mühendisi ağaçların büyüme oranını, bir iş insanı ise arazinin değerini görür. Hiçbiri yanlış değildir, ama hiçbiri ormanı genel hatlarıyla tanımlamaz. Bilgiyi paylaşmak veya farklı disiplinlerin temellerine ilişkin fikir edinmek söz konusu ormanı değerlendirme sürecinde çok daha isabetli başlangıç kararları almanızı sağlayacak ve geniş kapsamlı bir kavrayış geliştirmenize yardımcı olacaktır.

1990’larda yaptığı ünlü bir konuşmada esnasında başarılı yatırımcı Charlie Munger zihinsel modeller üzerinden bilgelik kazanmayı şu sözlerle özetlemiştir:

“Bilgelik kazanmanın ilk kuralı şudur: Yalnızca izole edilmiş gerçekleri hatırlar, deneyimler ve zihninize geri çağırırsanız hiçbir şey öğrenemezsiniz. Şayet gerçekler birbirine teorik bir ağ/kafes sistemi (latticework-kafes anlamına gelir) ile bağlı değilse onları kullanılabilir bir formda elde etmeniz mümkün değildir. Zihninizde farklı modeller barındırmalı ve deneyimlerinizi hem direkt hem de dolaylı yollardan bu zihinsel ağlara yönlendirmelisiniz. Çevrenizde öğrendiklerini hatırlamaya çalışan ya da hatırladıkları üzerinden ağır adımlarla ilerleyen öğrenciler olduğunu fark etmiş olabilirsiniz. Maalesef bu tarz kişiler okulda da hayatta da başarısız olurlar. Bu nedenle, deneyimlerinizi kafanızdaki zihinsel model ağları üzerine inşa etmeye odaklanmalısınız. ”

Edineceğiniz bu deneyimler başlangıç noktanızı oluşturmalıdır. Öğrendiklerinizi sağlam bir temele oturtabildiğiniz vakit tüm bu bilgi birikiminin birbiriyle nasıl bir uyum içinde oldukları konusunda da fikir sahibi olur, böylece zihinsel bağlantıları daha da güçlendirir ve nihayetinde örümcek ağı benzeri bir yapı oluşturursunuz.

 

Zihinsel Kafes Sistemi Oluşturun.

Çok daha isabetli ve sağduyulu kararlar verebilmeniz için kendinize has kafes sistemini oluşturmanıza yardımcı olacak en faydalı zihinsel modellerin bir listesini yaptık.

Unutmayın, zihinsel kafes oluşturmak yaşam boyu sürecek bir projedir. Bu uygulamaya ne denli riayet ederseniz, gerçekliği anlama, her daim iyi kararlar verme ve sevdiklerinize/başkalarına yardım etme yetenekleriniz o denli gelişecektir.

 

Zihinsel Modeller Nelerdir?

a) Genel Düşünce Modelleri:

1) Harita Arazinin Kendisi Değildir.

Amerikalı bilim adamı ve düşünür Alfred Korzybski tarafından 1931 yılında ortaya atılan bu zihinsel model, herkesin farklı bir zihin haritasına sahip olduğunu vurgular. Yani, her bireyin bir olayı, kişiyi veya nesneyi algılayış şekli kendisine özgüdür.

İnsanlar yaşadıkları dünyaya ilişkin ” gerçeğin ” yalnızca bir kısmını algılayabilirler. Ve algılarımız sayesinde dışarıdan gelen ve zihin filtremizden geçen verilere her geçen gün bir yenisini daha ekler, kendi gerçeğimizi yaratırız.

Yani, arazi tüm gerçekleriyle gözümüzün önüne serilen dış dünyadır; harita ise beynimizin dış dünyadan edindiği verilerden oluşturduğumuz kişisel gerçekliği temsil eder. Haritalar gerçeği olduğu gibi yansıtamaz. En iyi haritalar dahi mükemmel değildir. Çünkü temsil ettikleri şeyin küçültülmüş bir versiyonunu oluştururlar. Bir harita bir bölgeyi mükemmel şekilde yansıtabilseydi, küçültülemez dolayısıyla da bizim için kullanışlı bir araca dönüşemezdi. Bahsi geçen haritanın artık var olmayan belirli bir zamana ait bir izdüşüm olabileceği gerçeğinin de farkında olmalısınız. Sorunlar üzerine etraflıca düşünmek ve çok daha iyi/isabetli kararlar vermek için bu gerçeği akılda tutmanız önemlidir.

 

2) Yeterlilik Çemberi

Hayatımızın kontrolünü yetkinliklerimizin değil de egomuzun eline verdiğimiz vakit kör noktaların oluşması kaçınılmazdır. Nelerden anladığınızı iyi bildiğinizde ise başkalarına kıyasla üstün olduğunuz şeylerin neler olduğunu çok daha kolay tespit edebilirsiniz. Eksiklikleriniz konusunda dürüst bir tavır sergilerseniz, hangi konularda savunmasız olduğunuzu ya da hangi açılardan kendinizi geliştirmeniz gerekeceğini de bilirsiniz. Yetkinlik çemberinizin farkında olmanız alacağınız kararları ve bu kararların olası sonuçlarını çok daha etkili hale getirecektir. Warren Buffett’ın da dediği gibi “Herkesin farklı bir yeterlilik çemberi vardır. Önemli olan çemberin ne kadar büyük olduğu değil, çemberin içinde kalmayı başarmaktır.”

 

3) Düşünmenin Öncü Prensipleri İlkesi

Bu ilke, tersine mühendislik gerektiren karmaşık durumları ve yaratıcı olasılıkları ortaya çıkarmanın en iyi yollarından birini oluşturur. Kimi zaman öncü ilkeler üzerinden akıl yürütme olarak da ifade edilen bu model, karmaşık sorunları temel fikir veya gerçekleri baz alan varsayımlardan ayırmak suretiyle netleştirmenize yardımcı olacak bir araçtır. Bu ayrıştırma sonrası konunun “esas”ına ulaşırsınız. Bir şeyin öncü prensiplerine vakıf olduğunuzda geri kalanı mevcut bilgileriniz çerçevesinde oluşturabilir, yaratıcı yeni fikirlere imza atabilirsiniz.

 

4) Düşünce Deneyi

Gerçekte yapamayacak olsak dahi bilimsel hipotezlerin ve teorilerin ortaya koyacağı sonuçları, yani olması beklenen olayları/durumları canlandırma sürecine düşünce deneyi adı verilir.

Düşünce deneyleri “düşüncenin doğasını araştırmak için kullanılan hayal gücü aygıtları” olarak da tanımlanabilir. Felsefe ve fizik gibi çoğu disiplin bilineni incelemek adına düşünce deneylerinden yararlanır. Bu sayede, araştırma ve keşif sürecine yön verecek yepyeni yollar bulabilirler. Düşünce deneyleri güçlü bir zihin modeli olarak kabul edilir çünkü hatalarımızdan ders çıkarmamıza ve gelecekte benzer hatalara düşmekten kaçınmamıza yardımcı olurlar. İmkansıza odaklanmamıza, eylemlerimizin potansiyel sonuçlarını değerlendirmemize ve daha iyi kararlar almak adına geçmiş deneyimlerimizi yeniden mercek altına almamıza izin verirler. Hem gerçekten ne istediğimizi hem de bu noktaya ulaşmanın en iyi yolunu bulmamızı sağlarlar.

 

5) İkinci Dereceden Düşünme

Hemen herkes eylemlerinin anlık sonucunu tahmin edebilir. Bu, birinci dereceden düşünmedir. Üstelik çok daha kolay ve güvenli olup diğer herkesle aynı sonuçları almanızı sağlamanın da en garantili yolunu sunarlar. İkinci derece düşünme ise ileriye dönük ve bütünsel bir düşünme sürecini ifade eder. Yalnızca eylemlerimizi ve bu eylemlerin anlık sonuçlarını değil, aynı zamanda bu eylemlerin uzun dönem etkilerini de dikkate almamızı gerektirir. İkinci ve üçüncü dereceden etkileri dikkate almak konusunda ihmalkar davranmak felakete yol açabilir.

 

6) Olasılıksal Düşünme

Olasılıksal düşünme, matematiksel ve mantıksal araçları kullanarak belirli bir sonucun gerçekleşme olasılığını tahmin etmeye çalışmaktır. Kararlarımızın doğruluğunu artırmak adına geliştirmemiz gereken en işlevsel zihinsel modellerden biri de budur. Her anımızın sonsuz bir karmaşalar dizisinden ibaret olabildiği günümüz dünyasında bu türden bir zihinsel model kullanmakla en olası sonuçları belirlemiş oluruz. Olasılıklardan haberdar olduğumuzda kararlarımızın çok daha kesin ve etkili olması muhtemeldir.

  • Şişman Kuyruk Dağılım İşlemleri

Olasılık teorisine göre bir süreç normal bir dağılıma sahipmiş gibi görünse de büyük bir “kuyruğa” sahip olabilir- bu, normal şartlarda gerçekleşmesi uzak ihtimal olan olayların yaşanma olasılığının gerçek bir normal dağılımdan çok daha yüksek olacağı anlamına gelir. Bir strateji veya süreç şişman kuyruğun negatif tarafında yer aldığında normal dağılıma kıyasla daha riskli sonuçlar söz konusudur, pozitif tarafta yer aldığı durumda ise çok daha karlı bir sona ulaşmak mümkündür. Bireyin sosyal dünyasının da normal dağılıma göre değil, şişman kuyruklu dağılıma bağlı olarak değerlendirilmesi gerektiği söylenir.

  • Bayes Yöntemi

Bayes yöntemi, bir olayın meydana gelme olasılığının, olaya yönelik ek bilgi edinilmesi halinde nasıl değişeceğini gösteren teoremdir. Adını İngiliz matematikçi Thomas Bayes’den alan bu yöntem, içinde bulunduğumuz deterministik(belirleyici)olmayan dünya göz önüne alındığında bilhassa verimli olacaktır: Yöntem, en iyi kararları almak adına elimizdeki mevcut olasılıklar ile yeni bilgileri harmanlamamız gerektiğini savunur. Ancak, bu her daim sezgilerimize güvenmemiz gerektiği anlamına gelmez.

 

7) İnversiyon(Tersine Düşünme)

İnversiyon, düşüncelerinizi geliştirmede kullanabileceğimiz güçlü bir araçtır çünkü başarımızın önündeki engelleri belirlememize ve ortadan kaldırmamıza yardımcı olur. İnversiyon kelimesinin Türkçe karşılığı “ters çevirme” dir, bu da bir şeyi yukarı veya aşağı doğru çevirmek anlamına gelir. Zihinsel bir model olarak ise bir duruma/olguya doğal başlangıç ​​noktasının tam aksi yönünden yaklaşmayı ifade eder. Çoğumuz bir sorunu tek bir bakış açısı ile düşünme eğiliminde oluruz, bu da ileriye dönük düşünmedir. İnversiyon, sorunu tersine çevirmemize ve geriye dönük bir düşünce yapısı geliştirmemize olanak tanır. Baştan başlamak iyidir, ancak kimi zaman sondan başlamak çok daha yararlı olabilir.

 

8) Occam’ın Usturası

Vikipedi, Occam’ın Usturası kavramını “her şeyin birbirine eşit olduğu bir ortamda, en basit açıklama doğruya en yatkın olandır” felsefesi üzerinde şekillenen bir teori olarak tanımlar.

Yani basit açıklamaların doğru olma olasılığı karmaşık olanlardan çok daha yüksektir. Bu fikir, klasik bir mantık/problem çözme prensibi olan Occam’ın Usturası teorisinin özünü oluşturur. Zamanınızı karmaşık senaryoları çürütmeye çalışmaya harcamaktansa en az genel geçer olanı baz almanızı ve açıklamanızı bu gerçeğe dayandırıp çok daha isabetli kararlar almanızı öğütler.

 

9) Hanlon’un Usturası

Kökenine dair somut bir bilginin olmadığı Hanlon’un Usturası, aptallıkla layıkıyla açıklanabilecek bir şeyi asla kötü niyete bağlamamak gerektiğini iddia eden bir teoridir. Karmaşalarıyla ünlü günümüz dünyasında bu modeli kullanmamız paranoya ve ideolojilerin tuzağından kaçınmamıza yardımcı olur. Kötü senaryoların kötü aktörlerden kaynaklandığı düşüncesine saplanıp kalmak ve bu yüzden eldeki fırsatı kaçırmak yerine farklı seçenekler arayışına gireriz. Bu zihinsel model bize herkesin hata yapabileceği gerçeğini hatırlatır. Olayların makul ancak farklı bir açıklaması olup olmadığını sorgulamamızı talep eder. Doğru olma olasılığı en yüksek olan açıklamanın en az niyet içeren olduğunu vurgular.

 

b) Fizik ve Kimya:

1) Görelilik

Görelilik, fizik dünyası içinde çeşitli bağlamlarda kullanılmıştır, düşüncelerimiz üzerindeki rolü ise bir gözlemcinin bizzat parçası olduğu bir sistemi gerçekten anlayamayacağı fikrinden doğar. Örneğin, bir uçağın içindeki kişi hareket ediyormuş gibi hissetmez, ancak dışarıdaki bir gözlemci hareketin gerçekleştiğini görebilir. Bu görelilik biçimi sosyal sistemleri de benzer şekilde etkileme eğilimindedir.

 

2) Karşılıklılık

Fizik kurallarına göre bir duvara kuvvet uygularsam, duvar da beni eşit derecede bir kuvvetle geri itecektir. Biyolojik bir sistemde bir birey diğerine göre hareket ettiğinde nihayetinde meydana gelen eylemler de bir tür karşılıklılık içerecektir. Ve insan davranışı karşılıklılık ilkesinin yoğunluğuna göre şekillenir.

Mutlaka okuyun: Karşılıklılık İlkesi Nedir? Nasıl Kullanılır?

 

3) Termodinamik

Termodinamik ısı, sıcaklık ve enerji arasındaki ilişki ve bu enerji sayesinde yapılacak işler ile ilgilenen bilim dalıdır. Termodinamik yasaları enerjiyi kapalı bir sistem olarak tanımlar. Yasaları kaçınılmazdır ve fiziksel dünyanın temelini oluşturur. Termodinamik yasaları kullanılabilir enerjinin sürekli kaybolduğu ve alternatif bir enerjinin yaratılamadığı veya yok edilemediği bir dünyayı tanımlar. Termodinamik yasalarından çıkarılacak dersleri toplumsal alana uyarlama fikri girişimciler için karlı girişimlerin kapısını aralayacaktır.

 

4) Atalet/Eylemsizlik

Eylemsizlik, cisimlerin mevcut hareket durumlarını korumaya olan eğilimlerini ifade eder. Duran bir cisim durmayı sürdürmek ister. Hareket halindeki bir cisim ise benzer şekilde hareket etmeyi arzular.

Belirli bir vektörle hareket eden bir nesne farklı bir yöne doğru harekete zorlanmadıkça aynı yönde hareket etmeyi sürdürür. Bu, fizikte hareketin temel ilkesi olarak kabul edilir; ancak, bireyler, sistemler ve kuruluşlar üzerinde de aynı etkiyi görmek mümkündür. Eylemsizlik enerji kullanımını en aza indirmelerine izin verir, ancak bunu yaparken onları yok olma veya yıpranma tehlikesi ile karşı karşıya bırakabilir.

 

5) Sürtünme ve Viskozite

Sürtünme ve viskozite harekete karşı çıkan yani onları zorlaştıran kuvvetleri ifade eder. Sürtünme, birbirine temas eden iki yüzeyin nispi kayma hareketine karşılık gelen kuvveti, viskozite ise sıvıların harekete karşı direncini tanımlar, yani bir sıvının diğerinin üzerinde kayma(akışkanlığını/kayma gerilimini)derecesini ölçer. Yüksek viskozite, çok daha yüksek seviyeli bir dirence yol açar. Bu iki kavram bize çevremizin eylemlerimizi nasıl engelleyebileceği hakkında çok şey öğretmektedir.

 

6) Hız

Hız ile sürat aynı şeyi ifade etmez ve çoğu zaman karıştırılırlar. Hız da sürat da bir vektördür. Hız bir cismin hareket durumudur, bir şeyin bir yere ne kadar hızlı ulaştığını ifade eder(yani birim zamandaki yer değiştirmeyi) ve sürate eklenen artı bir vektördür. Hareketli bir şeyin birim zamanda aldığı yola ise sürat denir. İki adım ileri gittikten sonra iki adım geri hareket eden bir nesne belirli bir süratle hareket eder, ancak herhangi bir hız göstermez. Hız ile sürat ikilisi arasındaki bu kritik ayrımın gündelik hayatta da dikkate alınması gerekir.

Mutlaka okuyun: Girişimcilikte Hızlı Hareket Etmenin Önemi

 

7) Kaldıraç

Dünya genelindeki mühendislik harikalarının çoğu denge prensibinin bir parçası olan kaldıraç kullanımı sayesinde başarılmıştır. Kaldıraç Kanununun mucidi Arşimet’in de belirttiği gibi  “Bana yeterince uzun bir kaldıraç ve sağlam bir dayanak noktası verin, dünyayı yerinden oynatayım.” Bir kaldıraç sayesinde uygulayacağınız düşük miktarda bir giriş kuvveti ile dahi büyük bir çıkış kuvveti oluşturmanız mümkündür. Az çaba ile çok iş yapmaya ve dayanak noktası oluşturmaya yönelik bu zihinsel modeli içinde yaşadığımız dünyaya nasıl uyarlayabileceğinizi anlamanız büyük bir avantaj sağlayacaktır.

 

8) Aktivasyon Enerjisi

Aktivasyon enerjisi, kimyasal bir tepkimenin gerçekleşebilmesi için aşılması gereken enerji değerini ifade eder. Ateş, karbon ve oksijenin birleşiminden başka bir şey değildir, ancak dünyadaki ormanlar ve kömür madenleri istediğimiz an alev almaz, zira bu kimyasal reaksiyonu elde etmek için kritik bir “aktivasyon enerjisi” gerekir. İki yanıcı elementin bir araya gelmesi tek başına yeterli değildir.

 

9) Katalizörler

Bir katalizör kimyasal tepkimeyi başlatabilir veya sürdürebilir, ancak kendisi reaktif/tepkime eğilimli değildir. Reaksiyon, katalizörler olmaksızın yavaşlayabilir veya tamamen durabilir. Sosyal sistemler de katalizörlere ihtiyaç duyulur.

 

10) Alaşım

Alaşım, bir metal elementin en az bir başka element birleşmesiyle oluşan homojen karışımıdır. Farklı elementleri birleştirdiğimizde yeni maddeler yaratırız. Bu büyük bir sürpriz değildir, ancak bu işin şaşırtıcı kısmı ise alaşım söz konusu olduğunda 2 + 2’nin kimi zaman 4’e değil 6’ya eşit olabileceği gerçeğidir – elde edilen alaşım hayal ettiğimizden çok daha güçlü bir madde yaratabilir. Alaşım süreci bizi devasa boyutlu fiziksel nesneler tasarlamaya yönlendirir, ancak aynı kurallar soyut kavramlar için de geçerlidir; sosyal sistemler hatta bireyler de doğru unsurların kusursuz bir kombinasyonunu gerçekleştirdikleri vakit tıpkı alaşımlamaya benzer bir “2 + 2 = 6” etkisi yaratabilirler.

 

c) Biyoloji:

1) Evrim Teorisi: Doğal Seçilim ve Yok Olma

Doğal seçilim/seleksiyon, belirli bir türde dış çevreye uyum konusunda çok daha elverişli özelliklere sahip organizmaların olmayanlara kıyasla yaşama ve üreme şanslarının yüksek olması ve bunun sonucu olarak genlerini yeni kuşaklara aktarabilmeleri yoluyla işleyen evrimsel mekanizmadır. Doğal seçilimle evrime dair teori bir zamanlar “herkesin sahip olduğu en büyük fikir” olarak anılıyordu. 19. yüzyılda Charles Darwin ve Alfred Russel Wallace türlerin rastgele mutasyon ve diferansiyel(farklılık gösteren)yaşam oranları ile evrimleştiğini fark ettiler. Hayvan yetiştiriciliğindeki insan müdahalesini bir çeşit “yapay seleksiyon” örneği olarak değerlendirirsek Doğa Ana’nın belirli bir mutasyonun başarısına ya da başarısızlığına karar verici yani “doğal seleksiyon”u belirleyici güç olduğunu düşünebiliriz. İş hayatı söz konusu olduğunda da hayatta kalmak için en elverişli şartlara sahip olanların korunacağı bir gerçektir. Ancak, günün birinde bu koşulların değişebileceği unutulmamalıdır.

 

2) Evrim Teorisi: Adaptasyon ve Kırmızı Kraliçe Etkisi

Kalıtsal ve çevresel faktörlerin birleşimi göz önüne alındığında türler hayatta kalmak için çevrelerine uyum sağlama eğiliminde olurlar – ve bu kaçınılmaz bir kombinasyondur. Ancak, bireyin yaşamındaki adaptasyonlar, bir zamanlar iddia edildiği gibi genetik kodlarla aktarılmaz: Türlerin en güçlü örnekleri ortalamanın üzerinde bir oranda çoğaldığından tür popülasyonları evrim sürecine doğal seçilim yoluyla uyum sağlar.

Doğal seçilime göre gerçekleşen bu evrim modeli, sınırlı kaynaklar için yarışan türler arasında amansız bir yarışa da yol açar. Türlerden biri avantajlı bir adaptasyon geliştirdiği vakit rakip bir türün de aynı şeyi yapması beklenir, aksi taktirde başarısız olup yok olacaktır. Yalnızca ayakta kalabilmekle yetinmek geride kalmak anlamına gelebilir. Türler arası bu yarışa Alice Harikalar Diyarındaki kraliçeden esinlenilerek “Kraliçe Efekti” adı verilmiştir. Hikayede Kraliçe uzun zamandır koşan ancak hep aynı ağacın altında olduğunu fark eden Alice’e “Sadece bulunduğun yeri koruyabilmen için olabildiğince hızlı koşman gerekiyor. Şayet başka bir yere gitmek istiyorsan hızını en az iki misli artırmalısın” der. Çünkü evrimsel bir sistemin, onunla aynı zamanda evrim geçiren diğer sistemlere kıyasla sağlıklı kalabilmesi için sürekli bir gelişim içinde olması gerekir.

Mutlaka okuyun: Girişimciler, Değişimlere Karşı Nasıl Dayanıklı Olabilir?

 

3) Ekosistemler

Ekosistem, tabiatta bir arada yaşayan herhangi bir organizma grubunu tanımlar. Çoğu ekosistem hayatta kalmaya ilişkin farklı yaklaşımlar benimsemiş çeşitli yaşam biçimlerini barındırır ve bu eğilimler aynı zamanda değişen davranışlara da yol açar. Sosyal sistemleri de tıpkı fiziksel ekosisteme benzer bir bakış açısıyla değerlendirebilir, tamamıyla aynı sonuçlara ulaşabiliriz.

 

4) Nişler

Çoğu organizma kendisine uygun bir niş bulur. Niş burada organizmanın hayatta kalmak için kullandığı kendine has rekabet yöntemi ile davranış eğilimlerini ifade eder. Genellikle de en kolay adapte olunacak niş seçilir. Asıl tehlike ise birden fazla tür sınırlı kaynaklara sahip aynı niş için savaşmaya başladığında baş gösterir. Hatta bu durum nihayetinde bir yok oluşa dahi neden olabilir.

 

5) Kendini Koruma İçgüdüsü

Bir organizma DNA’sında taşıyacağı güçlü bir kendini koruma içgüdüsü olmaksızın zamanla ortadan kaybolma ve nihayetinde söz konusu DNA’yı tamamıyla ortadan kaldırma eğiliminde olur. Elbette ki işbirliği de önemlidir, ancak kendini koruma içgüdüsü tüm organizmalarda güçlüdür ve çevrelerindeki kişilere yönelik şiddetli, düzensiz ve/veya yıkıcı davranış kalıplarına neden olabilir.

 

6) Replikasyon

Biyolojik yaşamdaki çeşitliliğin temelini yüksek duyarlıklı replikasyon oluşturur.(Replikasyon hücre, organizma ya da molekül gibi örneklerin tam olarak kopyalanmasıdır. DNA molekülü her hücre bölünmesi öncesinde kendisini eşleyerek kalıtsal bilginin yavru hücrelere eşit miktarda dağılımını sağlar) Replikasyonun temel birimi fiziksel yapı taşlarından inşa edilecek döl/ürün için sağlam bir plan oluşturan DNA molekülüdür. Replikasyon iş hayatı için de önemlidir, çağrıştırdığı bilgi yedeklemesi fikri işin devamlılığını sağlayabilir.

 

7) Kooperasyon/İşbirliği

Rekabet çoğu biyolojik sistemi tanımlayabilir, ancak çeşitli düzeylerde kooperasyon/işbirliği de en az bu dinamik kadar önemlidir. Öyle ki bir bakteri ile basit bir hücrenin birleşimi muhtemelen ilk karmaşık hücreyi hatta ve hatta çevremizde gördüğümüz bütün yaşamı yaratmıştır. Kooperasyon olmadan hiçbir grup var olamaz ve grupların işbirliği çok daha da karmaşık versiyondaki yapıları ortaya çıkarır. Kooperasyon ve rekabet birden fazla boyutta ve bir arada var olma eğilimindedir.

Bu konuya “Mahkumun İkilemi” adında bir strateji oyunundan örnek verebiliriz. Bu senaryonun amacı mahkumları ikileme sokarak kendileri için doğru olan kararı vermemelerini sağlamaktır. Mahkumlar itiraf etmenin ve sessiz kalmanın ikilemi içerisinde kıvranırlar. Yani ihanet mi edeceklerine yoksa işbirliğini mi tercih edeceklerine karar vermeye çalışırlar. İş birliği yapmaları her iki taraf içinde avantajlı olacaktır, ancak içlerinden biri hile yapar diğerine ihanet ederse avantaj üstünlüğü kendisine geçecektir. Bu model ekonomik hayat, savaş ve pratik hayatın farklı pek çok alanında kullanılabilir. Mahkumun ikilemi teorik olarak kötü bir sonuca yol açmasına rağmen, gerçek dünyada böylesi bir işbirliğinin çok daha iyi sonuçlar doğuracağı bilinmeli ve peşine düşülmelidir.

 

8) Hiyerarşik Yapı

Karmaşık yapıdaki pek çok organizma nasıl organize olmaları gerektiği konusunda içgüdülerine güvenirler. Nihayetinde hepsi hiyerarşik yapının bir parçası haline gelmese dahi çoğu için durum budur- özellikle de hayvanlar alemi için. İnsanlar bu hiyerarşinin dışında olduklarını düşünmeyi severler, ancak hiyerarşiye yönelik bu içgüdüyü tıpkı herhangi bir organizma kadar güçlü ve derinden hissederler. Buna, kanıt olarak Stanford Hapishane Deneyi(insanların sosyal rollere ya da güce verdiği tepkiyi gardiyanlar ve mahkumlar üzerinden inceleyen bir deney) ve Milgram Denemeleri(insanların otoriteye boyun eğme süreçlerini irdeleyen psikolojik deney)örnek gösterilebilir. Bugünkü gibi güç unsuru üzerine kurulu bir hiyerarşi söz konusu olduğunda -özellikle de stres veya belirsizlik durumları ile başa çıkabilmek için- bir liderin rehberliğine ihtiyaç duyarız.  Bu nedenle, otorite figürleri isteseler de istemeseler de iyi davranmak gibi bir sorumluluğa sahiptir.

Mutlaka okuyun: Otorite İlkesi Nedir?

 

9) Teşvikler/Pekiştirmeler

Canlıların çoğu hayatta kalmak adına hayatın kendilerine sunduğu tüm teşviklere karşılık verirler. Bu anlayış biyolojinin de yapı taşını oluşturur. Sürekli teşvikler/pekiştirmeler, biyolojik bir varlığın davranışlarında sürekliliğe-bir dereceye kadar- sebep olacaktır. Bu durum insanlar için de geçerlidir ve onlar biyolojinin teşvik odaklı doğasının harika birer örneğini oluştururlar; ancak, insanlara yönelik teşvikler gizli ve soyut doğaları nedeniyle de karmaşıktır. Temel kural, şu hayatta neyin işe yaradığını veya ödüllendirildiğini fark edip söz konusu davranışı tekrar etmektir.

 

10) Enerji Çıkışını En Aza İndirme Eğilimi (Zihinsel/Fiziksel)

Termodinamik ile sınırlı enerji ve kaynaklara ulaşmak uğruna kıyasıya bir rekabetin hüküm sürdüğü günümüz dünyasında biyolojik bir organizmanın sahip olduğu enerjiyi boşa harcaması hayatta kalma konusunda ciddi bir dezavantaj yaratacaktır. Bu nedenle, çoğu durumda genel eğilimin mümkün olduğunca az enerji kullanımına yönelik olduğunu görürüz. İş hayatında da aynı kural geçerlidir.

Mutlaka okuyun: Pareto Prensibi Nedir?

 

d) Sistemler:

1) Geri Besleme Döngüleri

Tüm karmaşık sistemler döngünün sürekli hareketinden kaynaklanan üst düzey etkili pozitif ve negatif geri besleme döngülerine (A, B’ye neden olur, bu da A (ve C) ve benzerlerini etkiler) tabidir. İnsan vücudunun temel ihtiyaçlarının oluşturduğu homeostatik bir sistemde sistemin dengesini korumak adına A’daki bir değişiklik- insanın vücut ısısı veya bir işletme kültürünün işleyişi gibi- B’deki tam zıttı bir değişiklikle desteklenir. Otomatik geri besleme döngüleri, herhangi bir dış kuvvet döngüyü değiştirmediği sürece veya değiştirinceye kadar “statik” bir ortam sağlarlar. “Kaçış geri besleme döngüsü” ise bir reaksiyonun kendi katalizörü (oto-kataliz) haline geldiği durumu açıklar.

 

2) Darboğazlar ve Kısıtlamalar

Darboğazlar, bir akışın (somut veya soyut) durdurulduğu yeri açıklar, böylece sürekli hareket kısıtlanmış olur. Tıpkı tıkalı bir arterde veya tahliye borusunda olduğu gibi, herhangi bir mal veya hizmetin üretimindeki bir darboğaz küçük olsa da kritik derecede orantısız bir etkiye sahip olabilir. Bununla birlikte, darboğaz ve kısıtlamaların birer ilham kaynağı olabilmeleri de mümkündür, çünkü bizi başarıya ulaşmak için alternatif yollar olup olmadığı üzerine yeniden düşünmeye zorlarlar.

Mutlaka okuyun: Kriz Nasıl Fırsata Çevrilir?

 

3) Homeostaz ve Denge

Homeostaz, organizma içinde normal dengenin korunması halidir. Sistemlerin değişen bir ortamda dahi düzgün çalışmalarını sağlayan bir denge durumu kurmak adına öz düzenleme yaptıkları süreci ifade eder. Çoğu zaman denge şaşsa da organizmalar kendilerini dış dünyaya uyarlamaya yılmaksızın devam etmelidir. Pilotlar misali vücut sistemlerimiz de çoğu zaman belirli bir rotayı takip eder. Homeostatik bir sisteme ait her şey vücut sistemimizi belirli bir denge aralığında tutmaya katkıda bulunur. Bu nedenle, tıpkı vücudumuzda olduğu gibi gündelik hayatta da bu denge aralığının sınırlarını iyi belirlemeye çalışmalıyız.

 

4) Ölçek

Sistemlere ilişkin en önemli ilkelerden biri de ölçeğe duyarlı olmalarıdır. Özellikler (veya davranışlar), onları yukarı veya aşağı ölçeklendirdiğiniz vakit değişme eğilimindedir. Karmaşık sistemleri incelerken her daim söz konusu sistemi gözlemlediğimiz, analiz ettiğimiz veya tahmin ettiğimiz ölçeği kabaca belirlemek zorundayız.

 

5) Azalan Verim/Getiri Yasası

Ölçekle bağlantılı bir diğer konu ise azalan verimler yasasıdır. Gerçek dünyaya ilişkin en önemli gerçek sonuçlar dahi artımlı değerin nihai olarak azalmasına tabidir. Örneğin bir iş yerinde çalışan sayısı arttıkça yeni gelen çalışanların sağlamış olduğu fayda azalmaktadır.  Çünkü belli bir sayıdan sonra çalışanlara iş bile verilemeyeceği için boşta kalmaları, hatta boşta kalanların iş yapanları rahatsız edip verimi düşürmeleri söz konusudur. Ya da fakir bir aileyi örnek verelim: Onlara geçinmelerine yetecek parayı verdiğinizde artık fakir olarak anılmazlar. Ancak belirli bir noktadan sonra elde ettikleri bu ek gelir dahi evi döndürmeye yetmeyecektir; zira azalan verim yasası işlemeye başlar. Bu kanun negatif yönlü sonuç doğuracaktır- gereğinden fazla para almak yoksul aileyi tamamıyla yok edecektir.

 

6) Dalgalanma

Sigorta şirketleri veya abonelik hizmetleri bu kavramının farkındadır – çünkü şirketler her yıl belli sayıda müşteri kaybeder ve yenilerini edinmeye uğraşırlar. Daha önce “Kırmızı Kraliçe Etkisi” olarak adlandırılan modelde de gördüğümüz gibi yalnızca ayakta durmakla yetinmeniz kaybetmeyi çoktan kabullendiğiniz anlamına gelir. Dalgalanma farklı pek çok iş veya bireysel sistemde mevcuttur: Sabit bir değer periyodik olarak kaybedilir ve bu rakamın üstüne yenileri eklenmeden yani rakam artmadan evvel durumu değiştirmeye odaklanmanız şarttır.

Mutlaka okuyun: Müşterileri Elde Tutma Stratejileri

 

7) Tercihli Bağlanma (Kümülatif Avantaj)

Ödüller söz konusu olduğunda mevcut liderin aslan payını aldığı diğerlerinin ise pek de önemsenmediği durumlarda tercihli bağlanma oluşur-tıpkı servet veya ödülün kişilere ellerinde mevcut olan miktara göre dağıtılması yani zenginlerin daha çok pay alıp daha da zenginleşmeleri gibi. Böylece liderlerin mevcut durumu koruma veya geliştirme eğilimi doğar.  Güçlü bir networke sahip olmak kümülatif avantaja iyi bir örnektir; zira en büyük pazarın 10 katı fazla alıcıya ya da satıcıya sahip bir pazarın tercihli bağ dinamiğine sahip olma eğilimi çok daha yüksek olacaktır.

 

8) İndirgenemezlik

Çoğu sistemde karmaşıklık, minimumlar, zaman ve uzunluk gibi indirgenemez kantitatif/niceliksel özellikler mevcuttur. İndirgenemezlik seviyesinin altında olduğunuzda ise istenen sonucun ortaya çıkması imkansızdır. 9 kadını bir araya getirerek 1 ayda bebek dünyaya getiremezsiniz veya bir başkası başarılı bir şekilde üretilmiş bir otomobili yalnızca tek bir parçaya indirgeyemezsiniz.

 

9) Güvenlik Marjı ve Yedekleme Sistemleri

Benzer şekilde mühendisler de tüm hesaplamalara hata payı marjı ekleme alışkanlığı geliştirmiştir. Belirsizliklerle dolu günümüz dünyasında tam 9,000 ton ağırlığı taşımak için inşa edilen bir köprü üzerinde 8900 tonluk bir otobüsle gezinmek nadiren akıllıca bir adım olarak algılanır. Anlayacağınız, en modern köprüler dahi yıkılabilir. Fizik kurallarını bir kenara bırakmak zorunda olduğumuz gündelik hayatta ise yapacağımız tek şey kendimize tıpkı köprü sistemleri kadar sağlam ve güvenilir marjlar sunmak olacaktır.

Mühendislik mesleğinin bir diğer kritik modeli ise yedekleme sistemleridir. İyi bir mühendis hiçbir zaman sistem bileşenlerinin mükemmel olacağını varsaymaz. Tüm sistemin bütünlüğünü korumak adına ihtiyaç fazlası oluşumlara girişir. Bahsettiğimiz bu sağlamlık prensibi uygulanmaksızın somut ve soyut sistemler zamanla başarısız olma eğiliminde olacaktır.

 

10) Algoritmalar

Kesin olarak tanımlanması zor olsa da, algoritma otomatik bir kurallar kümesine veya istenen bir sonuca yol açacak bir dizi adım veya eyleme öncülük eden ve genellikle “ise…o zaman” söz öbekleri ile ifade edilmekte olan bir “taslak plan” dır. Algoritmalar en çok modern bilgisayarlarda kullanılır, fakat biyolojik yaşam için de kritik bir öneme sahip olurlar. Örneğin, insan DNA’sı da kişiye özgü bir algoritma içerir.

 

11) Kritiklik

Bir sistem, bir seviyeden diğerine atlarken değişime uğrarsa tehlikeye açık olur ve durum kritik bir hal alır. Seviye değişiminden önceki son birimin marjinal faydası, öncesinde gelen herhangi bir birimden çok daha fazladır. Bu konuya ilişkin en sık verilen örnek ise belirli bir sıcaklığa ulaştığında sıvıdan buhara dönüşen sudur. “Kritik kütle” ya da eşik kütlesi ise bir nükleer sistemde kritik bir olayın meydana gelmesi için gereken kütleyi ifade eder.

 

12) Ortaya Çıkma/Oluşum

Üst düzey davranışlar, düşük dereceli bileşenlerin etkileşiminden ortaya çıkar.  Sonuç genellikle doğrusal olmaz- basit bir ek yapma meselesi de değildir – daha ziyade doğrusallıktan uzak veya üsteldir. Ortaya çıkmış, yani meydana gelmiş bir davranışın bir diğer önemli özelliği ise yalnızca bileşen parçalarını inceleyerek öngörülemeyecek oluşudur.

Mutlaka okuyun: Yüzde 10 Kuralı: Küçük Adımlarla Büyük İlerleme Kaydetmek

 

e) Aritmetik/Matematiksel Beceri:

1) Dağılımlar

Normal dağılım, doğru bir şekilde örneklendiğinde anlamlı bir merkezi “ortalama” ve giderek daha nadir görülecek standart sapmalara sahip bir çan eğrisinin herkesçe bilinen grafik temsilini oluşturan istatistiksel bir süreçtir. (“Merkezi limit” teoremi olarak da anılır.) İyi bilinen örnekleri arasında bireylerin boy ve kiloları arasındaki dağılıma ilişkin grafikler yer alır, ancak özellikle de sosyal sistemler gibi somut olmayan sistemlerde yaygın pek çok sürecin normal dağılımı takip etmediğini bilmek önemlidir.

 

2) Bileşim

Einstein’ın bileşimi bir dünya harikası olarak gördüğü söylenir. Bu görüş abartılı olabilir, ama yine de bileşimin bir harika olduğu gerçeğini değiştirmez. Ticari açıdan bakıldığında ise bileşim sabit meblağa faiz eklediğimiz ve hem mevcut meblağı hem de yeni eklenen faizle oluşanı kat be kat artıran bu sürecin sonsuza kadar devam ettiği işlemleri tanımlar.

Bileşim süreci doğrusal veya katkısal değil, üstel bir etki sağlar. Üstelik bileşime tabii olan tek şey para değildir; fikirler ve ilişkiler de bu kapsamdadır. Somut dünyada bileşim daima fiziksel sınırlara ve azalan getirilere tabidir; ancak soyut varlıklar çok daha serbest bir şekilde birleşebilirler. Bileşimler aynı zamanda paranın zamanla değer kazanmasına da sebep olur ki bu görüş modern finansın temelini oluşturmaktadır.

Mutlaka okuyun: Paranızı Güvenli Bir Şekilde Her Yıl İkiye Katlamanın Yolu

 

3) Büyük Sayılar Yasası

Olasılığın temel varsayımlarından biri, bir olaya ilişkin örnek sayısı arttıkça gerçek sonuçların beklenenler üzerinde birleşeceği düşüncesidir. Yazı tura atma oyunundan örnek verelim. Bir para on defa atıldığında üst üste sekiz kez yazı gelebilir ya da dokuz tura bir yazı olabilir, ama bir para beş bin kere atılırsa yazı ya da tura gelme yüzdesi birbirine çok yakın olacaktır. Büyük sayılar yasası önemlidir, çünkü rastgele olaylardan kararlı uzun-vadeli sonuçlar alınacağını garanti eder.

 

4) Sıfır ile Çarpma

Ortalama bir eğitime sahip her birey bir sayı ne kadar büyük olursa olsun, sıfır ile çarpıldığı vakit sonucun sıfır olacağını bilir. Bu, matematiksel sistemlerde olduğu kadar insani sistemlerde de geçerlidir. Öyle ki kimi sistemlerde bir alandaki başarısızlık diğer tüm alanlara sirayet eder ve nihai çabayı olumsuz etkileyebilir. Basit bir çarpım ile de gösterebileceğimiz üzere “sıfır” ı düzeltmek diğer alanları genişletmeye çalışmaktan çok daha büyük bir etkiye sahiptir.

 

5) Cebirsel Eşdeğerlik

Cebir, görünüşte farklı olan iki şeyin aynı olabileceğini matematiksel açıdan yani soyut olarak göstermemizi sağlar. Sembollerle oynamak suretiyle insanlığı kullanımı henüz anlatılmamış mühendislik sırları ila teknik yeteneklere yönlendiren eşdeğerlik veya eşitsizlik ile tanıştırabiliriz. Bu konunun temellerini bilmeniz pek çok önemli sonucu anlamanızı sağlayacaktır.

 

6) Rastgelelik

İnsan beyni bunu anlamakta ne denli zorlansa da içinde yaşadığımız dünya çoğunlukla rastgele; sıralı ya da ardışık olmayan olaylar bütününden oluşur. (*Rastgelelik, olaylarda belirli bir modelin veya öngörülebilirliğin olmama halidir. Rastgele olaylardan, sembollerden ya da adımlardan oluşan bir dizi herhangi bir mantık kombinasyonu ya da model ile uyumluluk göstermez.)Kontrolümüz dışında gelişen şeyleri sıradanlaştırdığımız vakit rastgeleliğin yaratacağı etkinin bizi kandırmasına izin vermiş oluruz. Bu kandırmacayı düzeltmediğimizde ise olayları olduğundan çok daha öngörülebilir olarak görme eğilimine kapılır ve adımlarımızı buna göre atarız.

 

7) Ortalamaya Doğru Regresyon

Normal dağılıma tabi bir sistemde, ortalamadan uzak sapmalar artan sayıda gözlemle söz konusu ortalamaya geri dönme eğilimi gösterecektir. Büyük Sayılar Kanunu da bu görüşü savunur. Ortalamaya doğru regresyon her daim aklımızı çeler, tıpkı bir hastanın bitkisel bir ilaç kullanır kullanmaz iyileşmesi ya da aynı ilacı kullanan kötü performanslı bir spor takımının kazanma çizgisine yaklaşması gibi… İstatistiksel olarak muhtemel olayları nedensel olaylarla karıştırmamalıyız.

 

8) Yüzey Alanı

Üç boyutlu bir nesnenin yüzey alanı nesnenin dışını kaplayan yer miktarını ifade eder. Yani, yüzey alanınız ne denli büyükse çevrenizle o denli fazla temas halinde olursunuz. Kimi zaman yüksek bir yüzey alanına sahip olmak çok daha makuldür. Örneğin, akciğerlerimiz ve bağırsaklarımız oksijen ve besinlerin emilimini arttırmak adına büyük bir yüzey alanına sahiptir. Diğer zamanlarda ise yayılım miktarını azaltmak adına internete maruz kalma süremizi sınırlamak vb. yollara başvurur yüzey alanını olabildiğince düşürürüz.

 

9) Global ve Yerel Maksimum

Bir matematiksel fonksiyonun maksimum ve minimum değerleri, alanı üzerindeki en büyük ve en küçük değeri ifade eder. Global maksimum adı verilen tek bir maksimum değer olduğu varsayılsa da belirli bir aralığa özgü çok daha küçük bir zirve değeriyle karşılaşmak da mümkündür-buna yerel maksimum adı verilir. Global ve yerel maksimumlar, zirve noktalarını belirlememize yardımcı olur ve yükseliş ya da düşüş potansiyelimizi ölçer. Dahası bizlere kimi zaman yükselmek için dibe vurmak gerektiğini hatırlatırlar.

 

f) Mikroekonomi:

1) Fırsat Maliyetleri

Biz insanlar bir şeyi elde etmek için diğerinden feragat etmek durumunda kaldığımız değiş tokuş temelli bir dünyada yaşarız.  Fırsat maliyeti, iktisadi bir seçim yapılırken vazgeçilmek zorunda kalınan ikinci en iyi alternatifi ifade eder. Ekonomi teorisine göre insanlar ve şirketlerin ihtiyaçları sonsuz fakat eldeki kaynaklar kıttır. Dolayısıyla ne insanlar ne de şirketler istedikleri her şeyi istedikleri anda elde edemezler. Bu durumda seçim yapmak zorunda kalırlar. Anlayacağınız, fırsat maliyeti kavramı her şeyi yönetmektedir.

 

2) Yaratıcı Yıkım

Ekonomist Joseph Schumpeter tarafından ortaya atılan “yaratıcı yıkım”kavramı oluşan yeni olguların, diğer olguları eskiteceğini ve zamanla yıkacağını savunan görüştür, ayrıca yeni bir sistem üretmek için eski sistemi yok etmek gerektiğini de savunur. İşleyen bir serbest piyasa sistemindeki kapitalist süreci açıklar. Kişisel teşviklerle (ancak bunlarla sınırlı olmamakla birlikte) motive edilen girişimciler, bitmek tükenmek bilmez bir yaratıcı üstünlük oyununa hapsolur ve burada eski fikirleri yok etme ve yeni teknolojilerle değiştirme konusunda birbirleri ile kıyasıya bir mücadeleye girişirler. Bu noktada dikkat edilecek tek şey geride kalmamaya odaklanmaktır.

 

3) Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisi

İskoç iktisatçı David Ricardo alışılmadık ve sezgisellikten uzak bir içgörü geliştirmiştir: Bir grubun bir malı göreceli olarak daha az maliyetle üretebildiği durumlarda ticaretin ticaret yapan iki taraf için de nasıl faydalı olacağını anlatan bu görüş dış ticaretin de temelini oluşturmuştur. Önemli olan üretimdeki mutlak maliyet değil fakat fırsat maliyetidir. Kişi, işletmeler veya ülkeler, bir konuda rekabet avantajına sahip olsalar dahi birbirleriyle ticarete girişebilirler. Karşılaştırmalı üstünlük fırsat maliyetinin en somut örneklerinden birini oluşturur, zira bir işletme ticaret yapma imkanına sahip olduğu vakit o güne kadar en iyi yaptığı işten ve bu konudaki üretkenliği neticesinde elde ettiği gelirden feragat edebilir.

 

4) Uzmanlaşma

İskoç ekonomist Adam Smith de serbest piyasa sisteminde uzmanlaşmak suretiyle elde edilen avantajları vurgulamıştır. Smith, her biri ürün üretimine ilişkin her adımı bilen ya da her adımda yer almış bir grup işçiye sahip olmak yerine, işçilerin her birini farklı bir iş alanı konusunda uzman hale getirmenin çok daha verimli olduğunu açıklamıştır. Tabi işçilerin tamamının bu uygulamanın parçası olması mümkün değildir, bu da uzmanlaşma modelinin dezavantajlı yanını oluşturur.

 

5) Piyasa Kontrolü

Satrançta kazanmak için potansiyel hareketliliği en üst düzeye çıkarmak ve maksimum taş hareketini kontrol edebilmek için genellikle satranç tahtasının orta bölümünün kontrolünü ele geçirmek gerekir. Aynı strateji iş dünyası için de geçerli olup karlı bir eyleme dönüşebilir- ünlü petrol zengini John D. Rockefeller’ın petrol ticaretinin ilk zamanlarında rafineri işletmesini kontrol altına alması ya da yazılım ticaretinin ilk günlerinde Microsoft’un işletim sistemi piyasasının kontrolünü tamamıyla ele geçirmesi örneklerinde de görüldüğü gibi.

 

6) Ticari Markalar, Patentler ve Telif Hakları

Bu üç kavramın amacı girişimci bireylerin ürettikleri yaratıcı çalışmaları korumaktır, böylece yaratıcı eylemlere ilişkin ek teşvikler sağlanır ve bireyin yaratıcılık duygusu körüklenir. Nihayetinde ise kapitalizmin temeli sayılan yaratıcı yıkım modeli teşvik edilmiş olur. Bu türden koruma sistemleri olmaksızın bilgiye ve yaratıcılığa yönelik çalışmaların özgürce dağıtılması mümkün olmaz ve girişimciler savunmasız kalırlar.

 

7) Çifte Kayıt Usulü Muhasebe

Modern kapitalizmin harikalarında bir diğeri de 14. yüzyılda Cenova’da ortaya çıkan defter tutma/muhasebe sistemidir. Çift kayıt yöntemi; her muhasebe işlemi veya olayının karşılıklı olarak en az iki hesaba kaydedilmesiyle borçlu ya da alacaklı hesap ya da hesaplara ait tutarların eşitliği ilkesini esas alır. Doğru uygulandığında potansiyel muhasebe hatalarını fark etmenize ve kayıtların eksiksiz tutulmasına, sonuç olarak da doğru adımların atılmasına olanak tanır.

 

8) Fayda (Marjinal, Azalan, Artan)

Herhangi bir malın/ürünün ek birimlerinin kullanışlılığı ya da faydası ölçeğe göre değişkenlik gösterir. Marjinal fayda bir malın tüketilen her ek bir biriminin daha önce tüketilmiş birimlerden elde edilen toplam faydada yarattığı değişikliği gösterir. Özet olarak son tüketilen birimin faydasıdır. Ancak, bu fayda bir noktada azalabilir. Bir malın aşırı tüketimi, eklenen her birimden alınan faydayı giderek azaltır. Hatta tüketime devam edilirse, bir süre sonra fayda sıfıra iner ve bundan sonra yeni birimler tüketiciye faydadan çok zarar vermeye başlar. Yani, ek birimlerin fayda fonksiyonun birbirinden bağımsız şekilde bir yukarı bir aşağı oynadığı yani “kritik noktalarda” seyrettiği görülür.  Örneğin, susuz bir adama su vermeniz ekleyeceğiniz her yeni bardakta-her ek birimde-azalan bir marjinal faydaya sahip olacaktır-öyle ki yeterli birime ulaşmakla kalmayıp bu miktarı aştığınızda kişiye rahatsızlık verir hatta onu ölüme sürüklersiniz.

 

9) Arbitraj

Aynı malı satan iki ayrı piyasayı düşünün. Söz konusu malın bir piyasadan alınıp diğerine karla satılabilmesi durumunda arbitrajdan söz edebiliriz. Bu sistem gizlenmiş formlarda da kendini gösterebilir: Örneğin 50 km içinde bulunan tek benzin istasyonu da bir arbitraj örneği oluşturur, zira benzini istenilen karla satabilecek veya alabilecektir-en azından fark edilene kadar. Neredeyse tüm arbitraj durumları keşfedildikleri müddetçe ortadan kaldırılmaya mahkumdur.

 

10) Arz ve Talep

Biyolojik ve ekonomik yaşamın temel denklemi gerekli malların tedarikinin sınırlı olması ve bu mallara yönelik rekabet üzerine kurulmuştur. Biyolojik varlıkların sınırlı miktardaki kullanılabilir enerji için rekabet etmesi misali ekonomik varlıklar da sınırlı müşteriyi işletmelerine çekmek ve ürünlerine yönelik sınırlı talebi artırmak uğruna mücadele ederler. Belirli bir mal için arz ve talebin eşit olduğu noktaya ise denge adı verilir. Ancak, gündelik hayatta denge noktalarının dinamik ve değişken olması beklenir, asla durağan olmazlar.

 

11) Kıtlık

Oyun teorisi çatışma durumlarına, sınırlı kaynaklara ve rekabete açıklık getirir.( Teorinin temelini, farklı davranış biçimlerinin ortaya çıkacak sonucu nasıl etkileyeceği sorusu oluşturur.) Peki, belirli bir koşulda ve sınırlı miktarda kaynak ve zamana sahip olunacağı gerçekleri göz önüne alındığında, rakiplerin ne tür kararlar vermeleri beklenir ve bunlardan hangileri işlevseldir? Bu noktada kıt bulunan bir şeyin daha çok talep göreceği ve kıtlığın bir kara dönüştürülebileceği gerçeği göz önünde bulundurulmalıdır.

Mutlaka okuyun: Kıtlık İlkesi Nedir? Satışları Artırmak İçin Nasıl Kullanılır?

 

12) Bay Piyasa(Bay Market)

“Bay Piyasa” karakteri yatırımcı Benjamin Graham’ın finansal piyasaların değişkenliğini yansıtan “Akıllı Yatırımcı” adlı ufuk açıcı kitabında yer alır. Graham’ın da açıkladığı gibi pazarlar kimi zaman bizi mutlu eden kimi zamansa ters tarafından kalkmış huysuz birer komşu gibidir – yatırımcı olarak göreviniz kötü modda olduğunda kendisinden yararlanmak, iyi modda olduğunda ise ona bir şeyler satmaktır.

Mutlaka okuyun: Acemiler İçin Borsada Para Kazanma Rehberi

 

g) Ordu ve Savaş:

1)Cephe Görüşü

En çok başvurulan askeri taktiklerden biri de karar vermeden önce “cepheyi bizzat görme” alışkanlığıdır- hatalı ya da ön yargılı davranabilecek danışmanlara, haritalara ve raporlara bel bağlanmak her daim doğru bir tavır olmaz. İşletme liderleri, cepheyi bizzat görmek suretiyle yalnızca birinci elden bilgi edinmekle kalmaz, aynı zamanda ikinci el bilgilerin kalitesini de artırmış olur.

 

2)Asimetrik Savaş

Asimetrik savaş, güçsüz olan askeri birliklerin güçlü olana karşı yürüttüğü gayrinizami(düşük yoğunluklu çatışma) harp unsurlarını da barındıran savaş yöntemidir. Asimetri modeli, savaş nedeniyle bir tarafın diğer tarafa karşı “farklı kurallarla oynayacağı” uygulamalara yol açar. Bu model genellikle sınırlı kaynaklara sahip bir ayaklanma yoluyla hayata geçirilir. Rakiplerini alt etmesi mümkün olmayan asimetrik savaşçılar ise tıpkı terörizmin gerçek anlamdaki yıkıcılığı ile orantısız bir korku salması misali farklı taktiklere başvururlar.

 

3)İki Cepheli Savaş

İkinci Dünya Savaşı, iki cepheli savaşın en somut örneğini oluşturmaktadır. Rusya ve Almanya düşman olduktan sonra, Almanya birliklerini bölmeye yani onları her iki cephedeki etkisini zayıflatma pahasına da olsa ayrı cephelere göndermeye zorlanmıştır. Pratikte iki cepheli bir savaş başlatmak faydalı bir yöntem olabilir, tıpkı rakiplerine odaklanmak için şirket içi çatışmaları görmezden gelen işletmelerde olduğu gibi.

 

4)Kontrgerilla Harekatı

Asimetrik savaş her ne kadar etkili bir yöntem olsa da, zaman içinde rakiplerin karşı direnişe yönelik bir dizi strateji geliştirmeleri muhtemeldir. Son zamanlarda önemli ek kazançlar getirecek karşı ayaklanma planlarının geliştirilmesi fikri ön plandadır. Kısasa kısas bir yaklaşım veya rekabet genellikle isyana ve karşı koymayı elzem kılan bir geri besleme döngüsüne yol açacaktır.

 

5)Karşılıklı Garantili İmha

Bu, nükleer silahların kullanımını caydırmak için geliştirilmiş bir askeri stratejidir. Bir miktar çelişkili dursa da iki rakip ne kadar güçlü olursa birbirlerini yok etme olasılıklarının o denli az olacağı savunulur. Karşılıklı olarak güvence altına alınan bu imha süreci, yalnızca küresel nükleer savaş başlıklarında değil, rakipler arasındaki yıkıcı fiyat savaşlarından kaçınmada yani iş hayatına özgü durumlarda da gündeme gelir. Yine de, günümüz dünyasında karşılıklı garantili imhaya dair yıkım senaryolarının olası bir hata durumunda yıkımı daha şiddetli hale getirebileceği gerçeği unutulmamalıdır.

h) İnsan Doğası ve Muhakeme Gücü:

1) Güven

Modern dünya güven üzerine inşa edilmiştir. Güvenilir bir aileye sahip olmak bizlere bahsedilmiş bir hediyedir(aksi takdirde hayatta kalma mücadelemiz bir cehenneme dönüşür), ancak zamanla şeflere, katiplere, şoförlere, fabrika işçilerine, yöneticilere ve diğer pek çok kişiye güvenmeyi de öğreniriz. En verimli çalışan sistem en güvenilir olandır; zira güven kaynaklı ödüllerin değerine paha biçilmez.

 

2) Teşvik ve Ön Yargı

Teşviklere son derece duyarlı olan insanlar için belki de en zor olanı hayvanlar alemine özgü-içgüdüsel nitelikteki-teşvik setlerini anlamlandırmaktır. Bu belirsizlik, kendi çıkarlarımıza uygun olan her durumda düşünceleri çarpıtmamıza neden olur. Bu konuda verebileceğimiz en somut örnek ise sattıkları ürünün kullanıcıların hayatını değiştireceğine gerçekten inanan satıcılardır. Öyle ki yalnızca satış stratejileri değil; ürünü satmaları gerçeği dahi satıcının zihnini perdeleyecek denli güçlü bir ön yargı oluşturabilir.

 

3) Klasik Koşullanma

Ivan Pavlov, hayvanların sadece doğrudan teşviklere/uyarıcılara değil, aynı zamanda o uyarıcılarla ilişkilendirilebilecek diğer nesnelere de aynı şekilde cevap verebileceğini göstermiştir; bir zil sesi ile salya akıtan deney köpeğini hatırlayın. İnsanlar için de durum aynıdır ve doğrudan gelen etkilerin/uyarıcıların yanı sıra geçmiş çağrışımlar kaynaklı duygulara ya da soyut nesnelere karşı da olumlu ve olumsuz hisler geliştirebilirler.

 

4) Kıskançlık

İnsanlar kendilerinden çok daha fazlasına sahip olanlara karşı kıskançlık hissetme ve zamanla onlara ait olanı kendilerine almaya ilişkin karşı konulmaz bir arzu duyarlar. Kıskançlık eğilimi, aksi takdirde irrasyonelliğe kaçan davranışları yönlendirecek denli güçlüdür ve en az insanlığın kendisi kadar eskidir. Kıskançlık eğiliminden uzak herhangi bir sistem zamanla kendini imha etme eğilimindedir.

 

5) Beğenme / Sevme veya Sevmeme / Nefret Nedeniyle Çarpıtma Eğilimi

İnsanlar, geçmiş çağrışımlar, klişeleştirme, ideoloji, genetik etki ya da doğrudan deneyime dayanarak düşüncelerini insanlar ya da sevdikleri ya da sevmedikleri şeyler lehine çarpıtma eğiliminde olurlar. Bu eğilim, sevdiğimiz şeyleri abartmamıza, sevmediğimiz şeyleri ise alabildiğine küçümsememize veya geniş ölçüde kategorize etmemize yol açar. Maalesef bu süreçte çoğu zaman en kritik nüansları kaçırırız.

 

6) İnkar

Yeterince uzun süre hayatta kalmayı başarmış herkes inkarın yıkıcı sonuçlarından haberdardır. İnkarın yıkıcı etkisi kendisini en çok eylemsizliğe/atalete kadar giden savaş veya uyuşturucu bağımlılığı gibi durumlarda gösterir. Gerçekliğin inkarı da bir çeşit gerçeklerle baş etme yöntemi ya da hayatta kalmaya yönelik bir savunma mekanizması olup kasıtlı bir taktiktir.

 

7) Bulunabilirlik Kısayolu

Bulunabilirlik kısayoluna göre daha kolay aklınıza gelen ya da daha sık karşılaştığınız durumlara göre yargıda bulunursunuz. Örneğin, fast food’un sık tüketildiği bir çevredenseniz, fast food yeme oranının fazla olduğu kanısına varırsınız. Bu, bir konuda hızla yargıya varmak ya da değerlendirme yapmak için kullanılan zihinsel bir kısa yoldur ve göze çarpan, önemli,sık ve güncel olanı kolayca hatırlama eğiliminde olduğumuzu savunur.  Beynin kendine özgü bir enerji tasarrufu vardır ve atalet/eylemsizlik eğilimleri üzerindeki kontrolümüz yok denecek denli azdır. Her detayın aklınıza yer edeceği kapsamlı bir belleğe sahip olmak nihayetinde güçten düşürücü bir deneyime dönüşebilir ve sağlıklı kararlar almanızı engeller.

 

8) Temsil Kısayolu

Temsil kısayolu, birbirine benzeyen objelerin aynı özellikleri taşıdığını düşünmeye denir. Kısacası genelleme yapmaktır. Kahneman ve ortağı Tversky temsil kısayolu kavramını şu üç ana psikolojik bulgu eşliğinde tanımlarlar:

a)Temel Oranların Hesaplanmaması

Mevcut veya gelecekteki davranışları belirleme konusunda geçmiş olasılıkları değerlendirmede başarısızlık.

b)Stereotip Eğilimi

Belirli bir nüans aramaktan ziyade geniş kapsamlı bir genellemeye gitme veya kategorilere ayırma durumu. Bulunabilirlik gibi bu eğilim de genellikle beyindeki enerji tasarrufu için elzemdir.

c) Bağlantı Hatalarını Fark Edememe

İki psikolog, bireylerin önceden tanımlanmış bir kategoriye uyma olasılıklarını ölçtükleri bir deneyde öğrencilerin deney süresince geniş, kapsamlı ancak daha az gerçekçi açıklamalara sahip bireylerdense çok daha gerçekçi bir biçimde tanımlanmış kişileri tercih ettiklerini ortaya çıkarmıştır.Gerçekçi ve güçlü açıklamalar kapsayıcı açıklamanın bir alt kümesi niteliğinde olsa da durum budur. Bu spesifik örnekler, mantığı ve olasılığı ihlal eden geniş ancak belirsiz nitelikteki açıklamalara kıyasla çok daha güvenilir kabul edilirler.

 

9) Sosyal Kanıt(Birlikten Kuvvet Doğar)

İnsanlar arılar, karıncalar ve şempanzeler gibi pek çok sosyal türden bir tanesidir. Rakamların gücüne inanma konusunda DNA temelli bir içgüdüye sahip olur ve davranışlarımızı yönlendirecek sosyal bir rehberliğe ihtiyaç duyarız. Bu içgüdü, aksi takdirde mümkün olmayacak ama grubumuz yaptığı sürece bizi de kimi zaman aynı aptalca tavrı takınmaya itecek tutarlı bir işbirliği ve kültür ortamı yaratır.

 

10) Anlatı İçgüdüsü

Anlatım yani hikayeler ile anlam yaratma ya da arama içgüdümüz nedeniyle insanlar “hikaye anlatan bir hayvan” olarak adlandırılmıştır. Öyle ki muhtemelen yazma veya icat yaratma yeteneğini geliştirmemizden çok daha önce hikayeler anlatıyor ve hikayeler eşliğinde düşünüyorduk. Dini kurumlardan tutun da şirketlere ve ulus-devletlere kadar sosyal örgütlerin hemen hepsinin temelinde bu anlatı içgüdüsü vardır.

 

11) Merak İçgüdüsü

Diğer türleri meraklı olarak adlandırmayı her ne kadar sevsek de en meraklı türün biz insanlar olduğu açıktır ve dizginleyemediğimiz bu merakın bizi kabuğumuzdan çıkaracak ve çevremizdeki dünya hakkında çok şey öğrenmemizi dahası öğrendiklerimiz sayesinde kolektif bilincimizdeki dünyayı yaratmamızı sağlayacak güç olduğu söylenebilir. Merak içgüdüsü, bilimsel proje veya girişimler vb. benzersiz insan davranışlarına ya da örgütlenme biçimlerine yol açar. İnovasyon söz konusu olduğunda da insanlar doğrudan teşviklere sahip olmasalar dahi merak duygularıyla hareket etme eğilimdedir.

 

12) Dil İçgüdüsü

Psikolog Steven Pinker, bir dili tüm gramer yapısıyla öğrenmeye ilişkin DNA düzeyindeki içgüdümüzü dil içgüdüsü olarak tanımlar. Dil bilgisinin basit bir kültürel yapı olmadığı fikri savunulur. Anlatı içgüdüsünde de değindiğimiz gibi bu türden içgüdüleri başkalarıyla da paylaşacağımız hikayeler yaratmanın yanı sıra dedikodu yapmak, sorunları çözmek ve savaşmak için paylaştığımız hikayelerde de kullanırız. Dil bilgisi kurallarına göre düzenlenmiş bir söz dizimi teorik olarak sonsuz değişkenlikte anlamlar taşır.

 

13) İlk Sonuç Yanlılığı

Charlie Munger’ın da belirttiği gibi insan zihninin işleyişi sperm ve yumurtanın çalışma sürecine benzer: ilk fikirle zihnimizin kapıları aralanır, ardından tamamen kapanır. Diğer birçok eğilim gibi bu da enerji tasarrufu sağlamanıza yardımcı olacak bir yöntemdir. İlk sonuca gözü kapalı inanma eğilimimiz, birçok hatalı sonucu kabul etmemize ve soru sormayı bırakmamıza neden olur; basit ve kullanışlı zihinsel rutinlerle bu sorunun üstesinden gelmek mümkündür.

 

14) Aşırı Genelleme Eğilimi

Genelleme yapmak önemlidir; genel kuralı anlamak için her örneği görmemize de gerek yoktur ve bu bizim lehimize işleyen bir durumdur. Sonuç için istatistiksel olarak sağlam bir temelimiz olmasa dahi az sayıda örneği alır ve bunlardan genel bir kategori yaratırız.Bununla birlikte, genelleme beraberinde büyük bir hata kümesini de getirebilir- Büyük Sayılar Yasasını unuttuğumuzda ya da yokmuş gibi davrandığımızda olacak olan budur.

 

15) Göreceli Memnuniyet / Sefalet Eğilimi

Kıskançlık eğilimi göreceli memnuniyetin en açık tezahürüdür, ancak insan mutluluğuna dair yapılmış tüm çalışmalar, kişinin memnuniyet derecesinin geçmişine veya akranlarına göre durumu ile yakından alakalı olduğunu göstermektedir. Bu göreceli eğilimler bizi büyük bir sefalete veya mutluluğa sürükleyebilir, daha da kötüsü bizi kendi davranış ve duygularımızın en zayıf yordayıcısı yapar.

 

16) Bağlılık ve Tutarlılık Yanlılığı

Psikologların sıklıkla değindiği üzere insanlar önceki taahhütlerini koruma ya da önceki benlikleri ile olabildiğince tutarlı kalma yolunda bir dizi ön yargıya maruz kalmaktadır. Bu özellik sosyal uyum için de gereklidir. Öyle ki görüşlerini ve alışkanlıklarını sürekli değiştiren insanlar güvenilmez olarak adlandırılırlar. Yine de tutarlı kalmaya yönelik ön yargımız ilk sonuç yanlılığıyla birleştiğinde aklımızdaki sorulara cevap bulamaz, somut kanıtların dahi karşısında dururuz.

Mutlaka okuyun: Bağlılık ve Tutarlılık İlkesi Nedir?

 

17) Geri Görüş Ön Yargısı

Bir olayın sonucuna bir kere vakıf olduktan sonra zamanı bir anda geri alıp zihinsel bir geri dönüş sürecine girmek neredeyse imkansızdır. Anlatım içgüdümüz olayları henüz gerçekleşmeden çok öncesinde dahi tahmin edebileceğimize ilişkin senaryolar geliştirir. Bize “Böyle olacağı zaten belliydi” dedirten şey tam olarak budur. Bu nedenle, her şeyi bilme yanılgısının esiri olmamak ve baştan beri biliyor olduğumuza çoktan ikna olduğumuz inançlarımızı yeniden incelemek adına önemli kararlara ilişkin günlük tutmanın akıllıca bir yöntem olacağı söylenebilir.

 

18) Adalet Duyarlılığı

Adalet adeta damarlarımızda akan kan gibidir. Göreceli refah duygumuzun en somut yansıması neyin adil olduğuna ilişkin bu keskin kavrayışımızdır. Adalete ilişkin her türden ihlal karşı eyleme geçiş sebebi olup ciddi bir güvensizlik durumu olarak algılanabilir. Oysa adaletin kendisi görecelidir. Belirli bir zaman diliminde adil olarak algılan bir davranış başka bir zaman için tam tersini ifade edebilir. Köleliği düşünün. Köleliğin, insan varlığının farklı evrelerinde aşırı derecede doğal ve aşırı derecede yanlış bir eylem olarak algılandığı herkesçe bilinen bir gerçektir, öyle değil mi?

 

19) Temel Atıf Hatası

Bu, bir olayın gerçekleşmesini sağlayan şartları hiçe sayıp olayı gerçekleştiren özneye yüklenme durumunu ifade eden bir zihinsel ön yargıdır.

Bu kurama göre bir olayın nedenini tanımlarken konuyu durumsal faktörleri hiçe sayarak sadece kişisel hatalara ya da doğuştan gelen özelliklere yorma eğiliminde oluruz, bu da gelecekte söz konusu davranışın tutarlılığına ilişkin abartılı çıkarımlarda bulunmamıza sebep olur. Pratikte bu varsayımın yanlışlığı çokça gözler önüne serilse dahi insanlar onlara bahşettiğimiz “doğuştan” gelen bu özelliklere uygun davranamadığı vakit şaşırmaktan kendimizi alamayız.

 

20) Stres (Kırılma Noktaları da Dahil)

Stres hem zihinsel hem de fizyolojik tepkilere neden olur ve diğer ön yargıları da büyütme eğilimine sahiptir. İnsan vücudu neredeyse tüm zihinsel ön yargıların stres karşısında daha da kötüleşeceği şekilde programlanmıştır-vücudumuz stresle karşı karşıya kaldığı vakit savaş ya da kaç tepkisine sığınır ya da tamamıyla içgüdüsel davranırız.  Stres, acele verilmiş kararlar almamıza ya da alışkanlıklarımızı bir anda terk etmemize neden olur.

 

21) Hayatta Kalma Ön Yargısı

Bu, hayatta kalanlara gereğinden fazla odaklanıp başarısız olanların neden başarısız olduklarını gözardı etmeye ilişkin ön yargıdır.

Tarih yazımı ile ilgili en temel sorun olayların daha çok zafer kazananların dilinden dökülmesidir. Yazar Nassim Taleb’in “sessiz mezar” dediği kimseleri/olayları görmeyiz – büyük ikramiye kazanamayan piyango bileti sahiplerini göremediğimiz gibi. Bu nedenle, başarıyı yetenekli bir kişinin ürünü olarak görmekten ziyade rastgele veya şans eseri bir şey olarak algılarız. Ya da başarının büyüsüne öyle bir kapılırız ki arka planda başarısız olan yüzlerce/binlerce hatta milyonlarca örneği göz ardı eder, dolayısıyla neden başarısız olduklarını anlayıp bu konuda önlem dahi alamayız. Genellikle aynı şeyleri yaptıkları halde yeterince şanslı olmadıkları için başarılı olamayan, yani kaybedenleri önemsemez, yalnızca galipleri inceleyerek olaydan tamamıyla yanlış dersler çıkarırız.

 

22) Bir Şey Yapma Eğilimi

Bu durumu can sıkıntısı sendromu olarak da adlandırabiliriz: Çoğu insan, kendilerinden gelecek herhangi bir eyleme ihtiyaç duyulmasa dahi harekete geçme eğilimindedir. Ya da bir sorunu çözmek için bilgimiz olmasa dahi çözüm üretme eğiliminde oluruz.

 

23) Çürütme/Doğrulama Yanlılığı

Bir insan istediği şeye yürekten inanır. Bu nedenle, her daim inandığımız şeyleri öne çıkarma  eğiliminde oluruz. Bu durum çoğu zaman doğrulama/onay yanlılığı olarak adlandırılır. Açık aramak yerine uzun zamandır akılda tutulan bilgeliğe ilişkin onay peşinde olmak hem enerji tasarrufu sağlayacak hem de rahat, derin ve kökleşmiş bir zihinsel alışkanlığa sahip olduğumuz anlamına gelir. Yine de, hipotez üretimi de dahil olmak üzere bilimsel tüm süreçler tam tersi bir görüşü savunur- bu yüzden çok daha işlevsel olurlar.

Modern bilim çürütme ilkesi temelinde çalışır: Bir yöntem, daha önce tanımlanmış belirli bir sonucun yanlış olduğunu kanıtlayacak nitelikte olduğu vakit bilimsel bir veri olarak adlandırılır. Sözde bilgi ve sözde bilim değiştirilemez olarak kabul edilir- astrolojide olduğu gibi onların doğru veya yanlışlığına ilişkin yorum yapamayız çünkü yanlış olduklarını gösterecek koşullar henüz oluşmamıştır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir